Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

1 Temmuz 2012 Pazar

Ömer Aşık Yolcu Mu?


Çok değil, bundan yaklaşık iki sene önce Bulls.com yazarı Sam Smith'in onun hakkında Avrupa scoutlarından aldığı bilgileri paylaştığı yazısını hatırlıyorum. Kimsenin ondan ne beklememiz gerektiği hakkında fikri yoktu. Ağır sakatlıklar geçirmiş, Fenerbahçe ile yaşadığı sorunlar nedeniyle bir süre de bu nedenle basketboldan uzak kalmıştı. Zaten basketbola geç başlamış bir uzunun yaşadığı sıkıntıları yaşıyorken, üstüne sakatlıklar ve anlaşmazlıklar yüzünden basketboldan uzak kalmak zorunda kalması onun gelişimini büyük bir oranda engeldi. Bu şartlar altında benim Ömer'den beklentim düşüktü. Bir şekilde tutunabileceğini biliyordum ama kayda değer katkı vermesi için bir kaç sene geçmesi gerektiğini düşünüyordum.

İki sene geçti üzerinden ve şimdi Ömer'e Bulls'u iyice zora sokacak bir teklif gelmesin diye dua ediyoruz. Onu bu noktaya getiren serüven başka bir yazı konusu. Bu yazının konusu ise dün gece resmi olarak başlayan serbest oyuncu pazarında Ömer'in durumu ve geleceği. Daha önce yazmıştım fakat tekrarlamakta fayda var. Herşeyden evel Ömer sınırlı serbest oyuncu. Yani Bulls, Ömer'e gelen bir teklifi Ömer'in de kabul etmesi durumunda, aynı teklifi vererek onu takımda tutma hakkına sahip. Ömer ayrıca Arenas Provizyonu olarak bilinen bir istisnaya da konu. Buna göre Ömer'e gelecek teklifin, ilk senesi tam orta düzey kontrat (Full MLE) seviyesini geçemiyor (5 milyon dolar). İkinci senesi standart bir %4.5'lik artışa sahip. Üçüncü senede ise kısıtlama kalkıyor ve takımlar maksimum kontrat seviyesine çıkabiliyor. Dördüncü senede ise %4.1'lik bir artış gelebiliyor. Eğer teklifin üçüncü senesi, %4.5'lik artıştan fazla bir artış içeriyorsa, teklifi yapan takımın, teklifin yıllık ortalaması kadar maaş sınırına sahip olması gerekiyor. Yani bir takım Ömer'e, ilk iki senesi 5 ve 5.2 milyon dolar, son iki senesi ise 12.6 ve 13.1 milyon dolarlık bir kontrat teklif edebilmesi için, maaş sınırında kontrat toplamı/kontrat yıl toplamı kadar (36 m dolar/4= 9 milyon dolar) maaş sınırı boşluğuna sahip olmalı. Şayet Bulls böyle bir kontratı karşılayarak Ömer'i takımda tutarsa, bu durumda maaş sınırı hesabında teklifin yıllık ortalaması değil, her seneye denk gelen gerçek tutar göz önüne alınacak. Ömer'in ilk iki senesi orta düzey kontrat ve standart artış, son iki senesi ise maksimum kontrat ve standart artış olarak hesaplandığında alabileceği maksimum kontrat, yaklaşık 36-37 milyon dolar civarında olabiliyor.

Dün gece gelen haberlere göre Rockets Ömer'e yıllığı 8 milyon dolara gelen bir kontrat önermiş. Arenas provizyonuna göre hesaplanırsa, bu teklifin 4 yıl olması durumunda yıllık maaş tutarı şu şekilde olmalı:

1. Yıl 5.000.000
2. Yıl 5.225.000
3. Yıl 10.648.000
4. Yıl 11.127.000
TOPLAM 32.000.000


Bu tabloda Ömer Rockets'a giderse maaş sınırında yıllık 8 milyon dolarlık bir yer tutacak. Bulls'un bu kontratı karşılayıp Ömer'i takımda tutması halinde ise, yukarıda yazan miktarlar yansıyacak maaş sınırına. Bu durumda ilk iki senesi olmasa da, üçüncü seneden itibaren Bulls maaş sınırında yeni bir 8 haneli kontrat yer alacak demektir. İşin basketbol tarafına sonra geleceğim fakat Bulls'un herşeyden önce finansal açıdan böyle bir teklifi karşılaması mantıklı değil. Takım bu sene hali hazırda lüks vergisi ödemekten nasıl kaçınacağını hesaplarken, iki seneden sonra tüm finansal esnekliği bitiren bir kontratı yüklenmek istemeyecektir. Üstelik yeni CBA ile gelen ağır lüks vergisi oranları gelecek sezondan sonra uygulanmaya başlayacak. Bulls böyle bir kontratı karşılayarak Ömer'i takımda tutsa bile, üçüncü senesi gelmeden onu takas etmenin yollarını arayacaktır ki, o noktaya gideceğini de sanmıyorum işin. Yıllık ortalaması 5-6 milyon dolarda kalan bir tekliften fazlası, Bulls için herşeyden evel ekonomik anlamda karşılanması imkansıza yakın bir teklif anlamına geliyor.

İşin finansal boyutu bir yana, basketbol açısından da bakıldığında Ömer'in böyle bir kontratı ne kadar hak ettiğini sorgulamak lazım. Özellikle Türk olarak Ömer'i daha başka seviyoruz, daha başka izliyoruz. Ancak ne olursa olsun, hücumdaki üretkenliği bu kadar sınırlıyken Ömer'e böyle bir kontrat vermek Bulls açısından büyük bir risk almak demektir. Aşık hali hazırda ligin en iyi savunmacı uzunlarından biri, çok iyi bir ribaundçu ve takım savunmasında ligin önde gelen isimlerinden biri. Blok yapamadığında dahi rakibini şutunu değiştirmeye zorlayan bir isim. Özellikle bu sene ile birlikte düz bir şekilde yükselmeyi ve faul almamayı da öğrendi. Fakat tüm bu harika savunma meziyetlerinin yanında, bu sene gelişme göstermesini beklediğim hücum tarafında kayda değer bir gelişim gösteremedi. Halen topu yakalamakta ciddi sıkıntılar çekiyor. Potaya çok yakın aldığında hemen smaçlayamazsa pozisyonları bitiremiyor. Serbest atış yüzdesi maç sonlarında sahada kalmasını zorlaştıran bir başka etken. Genel resimde Ömer şahane bir yedek uzunken, ilk 5'e yerleştirdiğinizde ise çok tek taraflı oyunu nedeniyle başka oyuncularla kompanse edilmesi gereken bir adam. Bu açıdan bakıldığında Bulls kadrosu böyle bir kadro değil. Kaldı ki Joakim Noah'ın varlığında zaten ilk 5'e yerleşmesi mümkün değil. Bulls'un harika bir yedek için böyle bir kontratın altına girme lüksü ise hiç yok. 

