Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

Joakim Noah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joakim Noah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2012 Pazar

Bulls 2012 - 2013 Sezonu Önizlemesi Bölüm 2: Sezon Senaryoları



2012-2013 sezonunda Bulls'un ne yöne gideceğini belirleyecek etkenlerin bir çoğu bilinmez durumda. Rose'un sakatlıktan ne zaman ve ne derece sağlıklı bir şekilde döneceği, Deng'in ameliyat olup olmayacağı, yeni bench oyuncularının takıma uyumu vs. İşte tüm bu belirsizliğin de etkisiyle, ikinci bölümde yeni sezona dair tahminleri yaparken sezonu üç farklı senaryoda değerlendirmeye karar verdim; En İyi Senaryo, En Kötü Senaryo, Benim Tahminim...

En İyi Senaryo: Enseyi çok karartmadan önce biraz umut dağıtalım.

Deng ameliyat olmaz. Rose all-star arasından itibaren tam performans verecek şekilde döner. Diğer tüm oyuncular major bir sakatlık yaşamaz. Kirk takıma çabuk uyum sağlar ve Deng, Hamilton, Boozer, Noah dörtlüsüne katılarak, Rose dönene kadar Bulls'u play-off çizgisi üzerinde tutar. Boozer, Noah, Hamilton beklenen katkıları verirler. Thibs'in savunma şablonunda bench oyuncuları geçen seneye oranla büyük fark yaratmaz. Rose'un dönüşü ile takım performans yükselterek ilk 4 içinde play-off'lara kapağı atar. Play-off'lara herkes sağlam bir şekilde ve takım ritm bulmuşken girilir... Devam edemeyeceğim sanırım. Bu kadar iyimserlik bana göre değil. 

Belki şu anda kulağa çok iyimser geliyor ama tüm bunlar çok da uzak ihtimaller değil. Her şeyden evvel Deng'in ameliyat olma ihtimali olimpiyatlar başlamadan önce Thibs'in ve olimpiyatlar sırasında da kendi açıklamalarından anlaşılacağı üzere geçen seneye oranla bir hayli düştü. Deng olimpiyatlar boyunca da bileğini iyi hissettiğini ve ameliyata ihtiyacı olmadığını söylemişti. Hazırlık kampı başlayana kadar geçecek sürede bileğini bir hayli dinlendirme fırsatı bulacak ve Kobe gibi o da bu sakatlığı ameliyat olmadan atlatacaktır.

Rose'un sakatlığı ile ilgili gelen haberler de ümit verici. Son olarak takvimin 2-3 hafta ilerisinde olduğuna dair haberler geliyor. Genç yaşı ve çalışma azmi sakatlığı çabuk atlatmasına yardımcı olacak iki ana etken. Rose'un normal şartlarda Ocak-Şubat dönemi içerisinde dönmesi bekleniyordu. Önde giden takvimi de göz önüne alırsak All-Star arasından sonra tam performansla sahada olması büyük sürpriz değil. Eski performansında dönmesi ise sadece iyimser bir tahmin olabilir ancak.

Kirk'ün takıma çabuk uyum sağlaması da beklenir bir durum. Organizasyona, şehre, seyirciye, hatta takımdan bazı arkadaşlarına dahi yabancı bir isim değil Hinrich. İyimser tahmin onun takıma çabuk uyum sağlaması kadar, Rose'un olmadığı dönemde takımı play-off çizgisinde tutabilmesi. Bunda Kaptan Kirk'ün performansı kadar etkili olacak bir diğer unsur ise kenar oyuncularının katkısı olacak. Bulls'u son iki sezondur ligin tepesinde tutan en büyük etken ligin en derin ve en kuvvetli benchine sahip olmasıydı. İyimser tahminle bile mevcut kenar oyuncularının eskilerinin yerini tutacağını söylemek mümkün değil. Ancak Rose'un yarısında tam performans vereceği bir sezonda Bulls'u ilk 4 içinde tutacak kadar katkı vermelerini beklemek iyimser bir tahmin sayılabilir.

En Kötü Senaryo: Kötü senaryoları kurmak bana daha uygun.

Deng ameliyat olur ve ligin ilk 2 ayını kaçırır. Rose sakatlıktan Şubat sonu gibi döner ama kısıtlı sürelerde. Sezon bitene kadar tam ritm bulamaz. Kirk bir türlü performansını bulamaz ve daha ilk iki ayında Deng ve Rose'un yokluğunda üzerine binen ağır sorumluluğu kaldırmakta zorlanır. Hamilton sezonu yine yarı sakat yarı sağlam geçirir. Boozer kötü giden sezonda iyice hedef tahtası haline gelir. Bench oyuncuları çok kısıtlı katkı verir ve takım kimyası darmadağın olur. Bulls play-off'a kalamaz ve yaz sezonunda her şey sil baştan başlanır.

En iyimser tahmine oranla gerçekleşme oranı aynı seviyelerde bir senaryo bu da. Deng'in ameliyat ihtimalinin çok azaldığını söylemiştim. Yine de o az da olsa olan ihtimalin gerçekleşmesi söz konusu olabilir. Hem Deng'in, hem de Rose'un yokluğunda tüm yük Kirk Hinrich'le Hamilton'ın üzerinde olacaktır. Ya da öngördüğüm gibi Hamilton'ın sezonunun yarısını sakat geçireceğini düşünürsek tek başına Kirk'ün. Hinrich doğal olarak bu kadar ağır yükü tek başına kaldıramayabilir ve bu onun ritm bulmasını, özgüvenini tekrar sakatlığı öncesindeki düzeye çıkarmasını engelleyebilir. Tüm bu kaos ortamında yine tüm küfürü Boozer yiyecektir. O bir sene daha yaşlı bir hale gelmişken taraftar bir sene daha tahammülsüz bir düzeye gelmiş olacak ona karşı. 

Reinsdorf'un "Rose %100 olmadan geri dönmesine izin vermeyeceğim." açıklamasından sonra Rose'un dönüşünün Şubat sonuna kalabileceğini düşünmeye başlamıştım. Her ne kadar takvimde önde gidiyor olsa da, Reinsdorf'un takımın en büyük yatırımını çok ufak bir ihtimal olsa dahi riske etmek istemediği açıkça ortada. Hal böyleyken ve üstüne bir de sezon zaten kötü gidiyorken Rose'un alınabilecek minimum riskle sezona bir hayli geç başlayabilme ihtimali var. Bulls'un hedeften uzaklaşmış bir hale gelmesiyle organizasyon kalan maçları Rose için rehabilitasyon dönemi olarak değerlendirmek isteyebilir. 

Benim Tahminim: İki tarafından ortasında, benim sezona dair tahminlerime bakalım.

Deng ameliyat olmaz. Rose All-Star arasından sonra kısıtlı sürelerle döner ve play-off'a doğru tam ritmini bulur. Takım Rose'un da katılmasıyla 6-8 aralığında play-off'lara girer. Benchin katkısı sınırlı olur. Rotasyon daralır ve ilk 5 oyuncuları uzun süreler sahada kalır. Deng, Taj, Noah ve Hamilton iyi bir sezon geçirir.  Kirk vasat üstü oynar tüm sezon. Boozer yine kimseye yaranamaz. Takım play-off ilk turunda elenir. Ve filmi başa sararız...

Ne en iyi senaryo kadar iyimser, ne de en kötü senaryo kadar kötümser değilim bu sezon için. Tahminim yukarıda kısaca özetlediğim gibi Bulls'un play-off'a 6-8 bandında girmesi ve ilk tur takımı olması. Ha tahminlerimin bu yönde olması, diğer senaryoların gerçeğe dönüşmesi halinde "Ben demiştim!" diyecek olmamı engellemiyor elbette. Anca sezona bu kadar uzaktan bakarken, yapabileceğim en gerçekçi tahminler de bunlar.

Sezonun Kilit Adamı: Tom Thibodeau. Bu takımın nereye gideceğini belirleyecek en büyük etken o. Seçimleri, stratejileri, tercihleri ile bir takıma +10-15 galibiyet getirebilecek kalibrede bir koç. Takımda bench neredeyse tamamen değişmişken, Rose'un sezonun en az yarısında olmayacağı öngörülüyorken, sezonun kaderini tayin edecek en kritik adam rolünde o olması sürpriz değil. Thibs'in her maçı çok ciddiye alan, savunma öncelikli bir koç olması normal sezonda Rose yokken dahi Bulls'un çok iyi maçlar çıkarmasını sağlamıştı. Elinde belki daha kısıtlı bir takım var ama beklentiler de aynı oranda kısıtlı olacak. Dilerim ki Bulls'u play-off takımı kimliğinde tutmaya devam edecek.

Sezonun Takip Edilecek Oyuncusu: Taj Gibson. Bench Mob'tan yadigar tek üye. Bu onun kontrat senesi ve Ömer'in de gidişiyle artık 5 numarada da görev alarak süresi artacaktır. Her sene biraz daha iyiye gidiyor ancak özellikle bu sezon artan süresiyle de birlikte patlama yılı olabilir. Ömer'in takımda tutulmamasının sebeplerinden biri de onun kontratı için yer açmaktı. Bulls tercihini Gibson'dan yana kullanarak doğru seçimi yaptı. Boozer'ın gelecek sezon da olmayacağını varsayarsak, hem iyi bir kontrat kapmak, hem de ilk 5'i hak ettiğini göstermek isteyecek olması büyük motivasyon kaynağı. Sezonunu yakından takip etmekte fayda var.

Rotasyon: 

Rose Dönene Kadar: İlk 5: Hinrich - Hamilton -  Deng -  Boozer - Noah. Yedek 5: Nate - Belinelli - Butler - Gibson - Nazr Mohammed. Rotasyoncular: Teague, Radmanovic.

Rose Döndükten Sonra: Rose ilk 5'e, Hinrich yedek 5'e, Nate de rotasyonculara kayar. Gerisini yazdırmayın bana baştan boşuna.

26 Ağustos 2012 Pazar

Bulls 2012 - 2013 Sezonu Önizlemesi Bölüm 1: Gelenler - Gidenler


İki yıl önce sezon başlarken şu ankine benzer bir bilinmezlik duygusu hakimdi bana. Yaz döneminde bench neredeyse tamamen değişmiş, zengin serbest oyuncu  pazarından Carlos Boozer ile dönülmüştü. Takımın başına çaylak bir koç getirilmişti ve kimse takımdan tam olarak ne beklemesi gerektiğini bilemiyordu. Bulls bir sezon önce son sıradan play-off'a girmeyi başardıysa da ilk turda elenmişti. Herkes bir gelişim bekliyordu, ancak sezon bittiğinde takımın normal sezonu lider bitirmesini, Rose'un sezonun MVP'sini olacağını (bu maddenin tek istisnası bizzat Rose'un kendisi olabilir) ve takımın doğu finali oynayacağını sezon başından kimse tahmin edememişti. 

Derrick Rose'un sakatlığı ile başlayan ve yazın bench mob'ın neredeyse tamamen dağılması ile devam eden süreç sonrası benzer bir belirsizlik hakim. Sorun sadece takımın bench oyuncularının değişmiş olması değil, aynı zamanda Rose'un durumu da belirsizliğe neden olan baş aktörlerden. Sakatlıktan ne zaman döneceği, ne kadar sağlıklı döneceği, döndüğünde eski oyununa ne kadar yakın bir oyun oynayabileceği ve onun yokluğunda takımın ne düzeyde tutunabileceği kimsenin önceden kolayca kestiremeyeceği fakat Bulls'un sezonunun kaderini çizecek olan etkenler. Yine de iki sene önceye göre daha belirli olan durumlar da var. Mesela Carlos Boozer'dan artık kimse (ben dahil) all-star performansı beklemiyor. 

Sezonun ne çizgide başlayıp ne çizgiye gelebileceğine dair tahminler yürütmeden önce gidenlere ve gelenlere bir göz atalım;

GİDENLER

Ömer Aşık: Sayesinde Arenas provizyonunun uzmanı olduğumuz milli pivot bana göre giden oyuncular içerisinde eksikliği en çok hissedilecek isim olacaktır. Ömer'in artık herkes tarafından fark edilmiş olan pota altı savunması, geldiği günden bu yana hep üst düzey olan takım savunması, blok yapamasa dahi rakibini şutunu değiştirmeye zorlaması zaten malum ve bunların yeri doldurulması çok zor. Ömer'i Bulls için çok daha değerli kılan ise bu özelliklerinin Heat karşısında iki kez daha değerli hale geliyor olması. Mevcut görüntüde doğuda halen hedef takım Heat ve Lebron, Wade ikilisini en çok zorlayan savunma faktörlerinden birinin pota altını kapatan uzunlar olduğunu biliyoruz. Mevcut finansal planlar içerisinde Houston'ın teklifinin karşılanmamasını anlayışla karşılıyorum. Ancak Bulls'un Ömer'le birlikte savunmada yedek beş oyundayken, bir çok takım güç kaybederken, güç artırabiliyor olmasını gelecek sezon, özellikle de Rose'un olmadığı dönemde çok arayacağını da öngörebiliyorum.

Kyle Korver: Ömer'den sonra yokluğu en çok hissedilecek ikinci adam Korver olacaktır. Hawks'a trade exception karşılığı giden Korver, takımın üç sayı çizgisi gerisinden en büyük tehdidi durumundaydı. Korver finansal planlar çerçevesinde gönderildi belki ancak Bulls'un hücumda ondan biraz daha üç sayı çizgisi içerisinden hücum beklediği de bilinen bir gerçek. Korver eşi benzeri NBA'de dahi az bulunan bir üç sayı uzmanı ancak bununla beraber topu yere vurduğu anda etkisi %70-80 azalan bir oyuncu. Bu haliyle şampiyonluğa giden bir takımda 5 milyon dolarlık kontratı sorun yaratmazdı ancak gelecek sezon için Korver Bulls için fazla pahalı. Bu yine de Bulls'un onun 3 sayı üretimini ve Rose'a açtığı alanı özlemeyeceği anlamına gelmiyor. 

C.J. Watson: Pacers serisinin sonunda yaptığı hata tek sebep değil belki, ancak iki senelik Bulls macerasının güzel bir özeti. Watson sadece geçtiğimiz sezon değil, ilk sezonunda da play-off'larda çok kötü performans göstermişti. Ancak sağlıklı Rose'un arkasında gözler geçtiğimiz sezon olduğu kadar üzerinde olmadığı için gösterdiği performans çok fazla göze batmadı. Geçtiğimiz sezon ise ondan Rose'un boşluğunu doldurması beklendi. Bu görevi ligde dahi yapabilecek sayılı isim varken (belki de yokken) Watson'ın altından kalkmasını beklemek ona da büyük bir haksızlık olur. Ancak bu gerçek dahi iki sezon üst üste play-off'larda hiç bir varlık gösterememiş olduğu gerçeğini değiştirmez. Forman ve Paxson ikilisinin sezon çok daha başarılı bitseydi dahi Watson'ın opsiyonunu kullanmayacağını tahmin edebilirdik.

Ronnie Brewer: Sezon başladığında Hamilton'ın da yokluğunda ciddi katkı verdi Brewer. Özellikle sıkıntı olan orta mesafe ve uzak mesafe şutlarında ciddi gelişim göstermiş gibiydi. Sezon ilerledikçe Brewer'ın şut güveni tekrar bozuldu. Rip'in bir var bir yok döneminde ilk beş ve yedek beş arasında gidip gelmekte biraz bocaladı. Play-off'larda ise Rose'un sakatlığı sonrası Bulls'u savunması daha kolay bir takım haline getirmekten çekinen ve hücuma çok ihtiyacı olan Thibs onun süresini çok kısıtladı ve hatta bir maç tamamen kenarda oturttu. Brewer'ın şutunun zayıflığı rakiplerin onu bir metre geriden savunmasına neden oluyor ve bu durum Rose gibi delici bir guard için çok da tercih edilebilir bir alan dağılımı yaratmıyor. Savunmada, özellikle de top çalmada çok önemli bir isim olmasına rağmen Thibs'in top çalmaya pek müsait olmayan risksiz savunma şablonları yüzünden bu yönünü de çok fazla ortaya koyamıyordu. Brewer da Korver gibi, gelecek sezon için fazla pahalı kalacaktı ve kontratının opsiyonu kullanılmayarak serbest bırakıldı. 

John Lucas III: Takımdan ayrılması beni sevindiren tek oyuncu. Sıfırın altında basketbol IQ'suna sahip. Topu elinde ezen bir PG. 2011-20102 sezonunda Rose'un oynamadığı tek normal sezon maçında, Denver karşısında son anda oyuna girmiş, kendisine yapılan faul sonrası iki serbest atışı da kaçırarak maçın kaybedilmesine neden olmuştu. Babasının Thibs ile olan yakın ilişkisi söz konusu olmasaydı muhtemelen o maç kariyerindeki son NBA maçı olabilirdi. Rose'un yokluğunda kendisine iyi bir isim yapmayı ve Raptors'dan kontratı koparmayı başardı. Asla Bulls kalibresinde bir takımda yer almaması gereken bir oyuncuydu ve tekrar sözleşme yapıldığını gördüğüm kabuslarımın son bulmasından dolayı çok mutluyum.

Mike James ve Brian Scalabrine: Rose'un sakatlıkları ile kadroya dahil olan James kısıtlı sürelerde iyi işler çıkardı. Bir nevi acil imdat çekicini kıran Bulls'un mevcut şartlarda bulabileceği en iyi isimlerden biriydi ve görevini de yerine getirdi. Scalabrine'nin basketbol kariyeri ise başka bir yöne gidebilir. Zaten oldukça azalmış olan basketbol içi katkısı artık yok denecek kadar az durumda. Benchte oyuncudan çok koç gibi görev alan Scalabrine için eşofmanlardan tamamen kurtularak takım elbise giyme zamanı geldi artık. Onu bekleyen bir başka kariyer olasılığı ise maç yorumculuğu ve bu ihtimalin çok yüksek olduğunu da belirtmekte fayda var.

GELENLER

Kirk Hinrich: 

Geçtiğimiz sezon istatistikleri: Maç başına: 25,8 dk - 6,6 s - 2,1 r - 2,8 as - 0,8 tç - 0,2 blk - 1,2 tk -  %41,4 2s -  %34,6 3s - %78,1 sa

2003-2010 yılları arasında 7 sezon Bulls forması giydikten sonra Wizards'a, oradan da Hawks'a giden Kaptan Kirk yuvaya geri döndü. Berto Center yakınlarındaki evini Chicago'dan ayrıldıktan sonra dahi satmayan Hinrich, geçtimiz sezon geçirdiği omuz ameliyatından sonra çok da istediği düzeyde dönüş yapamadı. Her iki guard pozisyonunu da oynayabiliyor olmasına rağmen asıl etkili ve rahat olduğu pozisyonu PG. Rose dönene kadar Bulls'un dümeninde olacak isim de o. Hinrich için bu dönem, tekrar eski ritmine ve formuna kavuşmak için önemli bir şans. Rose'un yokluğunda süre konusunda sıkıntısı olmayacak ve takımın sorumluluğu büyük oranda onun üzerinde olacaktır. Böyle bir sorumluluğu yüklenirken alışık olduğu bir organizasyona ve şehre geri dönüyor olmasının büyük avantajını da yaşayacaktır Hinrich. Çok iyi bir guard savunmacısı olan Hinrich'in Rose döndüğünde ise hem onu hem de Rip'i yedekleyebilecek olması, Thibs'e yeni kenar seçeneklerinde esneklik şansı veren nadir durumlardan biri. Hinrich'in pas öncelikli oyun yapısı, Rose'un yokluğunda geçtiğimiz sezonda olduğu kadar hücum yükünün oyun kurucu üzerinde olmasını değiştirebilir. Ancak yine de hücum sıkıştığında ve 24 saniye süresi tükenmek üzereyken kullanılacak zor şutları Deng ile birlikte paylaşacaklarını öngörmek çok da zor değil.

Marco Belinelli:

Geçtiğimiz sezon istatistikleri: Maç başına: 29,8 dk - 11,8 s - 2,6 r - 1,8 as - 0,7 tç - 0,1 blk - 1,0 tk - %41,7 2s - %37,7 3s - %78,3 sa

New Orleans'da çok iyi iki sezon geçirdi. Kariyerinin zirvesinde. Korver kadar iyi bir üçlükçü değil ancak ona göre topu yere vurduğunda çok daha etkili olabilen bir oyuncu. 2 numara yedeği için Bulls'un sistemine hücum yönünde uyan bir isim Marco. Ancak işin savunma tarafı için aynı şeyleri söylemek zor. Thibs'in savunma şablonunda Korver'lı 5'lerin dahi çok iyi işler çıkarabildiğini biliyoruz. Korver'ın savunmada çok iyi olmamasına rağmen istekli olması bunun en büyük sebebi. Marco'nun ne kadar istekli olacağını ise göreceğiz. Zaten yıllık 1.9 milyon dolarlık bir kontratla oyunun iki tarafında da harikalar yaratmasını beklemek hayalperestlik olacaktır. Rose dönene kadar 2 numarada Rip'le süreleri paylaşacak Belinelli, Hornets'da gösterdiği performansı devam ettirmesi halinde, yeni benchin en önemli oyuncusu haline gelecektir.

Nate Robinson:

Geçtiğimiz sezon istatistikleri: Maç başına: 23,4 dk - 11,2 s - 2,0 r - 4,5 as - 1,2 ç - 0,0 blk - 1,5 tk - %45,4 2s - %36,5 3s - %83,2 sa

Robinson NBA'in muhtemelen en antipatik karakterlerinden biri. Bulls forması giymesi dahi bu durumu benim için çok değiştirmeyecektir. 2008-2009 sezonunun sonunda Knicks'ten ilk ayrılışı sonrası farklı takımları gezerken dalgalı performanslar sergileyip, o sezonki performansını yakalaması pek mümkün olmamıştı. Geçtiğimiz sezon ise Golden State'de hiç de fena olmayan rakamlar yakaladı. 4,5 asist ortalaması ile kariyerinin en yüksek sezon ortalamasına ulaştı. Tabii bu rakamlarda Warriors'ın yüksek tempolu oyununun etkisi büyük. Bulls gibi daha statik hücum eden, oyunu daha yavaş oynayan bir takımda aynı katkıyı vermesini beklemek mümkün değil. Rose dönene kadar yedek PG'de önemli süreler alacak olsa da Marquis Teague'in nefesi ensesinde olacaktır. Bir yıllık kontratını göz önüne aldığımızda Bulls yönetiminin benzer performans göstermesi halinde Teague'in sahada kalmasını tercih edecekleri aşikar. Yine de 1.2 milyon dolarlık veteran minimum kontratı ile Robinson fiyat/perfomans oranı yüksek oyunculardan biri olabilir.

Vladmir Radmanovic:

Geçtiğimiz sezon istatistikleri: Maç başına: 15,4 dk - 4,5 s - 2,9 r - 1,1 as - 0,4 tç - 0,3 blk - 0,7 tk - %37,6 2s - %37,0 3s - %75,9 sa

Radmanovic Scalabrine'den doğan boşluğu dolduracak demek isterdim ama ortada doğan bir boşluk varsa o da basketbol dışı faktörlerden doğan bir boşluk ki, onu Radmanovic'in doldurması mümkün değil. Bir kaç normal sezon maçında iyi performans gösterir, bazı maçlar süre dahi almaz. Olur da play-off oynarsa takım, sakatlık olmadıkça çoğu maç oyuna dahi girmez. Yine de 3 sayı atabilen bir PF olarak Bulls kadrosuna iki sezondur olmayan bir alternatif getirdiğini belirtmek lazım. 

Nazr Mohammed:

Geçtiğimiz sezon istatistikleri: Maç başına: 11,0 dk - 2,7 s - 2,7 r - 0,2 as - 0,3 tç - 0,6 blk - 0,4 tk - %46,7 2s - %00,0 3s - %56,5 sa

Ömer'in yokluğunda yedek pivot için Bulls'un çok fazla seçeneği yoktu. Mohammed mevcut seçeneklerden çok da kötü olmayan biriydi aslında. 34 yaşındaki veteran OKC'deki görevine benzer bir görev üstlenecek Bulls'da. İşin savunma tarafında Ömer kadar katkı vermesi mümkün değil. Dakikaları da daha kısıtlı olacaktır. Bulls'un yedek center pozisyonunda Nazr Mohammed kadar Taj Gibson'dan da faydalanmak zorunda kalacağını tahmin ediyorum. 

İkinci yazıda gelecek sezona dair genel resme bakıp, sezon tahminlerini yapmaya çalışacağım.

1 Temmuz 2012 Pazar

Ömer Aşık Yolcu Mu?


Çok değil, bundan yaklaşık iki sene önce Bulls.com yazarı Sam Smith'in onun hakkında Avrupa scoutlarından aldığı bilgileri paylaştığı yazısını hatırlıyorum. Kimsenin ondan ne beklememiz gerektiği hakkında fikri yoktu. Ağır sakatlıklar geçirmiş, Fenerbahçe ile yaşadığı sorunlar nedeniyle bir süre de bu nedenle basketboldan uzak kalmıştı. Zaten basketbola geç başlamış bir uzunun yaşadığı sıkıntıları yaşıyorken, üstüne sakatlıklar ve anlaşmazlıklar yüzünden basketboldan uzak kalmak zorunda kalması onun gelişimini büyük bir oranda engeldi. Bu şartlar altında benim Ömer'den beklentim düşüktü. Bir şekilde tutunabileceğini biliyordum ama kayda değer katkı vermesi için bir kaç sene geçmesi gerektiğini düşünüyordum.