Rockets ya da daha teklif alması muhtemel diğer takımlar için baktığımda ise Ömer'in 8-9 milyon civarında bir teklif alması anlayışla karşılanabilir. Bu ligde potayı gerçekten koruyabilen savunmacı uzun bulmak çok zor ve Ömer bu açıdan ligin en iyilerinden biri. Fakat daha önce de belirttiğim gibi bu kontratı veren takımlar iki ihtimali göz önüne alıyor olmalılar. Ya diğer oyuncularla Ömer'in hücumsuzluğunu kompanse edebiliyor olmayı, ya da Ömer'in kendini hücumda geliştirebiliyor olmasını. Kişisel olarak her ne kadar ikinci senesinde beklediğim gelişmeyi gösteremese de Ömer'in hücumda bundan çok daha iyi olabileceğini düşünüyorum. En azından pick and roll sonrası potaya hareketli devrilirken aldığı pasları bitirebilir, hücum ribaundu sonrası küçülmeden direk potada bitirebilir ribaundlarını. Böylelikle 9-10 sayı ortalaması tutturabilir aldığı dakikalarda. Fakat maç sonunda sahada kalması için serbest atış yüzdesini mutlaka geliştirmeli. Ömer'in çalışmayı ne kadar çok sevdiğini bilen biri olarak gelişimine devam edeceğine şüphe yok. Yeterli maaş sınırı esnekliğine sahip takımlar için Ömer iyi bir hedef. Herşey bir yana Kwame Brown'un 7 milyon dolar kazandığı bir ligde Ömer'in aldığı 8 milyon dolar az bile.

Ömer açısından bakıldığında ise onun için basketbol çerçevesinde en iyi tercihin Bulls olduğunu söylemek zor. Her ne kadar şehri, takımı ve koçlarını sevse de Ömer'in aldığı dakikaların mevcut seviyesinden daha yukarı gitmesi ancak bir Joakim Noah takası ile gerçekleşebilir. Aslında bu geçen seneki kadar uzak bir ihtimal olmasa da Ömer'in en büyük avantajı seçim bir noktada kendi elinde değil. Aldığı en iyi teklifi kabul edecek ve sonra Bulls'un kendisini takımda tutmaya ne kadar kararlı olduğuna bakacaktır. Gar Forman her ne kadar Ömer'i takımda tutmak için gelen her tür teklifi karşılayacaklarını söylese de şu anda var olan resme baktığımda bunun mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ömer bir çılgınlık yapıp, Bulls'da kalmak için takımla erken bir anlaşma imzalamadıkça, koca yürek artık Bulls forması giymeyecek diyebiliriz.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Kaybederek Kazanmayı Öğrenmek


Üçlü bir araya geldiğinden bu yana, Heat taraftarı dışında kalan kesim olarak, hepimiz bunun geleceğini biliyorduk. Gelmesin istiyorduk, geçen sene gelmediğinde çok eğlenmiştik. Ama içten içe, hepimiz bir yandan, bunun eninde sonunda geleceğini biliyorduk. Sezon başladığında son noktaya varacak üç takım vardı. Rose ön çapraz bağlarını zedeleyerek sayıyı ikiye düşürdü. O ikili finalde çarpıştı ve kazanan Heat oldu.

Sezon boyunca Heat'in olası bir final eşleşmesinde OKC'yi rahat yeneceğini söyleyip durdum. Aslında finaller başlamadan önce fikrim değişmişti. Bosh'un sakatlığı sonrası tam performans veremiyor olması, Celtics serisinde süresinin kısıtlı olması ve Wade'in sakatlığının da etkisiyle dalgalı bir performans veriyor olması dengeleri eşitliyor gibi görünürken, Thunder'ın Spurs gibi makine düzeninde işleyen bir takıma karşı geriden gelip seriyi kazanırken gösterdikleri enerji ve performans 7 maçlık bir seri sonunda Thunder'ın kupayı kaldıracağını düşündürtmüştü bana. Finallerin başlaması ile gördük ki ne Bosh ne de Wade sakatlıklarının etkisinde kalmadan, vermeleri gereken performansı verebilir durumdaydı. İşin gerisi ise Lebron'a kalıyordu. O da üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği gibi yerine getirdi.

NBA'de mutlu sona ulaşmak için genellikle önce yenilgiyi tatmak gerekir. Mutlu sona ulaşabilmek için önce yenilirsin, sonra gelir kazanırsın. NBA'de kazanmayı öğrenmek, yenilmekten geçer. Bu formül her iki takıma da çok uyuyordu. Heat geçtiğimiz sezon finalleri kaybetmiş, nasıl kazanmaları gerektiğini tecrübe etmiş durumdaydı. Thunder ise ilk kez geldiği NBA Finallerinde kaybederek, kazanmayı öğrenmeliydi. Bu bir NBA Finalleri serisi değil de konferans finalleri olsaydı, sonu çok daha farklı olabilirdi. En azından 6-7 maçlık bir seri olacağına eminim. Fakat NBA Finalleri basketbol kadar mental bir savaş. Tüm dünyanın gözü üzerinizdeyken ve hatanın neredeyse hiç telafisinin olmadığı bir atmosferde artık tavana ulaşmış bir baskı altında basketbol oynamak NBA basketbolunun en üst düzey sınavı. Son maç dışında tüm maçların ne kadar yakın geçtiğini düşünün. İki üç farklı pozisyon yaşansaydı tablonun ne kadar farklı olacağını... Sonra bu durumun üzerinizde yaratacağı baskıyı düşünün...