İki sene geçti üzerinden ve şimdi Ömer'e Bulls'u iyice zora sokacak bir teklif gelmesin diye dua ediyoruz. Onu bu noktaya getiren serüven başka bir yazı konusu. Bu yazının konusu ise dün gece resmi olarak başlayan serbest oyuncu pazarında Ömer'in durumu ve geleceği. Daha önce yazmıştım fakat tekrarlamakta fayda var. Herşeyden evel Ömer sınırlı serbest oyuncu. Yani Bulls, Ömer'e gelen bir teklifi Ömer'in de kabul etmesi durumunda, aynı teklifi vererek onu takımda tutma hakkına sahip. Ömer ayrıca Arenas Provizyonu olarak bilinen bir istisnaya da konu. Buna göre Ömer'e gelecek teklifin, ilk senesi tam orta düzey kontrat (Full MLE) seviyesini geçemiyor (5 milyon dolar). İkinci senesi standart bir %4.5'lik artışa sahip. Üçüncü senede ise kısıtlama kalkıyor ve takımlar maksimum kontrat seviyesine çıkabiliyor. Dördüncü senede ise %4.1'lik bir artış gelebiliyor. Eğer teklifin üçüncü senesi, %4.5'lik artıştan fazla bir artış içeriyorsa, teklifi yapan takımın, teklifin yıllık ortalaması kadar maaş sınırına sahip olması gerekiyor. Yani bir takım Ömer'e, ilk iki senesi 5 ve 5.2 milyon dolar, son iki senesi ise 12.6 ve 13.1 milyon dolarlık bir kontrat teklif edebilmesi için, maaş sınırında kontrat toplamı/kontrat yıl toplamı kadar (36 m dolar/4= 9 milyon dolar) maaş sınırı boşluğuna sahip olmalı. Şayet Bulls böyle bir kontratı karşılayarak Ömer'i takımda tutarsa, bu durumda maaş sınırı hesabında teklifin yıllık ortalaması değil, her seneye denk gelen gerçek tutar göz önüne alınacak. Ömer'in ilk iki senesi orta düzey kontrat ve standart artış, son iki senesi ise maksimum kontrat ve standart artış olarak hesaplandığında alabileceği maksimum kontrat, yaklaşık 36-37 milyon dolar civarında olabiliyor.

Dün gece gelen haberlere göre Rockets Ömer'e yıllığı 8 milyon dolara gelen bir kontrat önermiş. Arenas provizyonuna göre hesaplanırsa, bu teklifin 4 yıl olması durumunda yıllık maaş tutarı şu şekilde olmalı:

1. Yıl 5.000.000
2. Yıl 5.225.000
3. Yıl 10.648.000
4. Yıl 11.127.000
TOPLAM 32.000.000


Bu tabloda Ömer Rockets'a giderse maaş sınırında yıllık 8 milyon dolarlık bir yer tutacak. Bulls'un bu kontratı karşılayıp Ömer'i takımda tutması halinde ise, yukarıda yazan miktarlar yansıyacak maaş sınırına. Bu durumda ilk iki senesi olmasa da, üçüncü seneden itibaren Bulls maaş sınırında yeni bir 8 haneli kontrat yer alacak demektir. İşin basketbol tarafına sonra geleceğim fakat Bulls'un herşeyden önce finansal açıdan böyle bir teklifi karşılaması mantıklı değil. Takım bu sene hali hazırda lüks vergisi ödemekten nasıl kaçınacağını hesaplarken, iki seneden sonra tüm finansal esnekliği bitiren bir kontratı yüklenmek istemeyecektir. Üstelik yeni CBA ile gelen ağır lüks vergisi oranları gelecek sezondan sonra uygulanmaya başlayacak. Bulls böyle bir kontratı karşılayarak Ömer'i takımda tutsa bile, üçüncü senesi gelmeden onu takas etmenin yollarını arayacaktır ki, o noktaya gideceğini de sanmıyorum işin. Yıllık ortalaması 5-6 milyon dolarda kalan bir tekliften fazlası, Bulls için herşeyden evel ekonomik anlamda karşılanması imkansıza yakın bir teklif anlamına geliyor.

İşin finansal boyutu bir yana, basketbol açısından da bakıldığında Ömer'in böyle bir kontratı ne kadar hak ettiğini sorgulamak lazım. Özellikle Türk olarak Ömer'i daha başka seviyoruz, daha başka izliyoruz. Ancak ne olursa olsun, hücumdaki üretkenliği bu kadar sınırlıyken Ömer'e böyle bir kontrat vermek Bulls açısından büyük bir risk almak demektir. Aşık hali hazırda ligin en iyi savunmacı uzunlarından biri, çok iyi bir ribaundçu ve takım savunmasında ligin önde gelen isimlerinden biri. Blok yapamadığında dahi rakibini şutunu değiştirmeye zorlayan bir isim. Özellikle bu sene ile birlikte düz bir şekilde yükselmeyi ve faul almamayı da öğrendi. Fakat tüm bu harika savunma meziyetlerinin yanında, bu sene gelişme göstermesini beklediğim hücum tarafında kayda değer bir gelişim gösteremedi. Halen topu yakalamakta ciddi sıkıntılar çekiyor. Potaya çok yakın aldığında hemen smaçlayamazsa pozisyonları bitiremiyor. Serbest atış yüzdesi maç sonlarında sahada kalmasını zorlaştıran bir başka etken. Genel resimde Ömer şahane bir yedek uzunken, ilk 5'e yerleştirdiğinizde ise çok tek taraflı oyunu nedeniyle başka oyuncularla kompanse edilmesi gereken bir adam. Bu açıdan bakıldığında Bulls kadrosu böyle bir kadro değil. Kaldı ki Joakim Noah'ın varlığında zaten ilk 5'e yerleşmesi mümkün değil. Bulls'un harika bir yedek için böyle bir kontratın altına girme lüksü ise hiç yok. 

Rockets ya da daha teklif alması muhtemel diğer takımlar için baktığımda ise Ömer'in 8-9 milyon civarında bir teklif alması anlayışla karşılanabilir. Bu ligde potayı gerçekten koruyabilen savunmacı uzun bulmak çok zor ve Ömer bu açıdan ligin en iyilerinden biri. Fakat daha önce de belirttiğim gibi bu kontratı veren takımlar iki ihtimali göz önüne alıyor olmalılar. Ya diğer oyuncularla Ömer'in hücumsuzluğunu kompanse edebiliyor olmayı, ya da Ömer'in kendini hücumda geliştirebiliyor olmasını. Kişisel olarak her ne kadar ikinci senesinde beklediğim gelişmeyi gösteremese de Ömer'in hücumda bundan çok daha iyi olabileceğini düşünüyorum. En azından pick and roll sonrası potaya hareketli devrilirken aldığı pasları bitirebilir, hücum ribaundu sonrası küçülmeden direk potada bitirebilir ribaundlarını. Böylelikle 9-10 sayı ortalaması tutturabilir aldığı dakikalarda. Fakat maç sonunda sahada kalması için serbest atış yüzdesini mutlaka geliştirmeli. Ömer'in çalışmayı ne kadar çok sevdiğini bilen biri olarak gelişimine devam edeceğine şüphe yok. Yeterli maaş sınırı esnekliğine sahip takımlar için Ömer iyi bir hedef. Herşey bir yana Kwame Brown'un 7 milyon dolar kazandığı bir ligde Ömer'in aldığı 8 milyon dolar az bile.

Ömer açısından bakıldığında ise onun için basketbol çerçevesinde en iyi tercihin Bulls olduğunu söylemek zor. Her ne kadar şehri, takımı ve koçlarını sevse de Ömer'in aldığı dakikaların mevcut seviyesinden daha yukarı gitmesi ancak bir Joakim Noah takası ile gerçekleşebilir. Aslında bu geçen seneki kadar uzak bir ihtimal olmasa da Ömer'in en büyük avantajı seçim bir noktada kendi elinde değil. Aldığı en iyi teklifi kabul edecek ve sonra Bulls'un kendisini takımda tutmaya ne kadar kararlı olduğuna bakacaktır. Gar Forman her ne kadar Ömer'i takımda tutmak için gelen her tür teklifi karşılayacaklarını söylese de şu anda var olan resme baktığımda bunun mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ömer bir çılgınlık yapıp, Bulls'da kalmak için takımla erken bir anlaşma imzalamadıkça, koca yürek artık Bulls forması giymeyecek diyebiliriz.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bulls'un Yaz Dönemi Hamleleri


2011-2012 sezonu Chicago Bulls için büyük bir hayal kırıklığı ile sona erdi ve artık Bulls cephesinde herkesin aklında takımın gelecek sezon için yapacağı hamlelerin neler olacağına dair bir merak var. Derrick Rose'un sakatlığı nedeniyle en azından yarısını kaçıracağı, Luol Deng'in de olimpiyatlar sonrası ameliyat olması durumunda bir kaç ay kenarda izleyeceği sezonda Bulls'un radikal kararlar almasını isteyenler çoğunlukta. Ancak finansal esnekliği oldukça kısıtlı takımın, geçen yaz olduğu gibi, bu yaz da büyük bir hamle yapmasını beklemiyorum.

Yeni CBA ile birlikte takımların eskisi kadar cömert olması ve gözü kapalı bir şekilde lüks vergisi ödeme riskini alması kolay değil. Özellikle Reinsdorf gibi eli sıkı biri söz konusuysa. Sadece Bulls için değil, ligdeki diğer tüm takımların maaş düzeylerini belirli seviyelerde tutması şart. Yeni CBA ile ilgili yazımda lüks vergisinin iki senelik bir geçiş süreci içerisinde aynı kalacağını, daha sonra yeni düzenleme ile kademeli olarak artacağını yazmıştım. Lüks vergisi sadece kademeli olarak artmakla kalmayacak, sürekli lüks vergisi ödeyen takımlar için ödenecek vergi miktarı da artacak. Bu sezonla birlikte son 5 sezonun herhangi 4 sezonunda lüks vergisi ödeyen takımlar için, yeni vergi oranlarına 1 dolar ek vergi eklecek. Bu, vergi sınırını 10 milyon dolar geçen bir takımın, 35 milyon dolar lüks vergisi ödemesi demek. Lakers'ın Odom'u göndermesi, Dallas'ın Chandler'ı tutmaması gibi geçen yaz yapılan hamlelerin altında yatan en büyük etkenlerden biri, takımların yeni lüks vergisi düzenlemesi nedeniyle ücret tavanını aşağı sınırlara çekme çabası.

Bulls'un gelecek sezon için garanti kontratları toplamı 7 oyuncu için (Rose, Hamilton, Deng, Boozer, Noah, Gibson, Butler) yaklaşık olarak 63,4 milyon dolar. Bu rakam gelecek sene belirlenecek maaş sınırı ile az da olsa değişebilir zira Rose'un yeni kontratının tutarı bu sınırın belirli olmasından sonra netleşecek. Bu oyunculardan takas dışında üzerinde hamle yapılması olası tek isim Boozer. İncelemeye onunla başlayalım.

Carlos Boozer ve Amnesty Provizyonu: Boozer'ın gösterdiği performansı değerlendirmek başka bir yazı konusu. Bir çok taraftar onun amnesty ile serbest bırakılmasını istiyor. Boozer gelecek sene 15 milyon dolarlık bir kontratla önemli bir yer tutacak. Ancak Boozer'ı amnesty ile bırakmanın getireceği avantaj, dezavantajlarına göre oldukça az ve bu hamleyi mantıklı bir eksene oturtmak mümkün değil. Herşeyden evel takım kalan 47 milyon dolarlık kontratı Boozer'a ödemeye devam edecek. Boozer başka bir takımla sözleşme imzalasa dahi, bu tutar oldukça düşük olacak ve toplam kontrat miktarından bu tutar düşülerek kalan kısmı Bulls ödemeye devam edecek. Üstelik Bulls Boozer'ın serbest bırakılması sonrası elde edeceği 15 milyon dolarlık boşlukla büyük bir finansal esneklik kazanmayacak. Bu durumu diğer oyuncuların durumunu değerlendirdiğimde, genel tabloya bakarak daha iyi anlayabiliriz. Boozer ne kadar kontratının hakkını veren bir oyun oynamasa da, amnesty ile serbest bırakılacak kadar kötü bir oyun oynamadı. Çok eleştirildiği sakatlıktan tüm sezon uzak durmayı başardı. Bulls'un kendisine önemli bir avantaj sağlamayacak bir hamle için, bir oyuncudan hiç yararlanmayıp ona 47 milyon dolar ödemesini beklemek ve istemek mantıklı değil.

Bu perspektifle baktığımızda Bulls'un gelecek sezon da 5'ini koruyacağını ve çaylak kontratında olan iki oyuncusu Gibson ve Butler'ın da takımla olacağını söyleyebiliriz. Eğer bir değişim yaşanacaksa, bu değişim Bulls'u nomral sezonda ligin en iyi takımlarından biri yapan, ancak play-off'larda aşırı beklenti altında bekleneni veremeyen kenar oyuncularında olacaktır. Bizden biri ile başlayalım:

Ömer Aşık ve Arenas Provizyonu: Ömer'in iki senelik kontratı bu sene sona erdi ve Ömer bu yaz sınırlı serbest oyuncu (Restricted Free Agent) olacak. Yani Bulls, Ömer'e gelecek teklifleri karşılayarak onu takımda tutma şansına sahip. Ömer aynı zamanda Gilbert Arenas Provizyonu olarak bilinen bir kısıtlamaya da konu. Bu provizyon takımlara başarılı ikinci tur seçimlerini takımda tutma şansı tanıyor. Ömer'e başka bir takımın yapacağı teklifin ilk senesi, lüks vergisi ödemeyen takımların verebildiği orta-düzey (full mid-level) kontratı geçemiyor. Kontratın ikinci senesi ise standart bir %4,5'lik artış alabiliyor. Bu durum Bulls'un isterse Ömer'e gelecek tüm teklifleri karşılayabilmesi anlamına geliyor. Ömer'e önerilecek kontratın ilk iki senesi dışında kalan son iki senede ise takımlar büyük bir artış teklif edebilirler. Ancak bu durumda 4 yıllık teklifin maaş ortalaması kadar, maaş sınırında boşlukları olması geliyor. Örnek vermek gerekirse Ömer'e 4 yıl için 36 milyon dolarlık bir teklif yapmak isteyen bir takımın, maaş sınırında 9 milyon dolarlık boşluğu bulunması gerekiyor. Ömer'e bir takımın verebileceği maksimum teklif, ilk iki senesi orta düzey ve %4,5'luk artış, son iki senesi maksimum kontrat ve %4,1'lik artış olmak üzere toplamda (maaş sınırı düzeyine göre değişkenlik gösterebilir) yaklaşık olarak 37-38 milyon dolar civarında olabiliyor. Şayet Bulls böyle bir teklif gelirse ve orta düzey kontrat istisnasını kullanarak bu teklifi karşılarsa Bulls'un maaş sınırı hesabında ortalama maaş değil, teklifte yer alan tutarlar geçerli olacak. Bu ilk iki sene için yaklaşık 5 ve 5,2 milyon dolar civarı, sonraki iki sene için yıllık 8-9 milyon dolar civarı maaş tutarı demek. Özellikle ikinci seneden sonra gelecek artış, Bulls'un uzun süreli 5 haneli kontratlarını da göz önüne alırsak finansal açıdan göz korkutucu hale gelebiliyor. Evet, Bulls Ömer'den memnun ve onu takımda tutmak da istiyorlar. Bunu da her fırsatta dile getiriyorlar. Ancak bu teklifin tamamı orta düzey kontrat sınırlarında kalması şart. Ömer eğer başka bir takımdan ilk iki sene orta düzey + son iki sene maksimum kontrat teklifi alırsa, Bulls'un bu teklifi karşılayacağını sanmıyorum. Böyle bir teklifi 9-10 milyon dolarlık maaş sınırı boşluğu olan bir takımın yapabileceğini unutmamak lazım. Böyle bir boşluğu bulunan ve bu boşluğu Ömer'in hücumda kendini geliştirebileceğine inanarak riske atmak isteyen bir takım.

Hedefteki Adam C.J. Watson: Play-off'larda sergilediği performans ve son maçta yaptığı büyük hata ile hedefteki adamlardan biri haline gelen Watson'ın takımdan gönderilmesini isteyenler çoğunlukta. Gelecek sezon Rose'un olmadığı dönemde takımın dümeninde bir kez daha onu görmek istemiyor çoğu taraftar ve haklılar da. Watson'ın 1 yıllık 3,2 milyon dolarlık bir kontratı mevcut ve bu tutar garanti değil. Yani Bulls isterse Watson'ı bu yaz serbest bırakabilir. Bu durumun gerçekleşmesi, ancak Ömer'e Bulls'un karşılamak istemeyeceği bir teklif gelmesi ve Bulls'un orta düzey kontrat istisnasını (mid-level exception) kullanmak isteyeceği bir başka oyun kurucu olması, aynı zamanda bir şekilde Noah'ı yedekleyecek çaylak ya da minimum kontrat uzunu bulabilmesi durumunda gerçekleşebilir. Başka bir değişle; Watson bir yere gitmeyecek. 3,2 milyon dolarlık bir kontratla ondan daha iyi performans gösterebilecek bir oyun kurucu bulmak kolay bir iş değil. Kaldı ki Watson'ın takımı play-off'larda taşımak için kadroda olmadığını da göz önüne almak lazım. Bulls'un Rose'a endeksli hücumu, onun yokluğunda Watson'ın kaldırabileceğinden fazla yük almasına sebep oldu. Ligde yeri başka hiç bir oyuncuyla doldurulamayacak bir Rose'un yokluğunda, yapılması gereken Watson'ı gönderip bir başkasının da o yükün altından kalkamayacağını izlemek değil, takımın hücumunu oyun kurucu ekseninden biraz daha çıkarmak olmalı. Üstelik Bulls yaz hamlelerini Rose'un yokluğunu düşünerek yapmayacaktır ve bir yedek olarak Watson, aldığı kontratın çok üstünde bir performans gösterdi. Rose'un sakatlığı sonrası Bulls, yüzük peşindeki serbest oyuncular (Ör: Steve Nash) için de cazibe merkezi olmaktan çıktı. 

Kyle Korver ve Ronnie Brewer: Korver'ın 5, Brewer'ın 4,37 milyon dolarlık ve birer senelik kontratları mevcut. Bu kontratlardan sadece Korver'ın 500 bin doları garanti. Bulls isterse Brewer'ı herhangi bir bedel ödemeden, Korver'ı ise garanti 500.000 dolarlık kısmını ödeyerek serbest bırakabilir. Bu iki oyuncudan Brewer, Jimmy Butler'ın o boşluğu doldurabileceğine inanılırsa takımdan ayrılmaya en yakın isim. Hamilton'ın da artan süreleri ile süresi iyice kısalan Brewer, özellikle hücumda istenilen düzeye gelemedi. Orta mesafe şutlarını sezon başında çok isabetli atsa da sezon ilerledikçe isabet oranı düştü ve nihayetinde play-off'larda takımlar onu 1 metre geriden savunmaya başladı. Bu Bulls'un hücumdaki alan paylaşımına ciddi bir darbe vuruyor. Öyle ki Thibs onu serinin 3. maçında hiç oynatmadı. Tüm seride sakatlanan Rose ve çaylak Butler dışında takımın en az süre alan oyuncusuydu (Toplam 82:35). Bulls Ömer'in kontratını karşılaması durumunda finansal kontrolü tutmak adına Brewer'ı serbest bırakabilir. Aksi durumda takımın gelecek sezon bir çok istisnayı kullanmasını yasaklayan sınırı (lüks vergisi sınırının 4 milyon dolar üstü) geçme tehlikesi bulunuyor. Bu doğrudan Thibs'in Butler'a ne kadar güvendiği ile de ilgili bir durum. Korver'ın ise kontratının son senesinde takımdan gönderileceğini sanmıyorum. Takımın oyun alanını genişleten, keskin bir şutöre ihtiyacı var ve Korver bu işi başarıyla yerine getiriyor. Ligde onun kadar iyi şutör az bulunurken onu gönderip, daha ucuza yenisini aramak, sonucu hüsran olacak bir maceraya atılmaktan fazlası olmaz. 

Takımda minimum kontratla oynayan oyunculardan Scalabrine ve Mike James'in gelecek sezon kadroda olacağını sanmıyorum. White Mamba gelecek sezonda ya takım elbisesiyle kenarda yerini alır, ya da yavaştan hazırlandığı televizyon yorumculuğu kariyerine başlar. John Lucas'ın ise başka bir takımdan bir teklif alıp takımdan ayrılmasını bekliyorum. Thibs ile özel ilişkisi kalması için yegane neden olabilir. Bulls Rose dönene kadar yine minimum kontratlı bir (iki) oyuncu ile oyun kurucu pozisyonunu yedekleyecektir. Bu defa seçim belki oyun kurma özellikleri daha yüksek bir oyuncudan yana olabilir. 

Bulls'un radikal bir hamle olarak Korver ve Brewer'ın biten kontratlarını bir takasta kullanması da söz konusu olabilir ancak bu durumun da lüks vergisinden kaçınmak adına gerçekleşeceğini pek sanmıyorum. Genel resme baktığımızda Bulls'un finansal olarak çok fazla hareket alanı olmadığı ortada. Rose'un çaylak kontratından çıkıp, gelecek sezon kendisine özel getirilen düzenleme ile alacağı maksimum kontrat, finansal esnekliği oldukça kısıtlıyor. Yazın Bulls taraftarları olarak serbest oyuncu pazarından çok, Ömer'e gelecek tekliflerin ne olacağını, Bulls'un ne düzeye kadar bir kontratı karşılamak isteyeceğini, Brewer'ın takımda kalıp kalmayacağını ve minimum kontratla Bulls'a katılmaya kimlerin gönüllü olacağını izliyor ve takip ediyor olacağız. Pek heyecanlı bir süreç olmayacağı kesin.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Tutunamayanlar


Maçı hiç izlememiş olsaydım ve biri bana 76'ers'ın %34'le şut attığını, 14 üç sayı denemesinde sadece 1 isabet bulabildiğini, hızlı hücum sayılarında Bulls'un 17-10'luk üstünlüğü olduğunu ve ribaundlarda 49-43'lük Bulls üstünlüğü olduğunu söyleseydi, maçı çift haneli farklarla Bulls'un kazanmış olduğu tahminini yapardım. Aslında maçı izlediğimde de, böyle bitmesi gerektiğini düşünüyordum. Son çeyrekte arka arkaya 10 şut kaçırıp, çeyrek boyunca 28 sayı yiyene kadar... Bulls ikinci maçta olduğu gibi, bu maçta da yakaladığı farkı koruyamadı ve galibiyete tutunmayı başaramadı.

Seri Phily'e 1-1 eşitlikle taşınırken bu kez ayarlama yapma sırası Thibs'teydi. Her ne kadar sisteminde ve yapısında ısrarcı bir koç olsa da işlerin mevcut düzenle yürümeyeceğinin bilincinde olan Thibs, Collins'in uzunla ikili sıkıştırma getirerek 2. maçta etkisiz hale getirdiği 2 numaranın dip çizgi  setleri için basit ama etkili bir ayar yaptı. Son perdeyi yapan uzunu (genellikle Noah) Hamilton'ın dip çizgiye yakın çaprazında bırakıp, 4 numarayı (genellikle Boozer) üç saniye koridorunun tepesine çıkardı. Hamilton sıkıştırma geldiğinde öncelikle dip çizgideki uzuna, oraya yardım gittiğinde (genellikle gitti) ise faul çizgisi civarına çıkan 4 numaraya topu çıkardı. Dip çizgideki adamda kalan savunmacı kapatmak için 4 numaraya geldiğinde ise pas oradan dipteki uzuna geçti. Bulls bu sayede ilk maçta çok verim aldığı bu seti tekrar efektif bir şekilde uygulamayı başardı ve kısaların felaket şut attığı bir gecede iyi savunması ile son çeyreğe kadar maçın içinde kalmayı başardı.

Bulls'un halletmesi gereken bir diğer sorun olan Phily'nin hızlı hücum sayıları da, Thibs'in ufak ayarlamaları ile  kısıtlandı. Maç sonunda 17-10'luk Bulls üstünlüğü vardı bu alanda. Geriye çok daha iyi koşan takım, hızlı hücumları engellemek adına hücum ribaundlarından feragat etmek zorunda kaldı. Bulls bulduğu 15 hücum ribaundundan sadece 8 ikinci şans sayısı üretebildi. İkinci şans sayıları Bulls'un kötü hücumunu kabul edilebilir seviyeye çıkardığı önemli bir faktör. Dün gece hızlı hücumları engellemek adına, geçen seneki Heat serisinde olduğu gibi hücum ribaundu kovalamakta ısrarcı olmadı takım ve bu durum hücumun genellikle pek yüzdeli olmayan ilk şuta kalmasına neden oldu.

Sakatlıklar bütün sezonun bir numaralı gündem maddesiydi Bulls için. Bu maçta da hikaye çok değişmedi. Joakim Noah bir hızlı hücum sırasında sol ayağını oldukça kötü şekilde burkmasına rağmen serbest atışları atmak için maça döndü. Noah bir süre daha oyunda kalıp sonra soyunma odasına gitti. Son çeyrekte soyunma odasından dönüp tekrar oynamaya çalıştı ancak ayağının üzerine dahi zorlukla basıyordu. Bu kararın oldukça tartışılacağı ortada çünkü o dönemde Bulls Ömer'in iyi boyalı alan savunmasıyla maçı 9 sayı önde götürüyordu. Thibs maçtan sonra Noah'ın iyi hisettiğini, oyuna dönmek istediğini ancak oynayamayacağını gördükten sonra tekrar kenara aldığını açıkladı. Noah'ın ne kadar fedakar ve savaşçı bir oyuncu olduğunu biliyoruz. Ancak çok fazla hedefi kalmamış takımın, zaten sıkıntılı gelecek sezonunu daha da sıkıntılı bir hale getirmemek adına böyle bir riskin alınması doğru bir karar değil. Hem sağlık ekibi, hem de Thibs bu kararın çok daha ciddi bir sonuç doğurmamış olmasına sevinmeliler.