Halen işe giderken serviste cep telefonundan izlemek zorunda kaldığım kupa töreninde neden duygulandığımı sorguluyorum. Çocukluğumdan beri Bulls taraftarıyım ve 2 senedir - League Pass sağolsun- tüm maçlarını izlediğim bu takımla inanılmaz duygusal bir bağ oluştu aramda. Halen ister istemez Rose sakatlanmasaydı o kupa belki de onun ellerinde kalkıyor olabilirdi diye düşünmeden edemiyorum. Fakat Bulls'u sevdiğim gibi basketbolu da çok seviyorum. Heat'e gittiğinden bu yana Lebron'la dalga geçmek, başka herkes kadar benim de hoşuma gitse de işin dozajının artık saçma bir noktaya varması, Lebron'un tüm etrafında (bir kısmını kendi yaratmış olsa da) yaratılan bu karşıtlık duygusu, her noktası ile dalga geçiliyor hale gelmesi ve bir şampiyonluğun tüm bunların da sonunu getireceğini biliyor olmak ister istemez beni de duygulandırdı. Üstelik bu sene ilk defa yaratıklık seviyesindeki fiziğinin ve basketbol yeteneklerinin üstüne koyma konusunda bir şeyler yapması (post oyununu geliştirmesi), ona en çok kızdığım noktayı da hafifletmişti. Lise günlerinden beri takip ettiğim (Fanatik Basket'te tam sayfa Mete Aktaş yazısı çıkmıştı hakkında) ve Cavs forması giydiği günlerde çok sevdiğim bir adamdı Lebron. (Evet, 23 numaralı Cavs Lebron formam bile var) Ben ona Heat'e gittiği için değil, kalıp kendi savaşını vermediği ya da -her ne kadar artık Wade'in takımı olmaktan çıkacağına emin olsam da- bir başkasının takımına gitmeyi kabul ettiği için çok kızdım. Kazandığı şampiyonluk kariyerinde olması gereken bir başarıydı ve bu açıdan bakınca seviniyorum ancak Bosh ve Wade ile 5 şampiyonluk kazansa dahi, Cavs'de kalıp alacağı 1 şampiyonluk kadar değerli olmayacak benim için. Yine de verdiği bu karar ve yarattıkları hava dahi, Lebron gibi bir basketbolcunun kariyerinin hak ettiği o son noktaya varamamış olması kadar beni üzemezdi.

Heat'in şampiyonluğunu sadece finaller tecrübesi ile açıklamak yetersiz kalır. Heat'in bu sene yarattığı en büyük farkların başında gelen adam Shane Battier. Ve bunu finallerinde gösterdiği harika şut performansı ile yaratmadı Battier. Savunmada yarattı. Onun rakibin en önemli dış skorerini tutabiliyor olması, Heat'e Lebron'u savunmada -ve hatta hücumda- 1'den 4 -ve hatta bazen 5'e- kadar her pozisyonu oynama esnekliği sağladı. Heat'i iyi bir savunma takımından elit bir savunma takımına çıkaran unsur da bu oldu. Spoelstra takımın handikapı olan pota altını, eşleşme sorunları yaratan 5'lerle rakibe göre kapatmayı ve hatta avantaja çevirmeyi başardı. Lebron Wade Battier Bosh Anthony (Ya da Haslem) ile uzun bir 5'le ya da Chalmers, Wade, Battier, Lebron, Bosh gibi bir 5'le oynayabiliyor olmak size rakibe göre şekil alabilme kabiliyetini sağlar ki, Spoelstra'nın koçluğunun en çok göz ardı edilen noktalarından birisi de bu. (Ve hatta geriden gelmek için Chalmers, Wade, Miller, Battier, Lebron gibi deneysel bir 5 başkası için çılgınlık olabilecekken Heat için kısa süreli de olsa sonuç veren bir 5 haline dahi geldi) Tabii ki bu esneklikte gerçek joker Lebron ancak onu 3 numaradan gönül rahatlığı ile joker pozisyonuna kaydırabilme kabiliyetini takıma kazandıran isim, Shane Battier oldu.

Hakkı verilmesi gereken bir diğer isim de şüphesiz Dwayne Wade. Takımın liderliğini Lebron'a vermesi şampiyonluk kupasını getiren etkenlerden bir diğeri oldu. Geçtiğimiz sezon bir sen at bir ben atayım mentalitesi ve takımın gerçekten kimin takımı olduğunun belirsizliği Heat'in harmonisini baltayan bir etkendi. Lebron'un normal sezonu MVP ödülü alması tartışılırken Miami seyircisinin Wade'e MVP diye tezahürat yapıyor olması bu kafa karışıklığının en büyük göstergelerinden biriydi. Bosh pozisyon ve tarz olarak tamamlayıcı role çabuk uyum sağlayan bir basketbol oynadığı için onun varlığı çok büyük sorun değildi fakat saha içinde ve dışında takımın 1 numarası olmaya alışmış iki oyuncunun bu rolü aynı anda sürdürmesi imkansızdı. Bir çok kişi hem Wade'in takımına katıldığı, hem de şahane bir pasör olması nedeniyle Lebron'un Heat'in Pippen'ı olmasını bekledi ama bu imkansızdı. Wade belki Lebron'dan daha iyi skorer olabilir. Ama dünyanın en iyi basketbolcusunun bir başka oyuncuyu tamamlaması söz konusu olamaz. Lebron'un Cavs'de bir türlü sona ulaşamamasının nedeni sürekli sadece tamamlayıcı parçaların (ki onların da çok tamamladığı söylenemez) yanında oynamak zorunda olmasıydı. Lebron maç içerisinde zaman zaman skor yükünü ve savunma ilgisini üzerinden alacak, attığı şahane pasları pota içinde bitirebilecek bir oyuncuya ihtiyaç duyuyordu. O ihtiyaca Wade'den daha iyi cevap verecek bir oyuncu bulunamaz. Her ne kadar bir çok yorumcu Wade'in sakatlıklarının buna imkan verdiğini düşünse de, Wade'in sadece saha içinde Lebron'u tamamlayan bir oyuncu olmayı kabul etmesi değil, yıllardır Tanrı'dan sonra geldiği bir şehirde bir başka oyuncunun liderliğini izlemeyi kabul etmesi böylesine büyük bir egoyu da göz önüne aldığımızda çok büyük bir fedakarlık. Geçtiğimiz sezon yaşanan hayal kırıklığının bu fedakarlığı kamçılayan en büyük etken olduğunu unutmayalım. İşte kaybederken kazanmayı öğrenmek dediğimiz şey de tam olarak bu. Wade başarı için fedakarlık yapması gerektiğini kaybederek öğrendi. (Shaq'in ilk şampiyonlukta ona katılması da bir etkendir şüphesiz) NBA'de şampiyonluklara ve onu kazanan oyunculara gösterilen müthiş saygıyı haklı çıkartan unsurlardan birisi de, kazanmak için oyuncuların yaptıkları fedakarlıklar. (Pippen'ın Jordan'ın olmadığı sezon MVP'lik bir sezon geçirmiş olduğunu hatırlayın. Bulls'tan ayrılıp sıradan bir takımda her sezon bunu yapabilirdi ve şu an Pippen gerçek bir lider miydi diye saçma sapan bir tartışma yapmıyor olurduk. Fakat o başarı için Jordan'ın Robin'i olma rolünü büyük bir zevkle yerine getirdi ve tarihin en büyük oyuncularından biri olduğunu da kitaplara yazdırdı.) Böylelikle Lebron üzerindeki ne kadar sorumluluk almalıyım, ne noktada devreye girmeliyim baskısını üzerinden atarak tamamen dümene geçti ve totalde kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek takımını şampiyonluğa ulaştırdı. Lebron geçtiğimiz sezon da özellikle Bulls serisinde oyunu domine etmiş ve harika performanslar sergilemişti. Ama Pacers, Celitcs serisinde yaptıkları ve final serisi performansları, tam anlamıyla lideri olduğunu hissetmediği bir takımda asla gelemezdi. Ne kadar büyük bir yetenek olursanız olun, takım arkadaşlarınızın sizi takip ettiğinden emin olmazsanız, kafanızın bir köşesinde bir acaba oldukça yüzde yüzünüzü sahaya yansıtamazsınız. Ne Wade'in dalgalı performansı, ne de Bosh'un sakatlığı takımın nakavt olmasına sebep olmadı çünkü takımın lideri halen onlarlaydı ve diğerlerinin de geri geleceğini biliyorlardı.