Peki ne oldu da bir ara 14 sayıya kadar çıkan farkı koruyamadı Bulls? Son çeyrekte bitime 9:32 kaladan 5:03 kalana kadar Bulls arka arkaya 10 şutunda isabet bulamadı. Jeff Mangurten'in verdiği bilgiye göre ise Bulls bitime 9:35 kaladan 1:00 kalana kadar 15 şutunda sadece 1 isabet bulabildi ve bu 15 şutun 9'u, 24 saniye süresinin bitimine 6 saniyeden az süre varken geldi. Son bölümü bundan daha güzel özetleyen başka bir istatistik olamaz. Bu seriye neden olan baş aktör ise John Lucas III. Lucas pick & roll sonrası gelen ikili sıkıştırmalarda topu elinden bir türlü çıkaramıyor ve aşırı top sürerek hücum süresinden ciddi süre çalıyor. Sonrasında verdiği paslar ise 6 saniyeden daha az süre kalmışken diğer oyuncuların acele ve zor şutlar atmasına neden oluyor. Watson'ın oldukça kötü şut attığı bir maçta Lucas'ın sahada olması anlaşılabilir ancak Watson'ın, ikinci yarı kötü şut performansının da verdiği etkiyle topu daha çok paylaşarak, Bulls'un 21 üçüncü çeyrek skoru üretmesindeki katkısını göz ardı etmemek lazım. Watson toptan vazgeçerek topun dolaşmasını ve Bulls'un savunma dengesini bozarak sayılar bulmasını sağladı. Lucas oyuna girdiğinde ise top dolaşımı tamamen öldü ve Bulls hücum süresi biterken zorlama atışlar kullanmaya başladı. Üstelik bu süreç içerisinde Rip her zamanki süresinin neredeyse iki katı süre aldığı için oldukça yorgun bir şekilde sahadaydı. Deng de benzer şekilde tükenmiş görünüyordu ve Ömer'in de hücum opsiyonu olmaması nedeniyle Bulls'un alternatifleri oldukça kısıtlıydı. Tek ümit Boozer'ın uzun mesafeli şutlarını sokmasına kalmıştı ki, o da pek sürpriz olmayan bir biçimde gerçekleşmedi. Thibs'in hücum opsiyonsuzluğu nedeniyle Lucas'ı sahada tutmak istemesini anlayabiliyorum, ancak arka arkaya hücumlarda ne sayı bulabildiğini, ne de topu elinde tutarak hücumları ciddi derecede krize soktuğunu gördüğü halde tekrar neden Watson'a dönmediğini anlayamıyorum. Bu bölümde 76'ers, kısalarını boyalı alana rahatça sokarak Hawes'a orta mesafeli şutlar attırdı ve maçın belki de en kritik pozisyonunda Evan Turner biraz da tartışmalı bir faul alarak çizgiye gelmeyi başardı. Turner o faulü almadan önce iki kez bloklanmıştı ancak üçüncü kez tekrar topu alıp yükselmeyi  ve faulü almayı başardı. Doug Collins maçtan sonra o pozisyonun, kendileri için sezonun en büyük bireysel oyunu olduğunu söyledi. Maça çok kötü başlayan Hawes'un 21 sayısının 8'ini, maçın son 7 dakikasında bulduğunu da belirtmek lazım.

Play-off'lar başladıktan sonra geldiğimiz nokta ve konuştuğumuz konular ne kadar farklı bir hale geldi, şaşırmamak elde değil. Bulls, üçüncü guard olması için takım katılan Lucas'a, sezonun belki de en önemli maçında bel bağlamış olmanın cezasını ödedi dün gece. Her ne kadar seri bana göre ikinci maçta bitmişse de, bu maçtan sadece bir yenilgi değil, bir de çok önemli kayıpla ayrıldı takım. Noah'ın durumu belli değil, muhtemelen pazar gününe kadar da belli olmayacak. Ancak sadece 4. maçta değil serinin kalanında da oynaması zor görünüyor. Röntgen sonuçları negatif çıkmış olsa da ayağını çok kötü şekilde burktu ve şişliğin kolay ineceğini sanmıyorum. Bulls'un zaten bir hayli azalan şansı serinin belki de performansı en üst düzeyde olan oyuncusu Noah'ın da yokluğunda neredeyse sıfırlanıyor. Noah takımın en iyi uzun savunmacısı, en iyi ribaundçusu, en yürekli ve mücadeleci oyuncusu. Onun yokluğunun basketbol içi sonuçları kadar, mental ve motivasyonel eksikliklere neden olacak sonuçlar doğurması çok muhtemel. Bulls her ne kadar Ömer'le boyalı alanda daha caydırıcı bir takım haline gelse de, Ömer'in çok kısıtlı hücumu ve serbest atışları sokamıyor olması, zaten sıkıntılı hücumun biraz daha sıkıntıya girmesine neden olacaktır. Bulls'un uzun rotasyonunda vereceği bir eksik, 76'ers karşısındaki en büyük üstünlüğünün törpülenmesi ve ciddi erozyona uğraması demek. Bu durum ilk maçta olduğu gibi Deng'in bir süre 4 numara olarak sahada kalmasına da neden olabilir ki, bu durum sakatlığı kendisini zorladığı her halinden belli olan Deng'in biraz daha fazla yıpranması ve yorulmasına neden olacaktır.

Bulls'un zaten dağılmış psikolojik yapısı dün bir yara daha aldı. Seri Chicago'ya dönmeden önce oynanacak bir maç daha var. Her ne kadar takımın motive olmak için çok sebebi olsa da o ateşi yakmak kolay değil. Bulls'un seriyi evine 2-2'lik eşitlikle götürmesi belki bir kıvılcım olabilir. Ancak artık sadece psikolojik değil, seride sayısal üstünlüğü de ele geçiren 76'ers karşısında, yine işler kolay olmayacak.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Duygusal Çöküş


Bulls yazarlarının ümit veren yorumları, Scottie Pippen'ın motivasyon mektubu, Derrick Rose'un maç topunu salona getirmesi ile yaratılan duygusal ortam... Hiç biri Bulls'un istenen ve beklenen enerjiyi sahaya yansıtmasına yardımcı olmadı. Bulls, tıpkı salonu dolduran kalabalık gibi sessiz ve enerjiden yoksun bir oyun sonrası 76'ers'a boyun eğerek, seride durumun 1-1 eşitliğe gelmesine engel olamadı.

Maça Chicago cephesinden bakmadan önce hakkını teslim etmem gereken bir adam var; Doug Collins. Collins gerek maç içinde, gerekse maçlar arasında yaptığı ayarlamalarla takımının çehresini değiştirmesi ile bilinen bir koçtur. Dün geceki maç bu yeteneğinin en güzel örneklerinden biriydi. Küçük alt başlıklarda inceleyeceğim, 3 temel değişiklik yaptı Collins;

İlk 5 Değişimi: İlk maçta ilk 5'te başlayan fakat etkili olamayan Meeks ve Allen'ı kenara alan Doug, bu maçta Evan Turner ve Hawes'a şans verdi. Hawes her ne kadar erken faul problemi nedeniyle etkili olamadıysa da özellikle Turner hamlesi maç için çok kritik oldu. Turner hem ribaundlara verdiği katkıyla, hem hücumdaki üretkenliği ile, hem de Watson'ı kilitleme görevini savunmada başarıyla yerine getirerek sahanın en etkili isimlerinden biri olmayı başardı. Özellikle savunmada Watson'ı yabana atmayan Collins, Turner'la onun üzerine çok iyi baskı kurarken, sahanın diğer tarafında ise Bulls guardları üzerinde baskı kurmak için Turner'ın hücumdan bir hayli faydalandı. Bu hamle yedek kadroda Young'a mahkum kalma riskini taşıyordu fakat Collins rotasyonu çok iyi ayarlayıp, ilk maçta etkili olamayan Lou Williams'dan da 20 sayılık hücum katkısı almayı başarınca bu riskin sahada bir dezavantaja dönüşmesini engelledi.

Hamilton - Korver Savunması: İlk maç boyunca maç başında Hamilton, sonrasında ise Korver'ı hücumda çok etkili kullanmayı başarmıştı Bulls. Bunda iki oyuncunun da oynayabildiği, dip çizgiden iki veya tek perdeden çıktığı hücumu 76'ers'ın bir türlü savunamamasını etkili olmuştu. Collins oyuncularının sürekli bu iki oyuncuyu takip ederek enerjilerini tüketmelerini engellemek istiyordu fakat Bulls bu zayıflığın ısrarla üstüne giderek iki oyuncudan çok ciddi hücum katkısı almayı başarmıştı. Bu maçta ise bu sete çok iyi çalışmıştı 76'ers. Hamilton veya Korver perdeden çıktığı anda uzunla sıkıştırma getirerek boş şut imkanı vermezken, diğer oyuncular da pas kanallarını kapatarak Bulls'un topu ters taraftaki boş şutöre geçirmesini engelledi. İkili sıkıştırmayı geçmek için oyuncu topu yere vurduğunda ise hızlıca rotasyona dönerek hücum süresinden ciddi süre çalmış oldu Phily ve sonrasında zorlama atışlar geldi Bulls'tan. Collins'in ilk maçta onları çok yaralayan bu hücuma bir önlem alacağı beklenen bir sonuçtu, ancak Thibs'in bu durum için bir B planı üretmemiş olması beni bir hayli şaşırttı.

Kısa Odaklı Hücum: Bir önceki yazımda Rose'un eksikliğinin ne gibi sonuçlar ortaya çıkarabileceğini yazmıştım. Bunlardan biri de oyun kurucu üzerindeki baskının eskisi kadar olamayacağı ve bu durumun tüm savunma şemasını etkileyebileceği idi. Collins kısa avantajını eline geçirdiğini düşünerek, ilk maçta çok etkili olduğu 1-4 pick & roll hücumlarında ısrarcı olmayarak, Holiday ve Turner ikilisi ile Bulls savunmasının dengesini bozmayı tercih etti. Bu tercih maç boyunca etkisini gösterdi ve Phily belki de hücum anlamında sezonun en iyi maçını oynadı. Holiday, Turner, Williams üçlüsü toplamda 65 sayı üretirken, Watson ve Lucas'ın yarattığı savunma zaafını sonuna kadar kullandılar. Bu durum hem Bulls savunmasının maç boyunca ritm ve düzey bulmasını engelledi, hem de Phily'nin savunma direncinin maç boyunca yükselen bir grafik çizmesine de yardımcı oldu.

Collins'in hakkını teslim ettikten sonra maça bir de Chicago penceresinden bakalım. Collins'in yaptığı ayarlamalara karşın Bulls'un yaptığı ayarlamalar nelerdi, bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü herhangi bir ayar göremedim. Nispeten iyi bir ilk yarı geçirdi Bulls ve devreye 55-47 önde girdi. Phily ilk yarıda %52,8'le şut atıyordu. Farkı yaratan ise ikinci çeyreğin son bölümünde Noah ve Lucas'ın yarattığı çok ekstra sayılar oldu. Devreye girerken Bulls her ne kadar sayı farkını yakalamış olsa da, maçı kendisine kazandıracak savunma ve ribaund farkını kuramamış durumdaydı. Üçüncü çeyrekle birlikte ise kabus başladı. Bulls hücumları gittikçe bire bir zorlamalara, hücum süresi biterken atılan zorlama atışlara dönerken, bu atışların ribaundlarıyla hızla gelen 76'ers kolay sayılar bulmaya başladı. Başta Holiday olmak üzere Phily kısaları Watson'ın savunma zaaflarını sonuna kadar zorladı. Nispeten yavaş ayaklara sahip Watson kolay geçilmemek için rakibine fazla boşluk verince rahat şutlarla sayıları buldu 76'ers. Bulls ne Deng, ne de Boozer'dan bir hücum katkısı alamayınca fark hızla açıldı. Phily özgüven ve enerji kazandıkça savunması daha da sertleşti. Nitekim ikinci yarı %64,3'le şut atan Phily, Bulls'u bu yarıda 37 sayıda tutarken 62 sayı bularak maçı rahat kazanmayı başardı. Bulls Thibs'in farklı 5 denemelerinin hiç birinden istediğini alamazken, üçüncü çeyrekteki serinin psikolojik etkisinden de çıkmayı başaramayarak, geri dönmeyi gerçekleştiremedi.

Bulls sadece bu maçı değil, ev sahibi avantajını, özgüvenini ve yüksek ihtimalle seriyi de kaybetti dün gece. Her ne kadar daha oynanacak 5 maç olsa da artık tüm psikolojik üstünlük Phily'de. Evlerinde oynayacakları iki maç öncesinde bir maç çalmayı başardılar, Bulls'un zaaflarını biliyorlar ve Rose olmadan Bulls'un korkutucu bir takım olmaktan çıktığını yeterince tecrübe ettiler. Üstelik berbat biten bir normal sezon sonrası kırılmış özgüvenlerini de tamir ettiler ve seyircileri ile barışma şansına sahipler. Evlerindeki iki maçı da kazanırlarsa Bulls'u artık geri dönülmesi çok çok zor bir noktaya itecekler ki Bulls için deplasmanda kazanmak çok daha zorlu olacak ve Phily de bu durumun gayet farkında. Diğer maçlarda muhtemelen bu kadar verimli ve etkili hücum etmeyi başaramayacaklar, ancak başa baş dahi son bölüme girilse, Bulls'un hücum sıkıntılarını aşabilecek çok fazla opsiyonu olmaması ile maçı her daim kazanacaklarını biliyor olacaklar. 

Bulls seyircisinin ve taraftarlarının yarat(amad)ığı atmosferden de anlaşılacağı üzere, Chicago şehri 76'ers serisini artık çok önemsemiyor. Bu takım büyük beklentilerin ve büyük hedeflerin takımıydı ve şehirden birden bambaşka bir mücadeleye adapte olmalarını istemek ve beklemek haksızlık olur. Bulls için bu seriler Heat'i geçebilmek için aşılması gereken bürokrasi gibiydi ve asıl hedef o seriydi. Chicago şehri Rose'dan mahrum takımın artık o hedefe yürümesinin imkansız olduğunun farkında ve play-off'ları takımın bir seri geçerek bitirmesi dahi onları tatmin etmeyecek. Bulls takımı seyirciyi davasına ortak edebilmek adına önemli bir şansa sahipti, ancak o şansı çok düşük enerjili ve mücadeleden yoksun bir ikinci yarı oynayarak teptiler. Artık bir çok Bulls taraftarı takımın beklentileri aşacağına dair inancını tamamen yitirmiş olsa gerek. Rose'un sakatlığı ile tüm dengesi alt üst olan şehir, dün geceki basketbol ve yenilgi sonrası tam anlamıyla duygusal bir çöküş içerisine girdi. 

Bulls'un seriyi geçmek için Philadelphia'da oynanacak iki maçtan en azından birini kazanması ve sonrasında 5. maçta United Center'da 76'ers'ı yenmesi şart. Özellikle serinin 3. maçı çalmaya daha müsait bir maç olacaktır. Ancak Bulls'un tıpkı Collins'in yaptığı hamleler gibi hamleler yapması şart. Kısa süre içerisinde hem defolarını örtmeyi, hem de 76'ers'ın zayıflıklarını vuracak hamleler geliştirmeyi başarması lazım takımın. Hiç bir şey dün gece ikinci yarıda oynanan basketbolun mazereti olamaz. Bulls tuttuğu ipin gitmesine izin veren bir takım değil. Bu yüksek enerjili, mücadeleci oyunu sahaya yansıtmak bundan sonraki süreç için olmazsa olmaz. Oyuncular Rose'un eksikliğinde dahi takım olarak bir arada kalabildiklerini ve takım kimliğini sahaya yansıtabildiklerini ispatlamak istiyorlarsa, 3 maç önemli bir fırsat ve bu fırsat için fazla beklemelerine gerek kalmayacak.

1 Mayıs 2012 Salı

Balans Ayarı


Derrick Rose'un talihsiz sakatlığı sonrası hangi noktaya kadar gidebileceği merakla beklenen Bulls'un ilk testi bu gece serinin 2. maçında United Center'da Philadelphia 76'ers karşısında olacak. Bulls her ne kadar Rose'dan mahrum kalarak 27 normal sezon maçına çıkmış olsa da, play-off için yapılması gereken değişiklikler, ayarlar var. Özellikle hücumda yeni bir balans ayarına ihtiyacı var Bulls'un.

İki takım arasında United Center'da oynanan son normal sezon karşılaşmasında Rose kasık sakatlığı nedeniyle oynayamamıştı. Rose yerine ilk 5'te başlayan C.J. Watson'ın 20 sayısıyla sürüklediği maç, savunmaların konuştuğu bir maç olmuş, Bulls maçı 89-80 kazanırken ribaundlarda Phily'e 53-39'luk üstünlük kurmuştu. Bu gece oynanacak ikinci maçta Bulls'un kazanabilmesi için yine savunmasını en üst düzeyde tutması ve ribaundlarda rakibine ilk maçtaki gibi üstünlük kurması şart. Rose'un yokluğunda takımın sayı ortalaması ve şut yüzdesi belirgin bir şekilde düşüyor. Takım Rose sahadayken 100 possession'da 107,6 sayı bulurken, Rose'un yokluğunda bu rakam 102,3'e düşüyor. Şut yüzdesi ise 46,8'den 43,9'a geriliyor. Bunun altında yatan temel neden Rose'un yerine oynayan oyuncunun daha az sayı atması ve daha düşük yüzdeli atması değil. Rose'un sahadaki varlığının diğer oyuncuların işini kolaylaştırması ve ona odaklanan savunmaların zayıflıklarını Bulls'un değerlendirmesi.

Rose'u durdurmak (yavaşlatmak demek daha doğru olur) için pick & roll'lerde sürekli ikili sıkıştırma getirmek zorunda kalıyor takımlar. Özellikle tepede oynanan pick & roll'lerde sıkıştırma sonrası Rose pası Noah'a çıkarıyor. Noah hemen potaya yönelerek yardıma gelen diğer uzunun boş bıraktığı 4 numaraya (Boozer ya da Gibson) pası çıkarabiliyor. Şayet potaya yakın kalırsa savunma bu defa kenarda üç sayının gerisinde bekleyen Korver ya da Deng'e çıkıyor pas. Benzer şekilde kenarlarda gelen sıkıştırmalarda hızlıca topu ters tarafa çevirebiliyor Bulls ve boş şut imkanı bulabiliyor. Rose bir şekilde ikili sıkıştırmayı, iki oyuncunun arasından hızlıca geçerek aştığında ise bu defa 5'e 3 hücum etme şansı bulabiliyor. Tüm bu ve benzer savunma önlemlerinin yarattığı defoları işleyen Chicago'nun hem bulduğu sayılar hem de daha rahat atılan şutlar nedeniyle şut yüzdesi yükseliyor. Benzer şekilde Rose'un içeri penetrelerinde üzerine çektiği uzunların ribaund pozisyonu almasını engellemesi, rakip uzunların pick & roll'lerde ikili sıkıştırma için potadan uzak kalmak zorunda kalması Bulls için çok değerli olan hücum ribaundlarına ve ikinci şans sayılarına imkan sağlıyor. Rose'un yokluğunda tüm bunlardan mahrum kalacak Bulls ve bu avantajlarının kaybını oyunun diğer yönlerine odaklanarak telafi etmek zorunda.

C.J. Watson, Rose'a oranla daha iyi bir şutör ancak (çok doğal olarak) onun kadar iyi bir penetreci ve oyun kurucu değil. Watson özellikle ikili sıkıştırma geldiğinde top kaybı yapmaya müsait bir oyuncu ve topu hızlı dolaştıramıyor. Özellikle top kayıplarının artacak olması 76'ers gibi açık alanda çok etkili bir takımla oynarken öldürücü olabilir. Bulls'un oyun kurucu pozisyonunda kim olursa olsun, maç boyunca topun değerini çok iyi bilerek oynaması şart. Watson ya da Lucas III... Her ikisi de özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden yüzdeli atan, skor öncelikli oyuncular. Her ne kadar bu yapı Bulls'da Rose'un skor yükünü üstlenmesinden dolayı onlara uygun gibi gözükse de, gerçekte Rose'un belki de en çok göz ardı edilen play making özelliklerini taşımamalarından dolayı Bulls'u başka bir hücum yapısına itiyor. Bu hücum ilk 76'ers maçında oldukça etkili olan Hamilton ve Korver'ın dip çizgide perdelerden çıktığı, Deng'in daha çok pick & roll oyununa girdiği ve Boozer'ın daha çok sorumluluk aldığı bir hücum. Setler bozulduğunda yine kendi şutunu yaratması Watson ya da Lucas'tan istenecektir ancak özellikle 76'ers gibi takımlara karşı işi o noktaya getirmeden bitirmek önemli. Kalan süreçte Hamilton'ın hem süre hem de şut sayılarının artmasını bekliyorum. İlk maçı da yine çok efektif bir şekilde oynayan Hamilton, Rose'un yokluğunda takımın hücum lideri olma görevini üstlenmeli. Benzer şekilde hem Deng hem de Boozer daha çok şut kullanacak ve daha fazla sorumluluk alacaktır. Iguodala'nın çok iyi bir dış savunmacısı olması nedeniyle Deng'in üretimi nispeten kısıtlı kalacak olsa da, Rose'un yokluğunda genellikle iyi maçlar çıkaran Boozer'ın mutlaka hücum üretimini bir üst seviyeye çıkarması şart.

Rose'un eksikliğini hücumda olduğu kadar olmasa da savunmada da hissedecektir Bulls. Watson, Rose kadar iyi bir savunmacı değil ve oyun kurucu üzerindeki baskı ile başlayan Bulls savunması için 76'ers serisi boyunca kısaların hücumda çok etkili olmaması hayati önemde. İlk maçta özellikle 1 ve 4 numaraların oynadığı pick & roll'lerle çok etkili sayı üretimi sağladı Phily. Bulls uzunları perdeden çıkan kısaya show up sonrası adamına dönmekte geç kalınca Elton Brand'ın maç boyunca boş orta mesafelerini izlemek zorunda kaldık. Her ne kadar Bulls savunması bireylerden ziyade bir takım savunması temelli olsa da, Watson'ın mutlaka kısa üzerindeki baskıyı kurması şart. Ligde oynanan son maçta Jrue Holiday'in 30 sayı attığını hatırlatmakta fayda var. Watson'ın Bulls savunmasının önemli bir parçası olan toplu adamı kenar çizgiye zorlama taktiğini etkili bir şekilde uygulaması, savunma dikkatini hep üst düzeyde tutması gerekiyor.

Takımın en iyi oyuncusundan mahrum çıkıyor olmak psikolojik olarak tamir edilemez bir handikap yaratır. Bulls'un sezon içerisinde Rose'dan mahrum oynaması ve önemli galibiyetler almış olması bu süreçte büyük yardımcı faktör olacaktır. Şehirde ve takımda oluşan duygusal atmosferin sahaya enerji olarak yansıması çok önemli. Kalan maçlarına 76'ers dahil olmak üzere "favori" sıfatından mahrum çıkacak Bulls ve bu durum takımın yapısına daha çok uyuyor. Bulls oyunun her iki tarafında "kısıtlı yapabilirliklerini", enerji ve bitmeyen bir mücadele ile "yerine konamazlara" dönüştüren bir takım. Artık alınacak galibiyetler, geçilecek turlar beklenen başarı olmaktan ve beklentileri karşılamaktan çıktı. Bundan sonra atılacak her adım takımın kendisini tekrar ispat etme savaşına dönecektir.

2009 play-off'larında Luol Deng'ten yoksun çıkılan ve beklentilerin neredeyse sıfır olduğu, belki de NBA play-off tarihinin en unutulmaz, en çekişmeli serilerinden biri haline gelen Celtics serisinde olduğu gibi bundan sonraki süreç de Bulls için bir onur mücadelesi haline gelebilir. Mevcut durumun yaratacağı duygusal yoğunluğun sahaya ne kadar yansıyacağını görebilmek içinse bu maç önemli bir gösterge olacaktır.

8 Aralık 2011 Perşembe

Chicago Bulls V2_1


Geçen yıl play-off'larda Heat'e 4-1 kaybettiğinden bu yana sanırım herkes Bulls'un daha ileriye gidebilmesi için bir iki numaraya ihtiyacı olduğu konusunda hem fikir oldu. Bulls'un Rose'un hücum yükünü hafifletecek bir SG'ye ihtiyacı olduğu konusunda hem fikirim ancak bunun finallere giden yolda bir şart olduğu konusuna pek katılmıyorum. Bulls'un 2 numara eklemesinden daha çok geliştirmesi gereken ve üstesinden gelmesi şart bazı sıkıntıları var.

İşin ekonomik tarafına daha önce yeterince değinmiştim. Bu yazıda konuya tamamen basketbol penceresinden bakmaya çalışacağım ama başlangıçta şu noktayı vurgulamak şart: mevcut durumla alınabilecek iki numaraların hiç birisi Bulls için aranan adam değil. Bulls'un savunmada Brewer hücumda Korver olabilecek hatta Korver kadar iyi üç sayı atıp aynı zamanda potaya da gidebilecek bir oyuncuya ihtiyacı var ki, öyle bir adamı değil mid-level'la sign etmek, NBA'de bulmak zor. Haliyle makul beklenti nispeten iyi üç sayı atabilen, iyi savunmacı bir 2 numara takıma dahil etmekte. Ancak mid-level bir kontratla takıma gelecek oyunculardan hiç birisi bu tanıma tam anlamıyla oturmuyor. 

Peki Bulls bu eksiğini gidermeden de Heat engelini aşamaz mı? Pekala aşabilir. Hatta geçen seneki kadrosunu bir iki ufak değişiklikle koruyarak (ki öyle olacak gibi görünüyor) Heat'i 7 maçlık bir seride geçebilir. Ancak ve ancak doğru basketbolu sahaya koyabilirse.

Geçen sene seri başında herkes Heat'i açık ara favori görürken farklı düşünüyor, Heat'i Bulls'un önünde açık ara favori yapacak çok fazla avantajı olmadığını iddia ediyordum. Seri 4-1 tamamlandığında da fikrim çok değişmedi. Nitekim Bulls elendikten sonra yine bu blogda şunları yazmıştım:

"Miami serisi başladığında iki takım arasında Miami'yi açık ara favori gösterecek kadar fark olmadığını düşündüğümü yazmıştım. Her ne kadar seri 4-1 bitmiş ve bu düşünceler haklı çıkmış gibi görünse de o günkü düşüncelerimden hiç uzaklaşmış değilim. Seride Miami ve özellikle Lebron James play-off performanslarının üzerine çıkmayı başarırken, Bulls ve özellikle Rose tüm sezon oynadığı basketboldan uzak bir basketbol sergiledi. Pacers ve Hawks serilerinde de zaman zaman zorlandı takım ancak Miami serisinde olduğu kadar karakterinin dışında bir oyun pek az oynamıştı. Bunda Miami'nin ilk maçtan sonra yaptığı ayarlamalar kadar özellikle mental anlamda Rose'un düşüşünün de büyük etkisi var."