Lebron James'in yıllardır bir silahı haline getiremediği post oyunu zaten durdurulamaz oyununu bir seviye daha yukarı çıkarmasını sağladı. (Hala neden bu kadar geç kaldığını da anlayabilmiş değilim.) Lebron zaten fizik olarak inanılmaz güçlü ama onu asıl postta durdurulamaz kılan ikili sıkıştırma geldiği an attığı inanılmaz pasları. Heat'in şutörleri kaleyi saran okçular gibi yerlerini aldığında Lebron'a sıkıştırma getirmenin bedeli büyük oluyor. Dışardan, arkadan, dipten, yardım nereden gelirse gelsin Lebron doğru adamı topla buluşturmayı başarıyor. Bu da yardım getirmeyi neredeyse imkansız hale getiriyor. Üstelik arkasına fiziği ile eşleşecek bir oyuncu koysanız hızıyla eşleşemiyorsunuz, hızı ile eşleşseniz fiziği ile. Tüm bunlara rağmen Lebron'un hala post oyununun gelişime açık olduğunu düşünmek insanı biraz endişelendiriyor. Ayak hareketlerini ve fade away'lerini durdurulamaz bir noktaya getirdiğinde Lebron'u savunmak neredeyse tamamen imkansızlaşacak. Lebron'un da sadece bu gelişim ile yarattığı farkı iyi görmesi, şampiyonluğun sarhoşluğuna kapılıp bu gelişimden vazgeçmemesi gerekiyor. Bir şampiyonluk kazanması bir çok açıdan ona sıra atlattı ve büyük bir rahatlama, özgüven sağladı. Ama gerçekten tarihin en iyileri arasında olmak istiyorsa bunu sadece bir şampiyonlukla değil, liderliğini yaptığı bir hanedanlıkla gerçekleştirebilir. Hanedanlık kurmak içinse, şansı(zlığı) dahi yenmeniz gerekir.

Son söz de Thunder için... Oyunculardan koçuna kadar rakibe saygı konusunda da çok büyük bir örnekti Thunder. Eminim onlar da tıpkı geçen seneki Bulls taraftarı gibi sonucun oynanan oyunu yansıtmadığını, rakiplerini yenebilecek güçte olduklarını düşünüyorlar ki haksız sayılmazlar. Fakat zamanı değildi, henüz değildi. Durant ve göz yaşları geleceğin şampiyonuna baktığımız bir göstergesiydi. Ve evet çocuk, senin de sıran gelecek. O gün geldiğinde rakip dahi olsak, senin için de sevineceğim, duygulanacağım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bulls'un Yaz Dönemi Hamleleri


2011-2012 sezonu Chicago Bulls için büyük bir hayal kırıklığı ile sona erdi ve artık Bulls cephesinde herkesin aklında takımın gelecek sezon için yapacağı hamlelerin neler olacağına dair bir merak var. Derrick Rose'un sakatlığı nedeniyle en azından yarısını kaçıracağı, Luol Deng'in de olimpiyatlar sonrası ameliyat olması durumunda bir kaç ay kenarda izleyeceği sezonda Bulls'un radikal kararlar almasını isteyenler çoğunlukta. Ancak finansal esnekliği oldukça kısıtlı takımın, geçen yaz olduğu gibi, bu yaz da büyük bir hamle yapmasını beklemiyorum.

Yeni CBA ile birlikte takımların eskisi kadar cömert olması ve gözü kapalı bir şekilde lüks vergisi ödeme riskini alması kolay değil. Özellikle Reinsdorf gibi eli sıkı biri söz konusuysa. Sadece Bulls için değil, ligdeki diğer tüm takımların maaş düzeylerini belirli seviyelerde tutması şart. Yeni CBA ile ilgili yazımda lüks vergisinin iki senelik bir geçiş süreci içerisinde aynı kalacağını, daha sonra yeni düzenleme ile kademeli olarak artacağını yazmıştım. Lüks vergisi sadece kademeli olarak artmakla kalmayacak, sürekli lüks vergisi ödeyen takımlar için ödenecek vergi miktarı da artacak. Bu sezonla birlikte son 5 sezonun herhangi 4 sezonunda lüks vergisi ödeyen takımlar için, yeni vergi oranlarına 1 dolar ek vergi eklecek. Bu, vergi sınırını 10 milyon dolar geçen bir takımın, 35 milyon dolar lüks vergisi ödemesi demek. Lakers'ın Odom'u göndermesi, Dallas'ın Chandler'ı tutmaması gibi geçen yaz yapılan hamlelerin altında yatan en büyük etkenlerden biri, takımların yeni lüks vergisi düzenlemesi nedeniyle ücret tavanını aşağı sınırlara çekme çabası.

Bulls'un gelecek sezon için garanti kontratları toplamı 7 oyuncu için (Rose, Hamilton, Deng, Boozer, Noah, Gibson, Butler) yaklaşık olarak 63,4 milyon dolar. Bu rakam gelecek sene belirlenecek maaş sınırı ile az da olsa değişebilir zira Rose'un yeni kontratının tutarı bu sınırın belirli olmasından sonra netleşecek. Bu oyunculardan takas dışında üzerinde hamle yapılması olası tek isim Boozer. İncelemeye onunla başlayalım.