Evet henüz Dallas serisi oynanmamıştı ve Lebron için son çeyrek konulu espriler üretilmemişti. Lebron seri boyunca son çeyreklerde mükemmel performans ortaya koymuştu ancak seriyi kaybettiren asıl neden Bulls'un karakterinden uzak bir basketbol oynaması ve -hakemlerin de biraz ittirmesiyle- Heat'in bu şansı iyi kullanmasıydı. Genel resme baktığımızda geçen sezon oynanan 8 maçta iki takım da 4'er galibiyet alabildi. Bulls'un kazandığı 4 maçın 3'ü her ne kadar normal sezon maçı olsa da bu maçların da play-off atmosferinde geçtiğini göz ardı etmemek lazım. Bulls'a seriyi kaybettiren ve bu sezon Heat'i geçebilmek için üstesinden gelmesi gereken noktaları ise şöyle özetleyebiliriz:

Derrick Rose: Geçtiğimiz sezon sona erdiğinde de, yeni sezona girerken de sorumluluğu üstüne alıp elenmemizin nedeni benim derken kendisine haksızlık yapsa da haksız sayılmazdı Rose. Bulls'un karakterinin dışına çıkmasında en büyük neden tamamen ona odaklanmış Heat savunmasına karşın Rose'un seri ilerledikçe git gide kötüye giden karar verme becerisiydi. Rose son çeyreklerde hücumları her zamanki üretkenliği ile kullanamadı ve bu tamamen James'in onu harika savunma becerisiyle açıklanmaya çalışıldı. Oysa Rose'un maç berabere iken son bölümde iki kez üst üste James'in üzerinden geriye çekilerek aynı orta mesafe şutunu atmasının hatalı tercihler olduğuna pek değinen olmadı. Gelen ikili sıkıştırmalar sonucu aceleyle attığı hatalı paslar Bulls potasına hızlı hücumlar olarak döndü, her zamanki deliciliğinden ve agresifliğinden uzaktı. Bulls'un hücumunun bu kadar merkezindeyken onun her zamanki performansında olması gerekiyordu ama Rose tüm sezonun en kötü basketbolunu Heat'e karşı oynadı. Son iki maçta ikili sıkıştırma olayı artık otomatiğe bağlanmıştı ve perde savunmacısı ile toplu adam savunmacısı arasında boşluklar oluşmaya başlamıştı, show up göstermelik hale gelmeye başlamıştı. Rose için bu kadar yükle bu seviyede bu yaşta oynamak kolay değil. Önemli bir tecrübe edindi ve Thibs ile birlikte geçirecekleri uzun saatlerde neleri daha iyi yapması gerektiğini öğrenecektir. Bulls'un Heat'i geçebilmesi için Rose'un her duruma hızlıca adapte olabilen ve güçlü yanlarını her şart altında sahaya yansıtabilen bir basketbol oynaması olmazsa olmaz.

Carlos Boozer: Biliyorum hepiniz onu çok seviyorsunuz, posteleri duvarlarınızı süslüyor. Artık Boozy'nin de bu sevginin karşılığını vermesi gerekiyor. Sakatlıkla girdiği sezonda sahaya döndükten sonra All-Star arasında kadar gayet nefis performans sergilemişti. Ancak Noah'ın dönüşü sonrası işleri biraz zorlaştı çünkü Kurt Thomas'ın orta mesafede gezinerek kendisine yarattığı boş alanı aramaya başladı. Noah ameliyatı sonrası orta mesafesine güveni kaybolmuş bir şekilde dönünce potaya daha yakın oynamak zorunda kaldı, bu da Boozer'ın işini biraz zorlaştırdı. Üstelik play-off'lara girereken topuğundan yaşadığı sakatlık ve Pacers serisiyle seyircinin ona hemen sırtına dönmesi gibi talihsizliklere bir de boşanması ve çocuklarından uzak kalması gibi bir takım kişisel nedenler de eklenince Boozer Bulls taraftarının aradığı günah keçisi haline geldi. Bu sezon yaz boyunca duydukları ile motive olmuş bir şekilde sağlıklı kalır ve Noah'la bir arada oynama konusunda mesafe kat ederse gerisi zaten kendiliğinden gelecektir. Evet C-Booz savunma yapmıyor ama zaten Bulls onun savunmasına değil hücumuna ihtiyaç duyuyor.

Joakim Noah:  Yo yo, hiç unutmuş değilim. Sakatlığı sonrası o da tam toparlamışken bir kez daha sakatlandı ve Heat serisinde arka planda kalan hayal kırıklığıydı. Jo özellikle seride hayati önem taşıyan ribaundlar konusunda ve her zaman çok iyi olduğu savunma tarafında büyük hayal kırıklığı yarattı bende. Tek sorun sakat olması da değildi, saha dışı bir takım olayları da etkili oldu. Söyleyecek fazla söze gerek yok, her zamanki performansında ve tamamen basketbola odaklanmış bir Noah, Heat'in sıkıntılı pota altını daha da sıkıntıya sokacak en büyük güç olacaktır.

Pick and Roll: Bu konuyu maçtan alınmış screeshot'larla uzun uzun yazacaktım ki, okuduğum bir yazı ve içinde yer alan videolar tam derdime derman oldu. Buradan okunabilecek bu yazıda da görebileceğiniz gibi Bulls'un pick n roll oyununu doğru bir şekilde oynamaya ve doğru perdelemeler yaparak toplu adam savunmasının bu perdelere takılmasını sağlamaya konsantre olması gerekiyor. Bunu yapamadığında sonucun neler olduğunu da yazıda yer alan videolarda daha rahat görebilirsiniz.

Ribaund ve İkinci Şans Sayıları: Bulls'un aldığı 4 galibiyette de en büyük etken bunlardı. Bulls kötü hücumunu aldığı hücum ribaund'ları ve sonrasında bulduğu ikinci şans sayıları ile kompanse edince Heat'i geçmeyi başarmıştı. İkinci maçla birlikte Heat'in ribaund'lara çektiği ayara Thibs cevap veremeyince darbeyi yedi takım. Heat'in yapmayı planladığı hamlelerle gelecek sezon da Bulls'la baş edebilecek bir pota altına sahip olamayacağı aşikar. Bulls zaten ligin en iyi ribaund takımlarından biri ve uzunlara kısaların da yardım etmesi durumunda bu konuda daha da güçlü bir hale gelebiliyor takım. Thibs takımı ribaund konusunda daha iyi hazırlamalı ve özellikle gerektiğinde kısaların da azami yardımı göstermesini sağlamalı. Heat'in hızlı hücumlarından çekinerek hücum ribaundlarını kovalamamak geçen sezon yapılan en büyük hatalardan biri olmuştu.

Hakem Desteği:  Bu konuda özellikle Bulls yönetiminin biraz çalışması şart. Heat geçen sezonunun hikayesiydi ve bu sezon da çok farklı olmayacaktır. Bulls'un elindeki medya ve lobi gücünü biraz hakemlerden yana da kanalize etmesi gerekiyor. En azından United Center'daki maçlarda Lebron ve Wade'e her temasa faul çalan hakemler görmezsek seviniriz.

Yeni sezonun henüz neler getireceği belli değil ancak iki numara sıkıntısına gelene kadar Bulls'un halletmesi gereken daha önemli konular bunlar. Üstelik rakip Heat değil bir başka takım da olsa formül farklı değil. Bulls NBA finallerine yürümek için bu sıkıntıları aşmalı, hataları giderilmiş bir yeni bir sürümünü bu sezon sahaya sürmeli. Medya SG konusunda odaklanadursun, Thibs ve ekibi yaz boyunca bu konulara fazlasıyla kafa patlatmıştır zaten. Sahaya ne kadar yansıyacağını ise ancak yaşayarak görebileceğiz.

29 Kasım 2011 Salı

Reinsdorf'un Parası Taraftarın Çenesini Yorar


2009 yılının Temmuz ayında çok sık gerçekleşmeyen bir şey olmuş, Bulls başkanı Jerry Reinsdorf Chicago Tribune'den K.C. Johnson'a bir röportaj vermişti. O yaz Bulls uzun bir aradan sonra play-off'lara kalmayı başarmıştı ve kadrosunda yılın çaylağı ödülünü almış Derrick Rose'u bulunduruyordu. Jordan sonrası dönemde ilk defa takım umut verici bir haldeydi ama Reinsdorf halen lüks vergisi ödememek için yıldızların takımdan gitmesine izin vermekle, daha ucuz olduğu için Del Negro gibi bir ismi takımın başına getirmekle suçlanıyordu. Johnson bir çok Bulls taraftarının merak ettiği "Lüks vergisi" sorusunu sorduğunda ise Reinsdorf'un cevabı şu şeklide olmuştu: 

"Eğer akıllıca bir harcama olacaksa lüks vergisi ödemeyi sorun etmem. Lüks vergisi ödeyecekseniz, buna değen bir oyuncu için ödemeniz gerekir. Ne kadar tutacağını umursamam. Eğer bizi en tepeye, finallere götürecek bir oyuncu olursa, lüks vergisi ödeme konusunda tereddüt etmem. Henüz Gar'ın (Forman) ve John'un (Paxson) bana "Lüks vergisi öde, finallerdeyiz" diyen bir oyuncu getirdiğini görmedim." 

Şayet konu beysbol olsaydı Reinsdorf'un bu sözlerinden sonra yaz döneminde Bulls'un kadroya mid-level ile bir SG katacağından emin olurdum. Ancak Reinsdorf için Chicago Bulls bir nevi üvey evlat durumundadır. Kendisinin daha önce bir White Sox şampiyonluğu için tüm Bulls şampiyonluklarını feda edebileceği yönünde açıklamaları da mevcuttur. (neyse ki White Sox, Bulls'unkileri feda etmeden şampiyon olmayı başardı) Şimdi soru, Reinsdorf'un bunca yıldan sonra gelebilecek bir Bulls şampiyonluğu için neleri feda etmeye hazır olduğu.

Yeni CBA bir kaç açıdan Bulls'un takımı geliştirme planlarına darbe vuruyor. "Designated player" ya da "muhtemel" bilinen adıyla Derrick Rose kuralı ile Bulls'un zaten dar olan manevra kabiliyeti biraz daha azalırken, Reinsdorf'un ödemek için zaten kılı kırık seçtiği lüks vergisi ise kademeli olarak feci el yakar hale geliyor. Yeni kurallar Bulls taraftarlarını pek mutlu etmemiş olabilir, ancak bir kaç açıdan Reinsdorf'u çok mutsuz ettiğini sanmam. Aksine yeni kuralların onu daha mutlu ettiğine eminim.

Öncelikle mevcut duruma kısaca bir bakalım. Bulls bu sezon şimdilik 11 oyuncu için yaklaşık 61 milyon dolar maaş ödeyecek. Lüks vergisi sınırının yaklaşık 70 milyon dolar olacağını öngörürsek Bulls için lüks vergisi ödemeden takıma yüksek profilli bir oyuncu eklemek mümkün değil. Üstelik gelecek sezon Rose yeni getirilen düzenleme ile yıllık 17,4 milyon dolardan başlayan bir kontrata sahip olacak ve Bulls, Boozer, Rose, Deng ve Noah dörtlüsüne toplamda 57 milyon dolara yakın bir para ödeyecek. Bu 7 garanti kontrat için toplam 70 milyon dolar para demek ki buna, bu sene eklenmesi istenen mid-level kontrat, C.J. Watson'ın, Ömer Aşık'ın ve Bogans'ın biten kontratları sonucu serbest kalması durumu da dahil. Kaba bir tabirle  bu durum, Bulls'un tamamı lüks vergisine konu olacak 5 eklemeye ihtiyacı olacak demektir. Tabii senaryo bu kadar düz gitmeyecektir ancak Bulls'un maddi olarak ne durumda olduğunu görmek açısından bu tabloyu çizmek önemli.

İlk iki yıl eski CBA'de olduğu gibi kalacak olan lüks vergisi düzenlemesi üçüncü seneden itibaren kademeli haline geçecek ve lüks vergisi ödemek iyice el yakan bir hale gelecek. Geçtiğimiz sezon yaklaşık 80 milyon dolar kar eden Bulls için lüks vergisi ödemek çok problem olmamalı diye düşünebilirsiniz. Ancak geçtiğimiz sezon Dallas'ın şampiyon olabilmek için 20 milyon dolardan fazla lüks vergisi ödediğini ve yeni düzenleme geçerli olsaydı bu verginin 20 milyon dolardan 75 milyon dolara çıkacağını hesaba katarsanız, lüks vergisi ödeme konusunda hesabı bir kaç kez yapmanız gerektiğini fark edersiniz. İşte tam da bu durum Reinsdorf'u memnun ediyor olsa gerek. Zira bu düzenleme Bulls'un lüks vergisi ödeme planlarına ket vuruyorken, diğer takımların çılgınca lüks vergisi sınırının üzerine çıkmasını da engelliyor. Bulls'un şu anda doğudaki en büyük rakibi konumundaki Heat, şimdiden yeni düzenlemenin geleceği 2013-2014 sezonunda 6 oyuncu için 70 milyon dolarlık bir ödemeye sahip durumda. Benzer şekilde Lakers, Dallas, Magic ve diğer lüks vergisi ödeyen takımlar kontrat toplamlarını ciddi şekilde düşürmezlerse, neredeyse maaş ödemeleri kadar lüks vergisi ödemekle karşı karşıya kalacaklar. Yani Reinsdorf'un üzerinde artık ihtisas yaptığı takımı lüks vergisi sınırının altından tutma konusunda diğer takımların da azami çabayı göstermeleri, dolayısıyla kadro kalitelerinden ve derinliklerinden ödün vermeleri gerekiyor. Teoride olmasa da pratikte görünen o ki, lüks vergisinin 10 milyon doların üzerine çıkan maaş ödemeleri çok nadir görülebilecek. Bu Bulls'un diğer takımlarla rekabet etmek için para harcamak yerine, diğer takımların çok daha fazla para harcamamak adına takımın seviyesini aşağıya çekmesi ile şampiyonluk şansının artması anlamına geliyor.