Carlos Boozer ve Amnesty Provizyonu: Boozer'ın gösterdiği performansı değerlendirmek başka bir yazı konusu. Bir çok taraftar onun amnesty ile serbest bırakılmasını istiyor. Boozer gelecek sene 15 milyon dolarlık bir kontratla önemli bir yer tutacak. Ancak Boozer'ı amnesty ile bırakmanın getireceği avantaj, dezavantajlarına göre oldukça az ve bu hamleyi mantıklı bir eksene oturtmak mümkün değil. Herşeyden evel takım kalan 47 milyon dolarlık kontratı Boozer'a ödemeye devam edecek. Boozer başka bir takımla sözleşme imzalasa dahi, bu tutar oldukça düşük olacak ve toplam kontrat miktarından bu tutar düşülerek kalan kısmı Bulls ödemeye devam edecek. Üstelik Bulls Boozer'ın serbest bırakılması sonrası elde edeceği 15 milyon dolarlık boşlukla büyük bir finansal esneklik kazanmayacak. Bu durumu diğer oyuncuların durumunu değerlendirdiğimde, genel tabloya bakarak daha iyi anlayabiliriz. Boozer ne kadar kontratının hakkını veren bir oyun oynamasa da, amnesty ile serbest bırakılacak kadar kötü bir oyun oynamadı. Çok eleştirildiği sakatlıktan tüm sezon uzak durmayı başardı. Bulls'un kendisine önemli bir avantaj sağlamayacak bir hamle için, bir oyuncudan hiç yararlanmayıp ona 47 milyon dolar ödemesini beklemek ve istemek mantıklı değil.

Bu perspektifle baktığımızda Bulls'un gelecek sezon da 5'ini koruyacağını ve çaylak kontratında olan iki oyuncusu Gibson ve Butler'ın da takımla olacağını söyleyebiliriz. Eğer bir değişim yaşanacaksa, bu değişim Bulls'u nomral sezonda ligin en iyi takımlarından biri yapan, ancak play-off'larda aşırı beklenti altında bekleneni veremeyen kenar oyuncularında olacaktır. Bizden biri ile başlayalım:

Ömer Aşık ve Arenas Provizyonu: Ömer'in iki senelik kontratı bu sene sona erdi ve Ömer bu yaz sınırlı serbest oyuncu (Restricted Free Agent) olacak. Yani Bulls, Ömer'e gelecek teklifleri karşılayarak onu takımda tutma şansına sahip. Ömer aynı zamanda Gilbert Arenas Provizyonu olarak bilinen bir kısıtlamaya da konu. Bu provizyon takımlara başarılı ikinci tur seçimlerini takımda tutma şansı tanıyor. Ömer'e başka bir takımın yapacağı teklifin ilk senesi, lüks vergisi ödemeyen takımların verebildiği orta-düzey (full mid-level) kontratı geçemiyor. Kontratın ikinci senesi ise standart bir %4,5'lik artış alabiliyor. Bu durum Bulls'un isterse Ömer'e gelecek tüm teklifleri karşılayabilmesi anlamına geliyor. Ömer'e önerilecek kontratın ilk iki senesi dışında kalan son iki senede ise takımlar büyük bir artış teklif edebilirler. Ancak bu durumda 4 yıllık teklifin maaş ortalaması kadar, maaş sınırında boşlukları olması geliyor. Örnek vermek gerekirse Ömer'e 4 yıl için 36 milyon dolarlık bir teklif yapmak isteyen bir takımın, maaş sınırında 9 milyon dolarlık boşluğu bulunması gerekiyor. Ömer'e bir takımın verebileceği maksimum teklif, ilk iki senesi orta düzey ve %4,5'luk artış, son iki senesi maksimum kontrat ve %4,1'lik artış olmak üzere toplamda (maaş sınırı düzeyine göre değişkenlik gösterebilir) yaklaşık olarak 37-38 milyon dolar civarında olabiliyor. Şayet Bulls böyle bir teklif gelirse ve orta düzey kontrat istisnasını kullanarak bu teklifi karşılarsa Bulls'un maaş sınırı hesabında ortalama maaş değil, teklifte yer alan tutarlar geçerli olacak. Bu ilk iki sene için yaklaşık 5 ve 5,2 milyon dolar civarı, sonraki iki sene için yıllık 8-9 milyon dolar civarı maaş tutarı demek. Özellikle ikinci seneden sonra gelecek artış, Bulls'un uzun süreli 5 haneli kontratlarını da göz önüne alırsak finansal açıdan göz korkutucu hale gelebiliyor. Evet, Bulls Ömer'den memnun ve onu takımda tutmak da istiyorlar. Bunu da her fırsatta dile getiriyorlar. Ancak bu teklifin tamamı orta düzey kontrat sınırlarında kalması şart. Ömer eğer başka bir takımdan ilk iki sene orta düzey + son iki sene maksimum kontrat teklifi alırsa, Bulls'un bu teklifi karşılayacağını sanmıyorum. Böyle bir teklifi 9-10 milyon dolarlık maaş sınırı boşluğu olan bir takımın yapabileceğini unutmamak lazım. Böyle bir boşluğu bulunan ve bu boşluğu Ömer'in hücumda kendini geliştirebileceğine inanarak riske atmak isteyen bir takım.

Hedefteki Adam C.J. Watson: Play-off'larda sergilediği performans ve son maçta yaptığı büyük hata ile hedefteki adamlardan biri haline gelen Watson'ın takımdan gönderilmesini isteyenler çoğunlukta. Gelecek sezon Rose'un olmadığı dönemde takımın dümeninde bir kez daha onu görmek istemiyor çoğu taraftar ve haklılar da. Watson'ın 1 yıllık 3,2 milyon dolarlık bir kontratı mevcut ve bu tutar garanti değil. Yani Bulls isterse Watson'ı bu yaz serbest bırakabilir. Bu durumun gerçekleşmesi, ancak Ömer'e Bulls'un karşılamak istemeyeceği bir teklif gelmesi ve Bulls'un orta düzey kontrat istisnasını (mid-level exception) kullanmak isteyeceği bir başka oyun kurucu olması, aynı zamanda bir şekilde Noah'ı yedekleyecek çaylak ya da minimum kontrat uzunu bulabilmesi durumunda gerçekleşebilir. Başka bir değişle; Watson bir yere gitmeyecek. 3,2 milyon dolarlık bir kontratla ondan daha iyi performans gösterebilecek bir oyun kurucu bulmak kolay bir iş değil. Kaldı ki Watson'ın takımı play-off'larda taşımak için kadroda olmadığını da göz önüne almak lazım. Bulls'un Rose'a endeksli hücumu, onun yokluğunda Watson'ın kaldırabileceğinden fazla yük almasına sebep oldu. Ligde yeri başka hiç bir oyuncuyla doldurulamayacak bir Rose'un yokluğunda, yapılması gereken Watson'ı gönderip bir başkasının da o yükün altından kalkamayacağını izlemek değil, takımın hücumunu oyun kurucu ekseninden biraz daha çıkarmak olmalı. Üstelik Bulls yaz hamlelerini Rose'un yokluğunu düşünerek yapmayacaktır ve bir yedek olarak Watson, aldığı kontratın çok üstünde bir performans gösterdi. Rose'un sakatlığı sonrası Bulls, yüzük peşindeki serbest oyuncular (Ör: Steve Nash) için de cazibe merkezi olmaktan çıktı. 

Kyle Korver ve Ronnie Brewer: Korver'ın 5, Brewer'ın 4,37 milyon dolarlık ve birer senelik kontratları mevcut. Bu kontratlardan sadece Korver'ın 500 bin doları garanti. Bulls isterse Brewer'ı herhangi bir bedel ödemeden, Korver'ı ise garanti 500.000 dolarlık kısmını ödeyerek serbest bırakabilir. Bu iki oyuncudan Brewer, Jimmy Butler'ın o boşluğu doldurabileceğine inanılırsa takımdan ayrılmaya en yakın isim. Hamilton'ın da artan süreleri ile süresi iyice kısalan Brewer, özellikle hücumda istenilen düzeye gelemedi. Orta mesafe şutlarını sezon başında çok isabetli atsa da sezon ilerledikçe isabet oranı düştü ve nihayetinde play-off'larda takımlar onu 1 metre geriden savunmaya başladı. Bu Bulls'un hücumdaki alan paylaşımına ciddi bir darbe vuruyor. Öyle ki Thibs onu serinin 3. maçında hiç oynatmadı. Tüm seride sakatlanan Rose ve çaylak Butler dışında takımın en az süre alan oyuncusuydu (Toplam 82:35). Bulls Ömer'in kontratını karşılaması durumunda finansal kontrolü tutmak adına Brewer'ı serbest bırakabilir. Aksi durumda takımın gelecek sezon bir çok istisnayı kullanmasını yasaklayan sınırı (lüks vergisi sınırının 4 milyon dolar üstü) geçme tehlikesi bulunuyor. Bu doğrudan Thibs'in Butler'a ne kadar güvendiği ile de ilgili bir durum. Korver'ın ise kontratının son senesinde takımdan gönderileceğini sanmıyorum. Takımın oyun alanını genişleten, keskin bir şutöre ihtiyacı var ve Korver bu işi başarıyla yerine getiriyor. Ligde onun kadar iyi şutör az bulunurken onu gönderip, daha ucuza yenisini aramak, sonucu hüsran olacak bir maceraya atılmaktan fazlası olmaz. 

Takımda minimum kontratla oynayan oyunculardan Scalabrine ve Mike James'in gelecek sezon kadroda olacağını sanmıyorum. White Mamba gelecek sezonda ya takım elbisesiyle kenarda yerini alır, ya da yavaştan hazırlandığı televizyon yorumculuğu kariyerine başlar. John Lucas'ın ise başka bir takımdan bir teklif alıp takımdan ayrılmasını bekliyorum. Thibs ile özel ilişkisi kalması için yegane neden olabilir. Bulls Rose dönene kadar yine minimum kontratlı bir (iki) oyuncu ile oyun kurucu pozisyonunu yedekleyecektir. Bu defa seçim belki oyun kurma özellikleri daha yüksek bir oyuncudan yana olabilir. 

Bulls'un radikal bir hamle olarak Korver ve Brewer'ın biten kontratlarını bir takasta kullanması da söz konusu olabilir ancak bu durumun da lüks vergisinden kaçınmak adına gerçekleşeceğini pek sanmıyorum. Genel resme baktığımızda Bulls'un finansal olarak çok fazla hareket alanı olmadığı ortada. Rose'un çaylak kontratından çıkıp, gelecek sezon kendisine özel getirilen düzenleme ile alacağı maksimum kontrat, finansal esnekliği oldukça kısıtlıyor. Yazın Bulls taraftarları olarak serbest oyuncu pazarından çok, Ömer'e gelecek tekliflerin ne olacağını, Bulls'un ne düzeye kadar bir kontratı karşılamak isteyeceğini, Brewer'ın takımda kalıp kalmayacağını ve minimum kontratla Bulls'a katılmaya kimlerin gönüllü olacağını izliyor ve takip ediyor olacağız. Pek heyecanlı bir süreç olmayacağı kesin.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Dramatik Son


Play-off'larda yaşanan onca şeyden sonra serinin 6. maçı, Bulls'un play-off macerası ve 2011-2012 sezonu kendisine yakışır bir şekilde, dramatik bir sonla nihayete erdi. Liderliğin 13 kez el değiştirdiği, 9 kez berabere duruma gelen maçı 76'ers, Andre Iguodala'nın iki serbest atışı sayıya çevirmesi sonrası kazanarak, konferans yarı finallerine yükselmeyi başardı.

Bu maçı değerlendirmek için sonundan başlamak lazım. Bitime 25,8 saniye kala 78-75 Bulls üstünlüğü vardı ve top Phily'deydi. Bulls kritik hücumda Watson'la Ömer'in ikili oyunu sonrası Ömer'in bulduğu smaçla 2 sayıyı bulmuş ve son bölüm için büyük avantajı eline geçirmişti. Phily mola dönüşü Young ile 2 sayı buldu. Bu noktada bitime 12 saniye vardı ve her iki takımın da mola hakkı kalmamıştı. Bulls topu hızla dipten Watson'a çıkardı. Watson'ın tek yapması gereken eritebildiği kadar süreyi eritip, kendisine faul yapılmasını sağlamaktı. Fakat Watson topu hızla karşı sahaya geçirdi ve pota altında boş gördüğü Ömer'e pası çıkararak maçı adeta altın tepside Phily'e sundu. Hawes -bana göre flagrant- bir faulle Ömer'i çizgiye gönderdi ve o ana kadar 4/5 serbest atış atan Ömer her iki serbest atışı kaçırdı. Ribaundu alan Iguodala hızla topu potaya sürdü ve Ömer'in müdahalesine hakemlerin faul vermesi sonucu iki serbest atışı da sayıya çevirerek 76'ers'ı öne geçirmeyi başardı. Watson'ın son anda orta sahadan gönderdiği şut da girmeyince maçı ve seriyi 76'ers kazandı.

Watson'ın yaptığı büyük karar hatasını zaten konuşmaya gerek yok. Son derece kötü bir karar ve acemice bir hata. Bu Bulls'a sadece maçı kazanmaya mal olmadı, belki de seriye mal oldu. 3-1 geri düştükten sonra 7. maç için seriyi United Center'a taşımanın getireceği özgüvenle, deplasmanda zaten sıkıntı yaşayan Phily'i geçebilirdi takım. Bazı aklı başında olmayan kesim serbest atışları kaçırdığı için, maçtan sonra soyunma odasında göz yaşlarına boğulan Ömer'e yenilgiyi mal etse de, boyalı alan savunmasıyla takımı oyunda tutan, hücumda da oldukça etkili olan Aşık maç boyunca takımın en yüksek enerjiyle mücadele eten oyuncularından biriydi. Serbest atışlar için ne kadar çok çalıştığını sürekli duyuyoruz, okuyoruz. Çalışmalarda, maç öncesi ısınmalarda rahatlıkla sokabildiği serbest atışları maç içinde belki biraz yorgunluktan, çoğunlukla da mental faktörlerden dolayı yüksek yüzdeyle sokamıyor. Ancak her ne olursa olsun, ne Watson, ne Ömer, ne de bir başkası tek başına bir maçın yenilgisinden sorumlu tutulamaz, tutulmamalı.

Bulls müthiş ribaund farkına (56-33) rağmen ilk yarıda hücum ritmini bir türlü bulmayı başaramadı. Phily ilk yarı boyunca sürekli çizgiye gelirken Bulls bir kaç basket faul ve defansif üç saniyeden gelen atış dışında çizgiye gelememiş durumdaydı. Boozer'ın sadece 3 sayıda (1/11) kaldığı maçta Thibs aradığı 5'i üçüncü çeyreğin ortasında buldu. Watson, Hamilton, Deng, Gibson ve Ömer'li 5'le ikinci yarıda üst üste iki önemli seri yakalayan Bulls farkı kapattı ve maçı kontrolüne aldı. İlk yarıda 48 sayı (24-24) atan Phily'i ikinci yarıda 31 sayıda (15-16) tutmayı başaran Bulls üçüncü çeyrekte 23 sayı üretebilirken son çeyrekte üretim 16 sayıda sınırlı kalınca maçı koparamadı. Bulls'u maçın içinde tutan faktörlerden biri de hücum ribaundu farkıydı. Phily maçın bitimine 10 dakika kalana kadar sadece 1 hücum ribaundu alabilmişti. ( Maç sonunda 5) Bulls ise 15 hücum ribaundu ile bitirdi maçı ve bu ribaundlardan 29 ikinci şans sayısı çıkardı. (Phily 5 sayı) Bulls bir kez daha kötü hücumunu ikinci şans sayıları ile kompanse ediyordu ve üçüncü çeyrek sonu ile dördüncü çeyrek başı arasında yaptığı savunma ile skor avantajını da ele geçirmişti. Son bölümde bir kez daha bir kaç hatalı hakem kararı Watson'ın büyük hatası ile birleşince, sonu gelmedi. 

Artık geriye dönüp bakmanın pek faydası yok. Bulls tüm eksiklerine rağmen 76'ers'ı geçebilecek bir takımdı ama başaramadılar. Takımın içinde bulunduğu psikolojik etkenleri görmezden gelmek mümkün değil. Şampiyonluk hedefi ile yola çıkan bir takımın bu kadar kısa bir süre içerisinde çok önemli iki oyuncusu kaybedip, 8. sıra takımıyla tur geçmeye oynamaya adapte olması kolay bir iş değil. İkinci maçta bitime 5 dakika kala boşalan United Center da bu hayal kırıklığının bir yansımasıydı. Çok kısa bir süre içerisinde çok büyük hedefleri olan bir şehri, bir anda çok daha aşağıda kalan bir mücadeleye inandırmak oldukça zorlu bir işti. Şimdi herkesin aklındaki soru, bundan sonra ne olacak? Bu sorunun cevabını bir sonraki yazımda aramaya çalışacağım.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Deng Umutları Canlı Tuttu


Thibs'in soyunma odasına "Son iki yılda 57 defa 3 maç üst üste kazandık" yazısını asması mı, kendi evinde seriye veda etmenin getireceği üzüntü ve hayal kırıklığı mı, yoksa basketbol içi nedenler mi? Bulls'un seriyi bir maç daha uzatmasını sağlayan bu galibiyetin anahtarı neydi? Bana kalırsa biraz motivasyon, biraz kendi evinde olmanın rahatlığı ve bolca basketbol içi nedenler.

Muhtemelen çoktan okumuşsunuzdur ama 76'ers'ın ilk devrede bulduğu 26 sayı, 24 saniye kuralı geldiğinden beri takımın play-off rekoru olarak tarihe geçti. Bulls'un 35 sayılık çok kötü ilk yarı performansı, Phily'nin rekoru sayesinde iyi görünse de, özellikle ilk yarıyı izlerken serinin artık ne kadar kilitlendiğini fark etmemek mümkün değildi. İlk maçlarda her iki koçun karşılıklı olarak attığı hamleler yerini, birbirini artık çok iyi tanıyan iki takımın anlık hataları değerlendirmeye çalıştığı bir mücadeleye bıraktı. Bulls ikinci çeyrekte Phily'i %17'lik şut yüzdesinde tutarken takımın ateşleyicisi olarak yine Taj Gibson görevdeydi. İkinci yarı da o da bileğini burkup bir ara soyunma odasının yolunu tuttuysa da, oyuna tekrar dönmeyi başardı. Boozer 19 sayı 13 ribaund 6 asistle iyi bir maç çıkardı. Seride %46 ile şut atarak Bulls'un en skorer oyuncusu (15,6 sayı) olmayı sürdürüyor. Ancak dün maçın kazanılmasında en büyük etkiyi yapan isim Luol Deng oldu.

Deng maçı 24 sayı 8 ribaund ile bitirdi. 5 üç sayı denemesinde kişisel play-off rekoru olan 4 isabet buldu ve bu 4 isabetin biri süre dolmak üzereyken çizginin 1 metre gerisinden, biri de dip çizgide Iguodala tamamen üzerindeyken geldi. Deng'in bu zor şutları sokabilmesi, maç genelinde düzenli skor üretmesi Bulls için çok önemli. Serinin genelinde ilk çeyrekte iyi oynasa da sonra oyundan kopuyordu Deng. Bir kaç kötü şut sonrası agresifliğini de yitiriyordu. Savunmada Iguodala ile boğuşmak zorunda kalması (hücumda da öyle) onu oldukça yoruyor, doğal olarak da son çeyreklerde enerjisi bir hayli tükenmiş oluyor. Fakat Bulls'un Deng'e en çok ihtiyaç duyduğu bölüm ilk çeyrek ve son çeyrek. Deng dün bu çeyreklerde 24 sayısının 18'ini bularak (9-9) Bulls hücumlarına tam olarak vermesi gereken katkıyı vermeyi başardı. Sol bileğinde yaşadığı sakatlığın etkisi büyük, işin garip tarafı da Deng'in de belirttiği gibi bileğinin bazen çok iyi, bazense çok kötü hissettirmesi ve bu durum direk olarak maç performansına da yansıyor. Yine de dün geceki oyununu, şut performansını (10/19) serinin diğer maçlarında da beklemek haksızlık olur. Iguodala zaten Deng için işleri olabildiğince zorlaştırıyor ve bir sonraki maçın deplasmanda olması bu kadar iyi bir şut performansı sergilemesini de zorlaştıracak başka bir etken olacaktır.

Hawes'ın iki erken faulü sonrası oyuna giren Lavoy Allen 13 dakikada 9 sayılık bir katkı vermeyi başardı. Özellikle ilk yarıda yine orta mesafeleri sokarak ciddi bir krizde olan Phily hücumlarında ufak bir hayat öpücüğü oldu. Bulls'un serinin 5. maçında dahi halen 5 numaranın orta mesafelerine tam olarak bir çözüm bulamamış olması şaşırtıcı. Özellikle guard savunmasına öncelik vererek Bulls'un bu şutları riske ettiğini söyleyebiliriz, ancak Thibs gibi savunmada hiç bir işini şansa bırakmayan bir koçtan beklenti biraz daha fazla oluyor. Üstelik bu zaaf sadece bu serinin zaafı değil, iki senedir 4 veya 5 numarası iyi şut atan tüm takımlara  karşı gördüğümüz bir zaaf. Rose ve Noah savunmadayken, hem Rose hızlı bir şekilde pick & roll sonrası adamını kapatabildiği için Noah çok fazla guard üzerinde kalmak zorunda kalmıyordu, hem de diğer oyunculara göre hızlı ayaklara sahip Noah adamına daha iyi geri koşabiliyordu. Ancak savunmadaki isimler Watson ve Ömer (Boozer) olunca aynı mobiliteye ve çevikliğe sahip olmak mümkün değil. Özellikle setleri oynamanın artık imkansız hale geldiği bu maçlarda pick & roll hücumları çok daha fazla önem kazanıyor. Phily'nin seri genelinde çok kötü bir yüzdeyle (%21,5) üç sayı attığını göz önüne aldığımızda Bulls'un alan savunmasını kullanmasını da bekleyebilirdik ancak Thibs'in büyük bir alan savunması hayranı olmadığını biliyoruz. Takım onun yönetiminde kısıtlı zamanlarda deneysel olarak alan savunması yaptı ve bunda da çok büyük başarı sağladığını söylemek zor.

Bulls'un Rose'un da eksikliğinin etkisiyle play-off'ların en fazla asist yapan takımı olması beklenen bir durum. Normal sezon asist ortalamasını (23,1) neredeyse tamamen (23,2) tutturmuş durumda Bulls. Phily'nin asist ortalaması ise normal sezona oranla 22'den 16,8'e geriledi. Bu kağıt üzerinde Bulls'un bir avantajı gibi gözükse de, aynı zamanda kendi şutunu yaratan oyuncu eksikliğini de ortaya koyan bir gösterge. Watson ve Lucas dışında kendi şutunu yaratabilen oyuncusu yok takımın ve onların da oldukça kötü bir seri geçirdiğini söylemek lazım. Thibs dün oyunun son bölümünde Lucas sahadayken Bulls hücumları bir kez daha son saniye şutlarına kalmaya başlayınca hemen Watson'a döndü. Watson dün 10 şutunda sadece 2 isabet bularak 5 sayıda kaldı (1/4 serbest atış) ancak 7 asisti ve topu Lucas'a göre çok daha iyi dolaştırması sayesinde hücumda akıcılığın ve top dolaşımının sağlanmasına yardımcı oluyor. 5. maç itibariyle sahadaki oyuna baktığımız zaman normal sezona oranla (Derrick Rose'suz) takımın en büyük eksikliğinin Watson'dan alınan hücum olduğunu söyleyebiliriz. Normal sezonda bir kaç maçta Lucas'ın ekstra performansı ile, bir kaç maç da Deng'in ekstra performansı ile bu açığı kapatabilmişti Bulls. Seride ise ilk defa Deng bu maçta bu açığı kapattı ve Bulls bu defa maçın sonunu getirmeyi başardı. Kaybedilen 3 maçta da maç sonlarını oynamakta güçlük çekiyordu takım. Bu defa son bölüme girerken yakalanan farkın avantajını kullandı Bulls ve maçı kazanarak seriyi tekrar Phily'e taşıdı.

Bu maçı kazanmak her ne kadar önemli bir adım olsa da seride hala avantaj Phily'de. Perşembe gecesi kendi evlerinde bu işi bitirmek isteyeceklerdir. Kalan iki maçtan birini kazanmak 76'ers'a yetiyor olsa da, kazanmaları gereken maç 6. maç olacak. Bulls'un 6. maçı kazanması, 7. maç için serinin tekrar Chicago'ya taşınması, Bulls'un özgüveninin tekrar yükselmesi, takımın ve şehrin motivasyonunun ve heyecanının tekrar müthiş şekilde artması demek. Aynı zamanda Phily gibi genç takımlar için seride 3-1 öndeyken kendini bir anda deplasmanda 7. maçta bulmak altından kalkması zor bir psikolojik yük. Bu açıdan bakıldığında 6. maçın serinin kaderini belirleyecek maç olacağını söylemek çok yanlış olmaz. Bu maça Bulls'un iyi başlaması ve son dakikalarda takımı paniğe sürükleyecek bir skorla girmemesi çok önemli. Aksi durumda eleniyoruz telaşına kapılan takımın hücum organizasyonundan sapması durumunda ne kadar kötü hücum ettiğini ve böyle zamanlarda telafisi mümkün olmayan seriler yediğini gördük ve görebiliriz. Tüm bu bilinmezlerin cevabını yarın gece saat 2:00'de bulacağız.