Bu perspektiften bakarak Bulls'un yazı bir mid-level aramakla değil veteran minumum kontratla takıma katabileceği bir SG bakarak geçireceğini tahmin etmek çok güç değil. Kaldı ki Bulls'un Ömer Aşık'ı veya Taj Gibson'ı takımda tutabilmek adına ileride manevra kabiliyetini iyice sınırlandıracak bir hamleden kaçınması olası. Her halükarda bu oyunculardan birini takımda tutamayacağı aşikar olan Chicago'nun, iyi bir fırsat gelirse birisini bu sezon içerisinde takas etmesi de gündemde olabilir. Böyle bir durum söz konusu olursa Gibson'ın takas edilmeye daha büyük aday olduğunu söyleyebilirim zira Ömer NBA'de dahi çok az bulunur bir değer. Bu konulara lig başladıktan sonra daha çok değiniriz, şimdilik yaz dönemi ile kısıtlı kalmakta fayda var.

Amnesty ile serbest kalacak oyuncular için getirilecek yeni düzenleme oyuncuların tamamen serbest kalmadan önce cap sınırının altındaki takımlara oyuncu için bir çeşit ihale yapmasına imkan veriyor. Cap'in ilk iki sene en az %85'ini harcamak zorunda olacak takımlar ve cap sınırının bir hayli altında olan bazı takımların bu kontratlara ilgi göstermesi bekleniyor. Bu durum sadece amnesty ile değil diğer serbest kalmış oyuncuların da bu takımlarca ekstra rağbet göreceği anlamına geliyor. Zaten dar olan FA piyasasında talebin de artacak olması Bulls'un kadrosuna kaliteli bir SG katmasını zorlaştırıyor. Reinsdorf'un açıklamalarına atfen: "Lüks vergisini öde, finallerdeyiz" diyecek bir oyuncuyu bulmak Bulls için epey zor görünüyor. (Tabii başka bir açıdan bakıp lüks vergisini Rose için ödeyeceğini ve onun da bunu sonuna kadar hak ettiğini söyleyebilirsiniz ancak Reinsdorf'un olaylara söz konusu sadece White Sox olduğu zaman o açılardan baktığını unutmayınız)

Tüm bu tabloya baktığımızda Bulls'un off season döneminde takımı bir üst seviyeye çıkartacak bir isim eklemesinin çok zor olduğunu görüyoruz. Takımın zaten kısa ve kısıtlı olan off season'da acele verilmiş kararla takımın geleceğini sıkıntıya sokacak bir hamle yapmasını beklememek lazım. Kişisel görüşüm Bulls için Brewer ve Korver ikilisinin yanlarına bir (iki) oyuncu daha alarak daha kaliteli bir SG ile takas edilmesi ihtimali dahi mid-level ile bir SG eklenmesi ihtimalinden daha fazla. Ayrıca Bulls gerçekten lüks vergisi ödemeye niyetliyse de mevcut tabloda bunun için iki yıl beklemeyi tercih etmesi çok daha mantıklı bir tercih olacaktır. Geçen iki senede genç oyuncular hem daha çok tecrübe kazanmış olacaklar, hem de iki yıl sonraki düzenleme ile lüks vergisi ödeyen takım sayısı, dolayısıyla da takımların kadro kaliteleri ve derinlikleri göreceli olarak azalacak. Üstelik Bulls'un bu süreçte kadro yapısına çok uygun bir SG bulması da muhtemel zira bu yaz adı geçen isimlerden neredeyse hiç biri Bulls'un yaralarına tamamen çare olabilecek yapıda oyuncular değil.

Peki Bulls önemli bir ekleme olmadan şampiyon olmak için neyi farklı yapmalı, Heat'i geçmek için hangi yönlerde gelişim göstermeli, bu soruların yanıtı bir sonraki yazının konusu.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Bulls'dan Buruk Son


Uzun ve çok güzel bir sezon Chicago Bulls için buruk bitti. Sezon başı beklentilerinin her ne kadar çok üzerine çıkılmış olsa da, Miami serisi boyunca karakteri dışında basketbol oynayan Bulls, buna rağmen bir çok kez seriyi çevirecek fırsatı bulsa da bunları değerlendiremedi. 

Basketbol dünyasının NBA finallerine kilitlendiği şu günlerde Miami serisini değerlendirmek için geç kaldım ancak yeni bir eve taşınmanın yoğun temposuyla her daim yoğun olan iş tempom, internetsiz kalmamla birleşince sonuç bu oldu. Ancak bu bir bakıma iyi de oldu diyebilirim. Kaybettiğimiz 5. maçtan hemen sonraki duygu yoğunluğu ile olaylara bakışım ile şu andaki bakışım biraz daha farklı. NBA finallerine gidemiyor olmanın ve belki de şampiyonluğu bu seri ile kaybetmiş olmanın getirdiği üzüntü ve hayalkırıklığı bazı konulara biraz daha duygusal bakmanıza neden oluyor. O duygu çemberinden geçtikten sonra geriye dönüp bakmak bazen daha sağlıklı olabiliyor.

Miami serisi başladığında iki takım arasında Miami'yi açık ara favori gösterecek kadar fark olmadığını düşündüğümü yazmıştım. Her ne kadar seri 4-1 bitmiş ve bu düşünceler haklı çıkmış gibi görünse de o günkü düşüncelerimden hiç uzaklaşmış değilim. Seride Miami ve özellikle Lebron James play-off performanslarının üzerine çıkmayı başarırken, Bulls ve özellikle Rose tüm sezon oynadığı basketboldan uzak bir basketbol sergiledi. Pacers ve Hawks serilerinde de zaman zaman zorlandı takım ancak Miami serisinde olduğu kadar karakterinin dışında bir oyun pek az oynamıştı. Bunda Miami'nin ilk maçtan sonra yaptığı ayarlamalar kadar özellikle mental anlamda Rose'un düşüşünün de büyük etkisi var.

Pacers ve Hawks serilerinde çok daha iyi savunulsa da bir şekilde basketbolunu oynamayı başaran Rose, Miami serisinde onu özel kılan çok önemli bir özelliğinden uzaklaştı: Doğru kararları verebilme. Şutunun girmediği, top kayıplarının çok olduğu başka maçlar da oldu ancak bu kadar dağınık olduğu ve yanlış kararlar verdiği başka bir dönem olmamıştı. Miami onu savunma adına yapabileceği ne varsa ortaya koydu ancak bunların hiç birisi Rose için yeni değildi. Üstelik son iki maç pick n roll'lerde uzun yardımı o kadar göstermelik hale gelmişti ki, Rose otomatikleşmiş bir şekilde pick n roll sonrası topu elinden çıkararak Miami'ye istediğini vermiş oldu. Seriyi kaybettiğimiz son çeyreklerde normal sezonun en iyi oyuncularından biriyken, play-off'larda bu alanda da bekleneni veremedi. Özellikle de doğru kararları verebilme konusunda. Çok etkili olduğu penetrelerinde kanat oyuncuları da dahil olmak üzere ne az 3 vücutla çarpışmak zorunda kaldı ve alması gereken düdükleri de alamayınca Miami onu dışarı püskürtmeyi ve toptan vazgeçmesini sağlamayı başardı. Bunda basının düşen şut yüzdesi sonucu sürekli Rose'un daha az şut atması gerektiğini söylemesi de etkili oldu. Rose yükü diğer oyunculardan alarak onları daha etkili kıldığının farkında olmasına rağmen, tek başına yaratıcılığı düşük oyuncuları birebirde bir şeyler yaratmaya iterek onların da hücum performanslarının düşmesine neden oldu. 

Şunu unutmamak lazım ki Rose daha çok genç ve daha üçüncü sezonunda adeta tek başına sırtladığı bir takımla konferans finalleri oynadı. Tüm normal sezon ve play-off'lar boyunca sert faullere, ikili sıkıştırmalara, trap'lere maruz kaldı. Play-off'ların en kritik zamanında sakatlık yaşadı. Çok doğal ve kabul edilebilir bir şekilde, Miami serisinde mental olarak düşüş yaşadı. Bir çoklarına Jordan'ın Pistons duvarına çarptığı seneleri anımsatan bu durum çok kabul edilebilir bir durum; Rose için bile.

Benzer şekilde Thibodeau'nun da Miami karşısında gerekli ayarlamaları yapamadığını kabul etmek lazım. Özellikle ribaund avantajını ilk maç dışında Bulls'un çok az kullanmış olması serinin kaderini etkileyen önemli bir etken oldu. Heat birinci maç ribaund'larda ezildikten sonra gerekli ayarlamaları hızlı ve doğru bir biçimde yaparken Thibs Miami hızlı hücumlarından çekinerek Deng ve Rose'un hücum ribaundlarına çok girmemesini istedi. İkinci maçın ilk çeyreği boyunca Bulls, Heat karşısında dominant bir performans sergilerken hem Deng hem de Rose Bulls şutlarında sürekli boyalı alanda gezinerek hücum ribaundlarını kovalıyordu. Üst üste hızlı hücumlarla gelen maç içi serisinden sonra play-off serisi bitene kadar bu agresifliği tekrar göremedik. James, Wade, Haslem ve hatta Miller, Bosh ve Anthony'e ribaund konusunda ekstra katkı vererek Bulls avantajını ortadan kaldırdılar. Temel olarak bu Bulls için öldürücü oldu çünkü genel olarak maçlara kötü şut atarak başlayan Bulls, hücumlarını hücum ribaundları sonrası bulduğu ikinci şans sayıları ile inşaa ederek ritm buluyor ve o bulduğu ritm sonrası özgüven kazanarak çok daha rahat ve iyi şutlar atmaya başlıyordu. Heat, Bulls'un ikinci şans sayılarını kısıtlayarak hücumda ritm bulmasını engelledi ve özellikle son çeyreklerde Rose'un da etkisizliğiyle Bulls başabaş getirdiği maçları kazanmayı başaramadı. Thibs'in ribuand konusunda Heat'in ikinci maçta yaptığı ayarlamalara mutlaka ekstra bir cevap vermesi gerekiyordu.

Heat için serinin yıldızı hiç şüphesiz Lebron James oldu. Takımı point forward pozisyonunda özellikle hücumlarda çok iyi organize ederken belki de tüm sezon en çok eleştirildiği konuda bu seride mükemmeldi: son çeyrekler. Lebron son çeyreklerde Rose'u savunarak onu çok etkisizleştirirken, hücumları da Deng'in elinden geleni yaptığı savunmasına rağmen tek başına sonuçlandırdı. Bulls savunmasına en büyük sorunu yaratan isim oydu, ribaundlarda çok değerli katkı verdi. Deng'i savunurken çok yıprattı ve hücumda etkili olmasına kısmen etki etti. Wade'in kötü bir seri geçirmesini kompanse etmeyi başardı. Pippen bu performanstan fazlaca etkilenip ağza alınmayacak karşılaştırmalar yapmaya kalkmış olsa da bu serinin ilk maç dışında James'in kariyerinin en iyi play-off performanslarından biri olduğunu kabul etmek gerek. Bulls'un özellikle maçın son bölümlerinde Deng'in çok iyi bir savunmacı olmasına da güvenerek onu birebir savunmayı tercih etmesi anlaşılır bir durum. Lebron da bu durumun Bulls'a pahalıya mal olmasını sağlamayı başardı.

Aslında teknik açıdan geriye dönüp bakıldığında konuşulacak, anlatılacak çok şey var ancak bu seriyi basketbol kadar basketbol dışı şeyler de çok etkiledi. Heat'in 3 normal sezon yenilgisi sonrası ilk maçtaki hezimete karşın ayakta durabilmesi ve sadece bir deplasman galibiyeti ile tekrar favori konuma gelmeyi başarmış olmaları gerçekten takdir edilesi bir durum. Hiç hoşlanmıyor olsam da bu konuda hakemlerden aldıkları yardımı da belirtmeden geçemeyeceğim. İkinci maçın ikinci çeyreği ile United Center'da başlayan karnaval Miami'de adeta zirve yaptı. NBA için Bulls yerine Heat'in finalde olması çok anlaşılır bir şekilde çok daha tercih edilir bir durum. Heat herkesin nefret ettiği bir takım haline gelse de muhtemelen tüm taraftarların kendi takımlarından sonra en çok izlediği takım. Büyük pazarlar, büyük takımlar ve büyük yıldızlar her zaman hakemlerden biraz yardım alır, biraz özel muamele görür fakat bu seri boyunca Bulls hakemlerle hiç diyaloğa bile girmezken James ve Wade her mola öncesi ve sonrası hakemlerle diyaloğa girmekte kaçınmadı. Bulls'un ritm bulmasını garip düdüklerle engelleyen hakemler Rose'un aldığı darbelerde James ve Wade'e çaldıkları kadar çömert düdükler çalmadılar. Tabii ki bu seriyi hakemler yüzünden kaybettik demek derbi kaybetmiş yönetici bilinçsizliğinden farklı bir şey olmaz ancak United Center'da dahi Heat'in kollanıyor olması kabul edilebilir bir durum değil. Heat savunma agresifliğinde tonu istediği kadar yukarı çekebilirken, Noah'ın ve diğer Bulls oyuncularının aynı agresifliği savunmada göstermesinin engellenmesi Bulls savunma sertliği açısından önemli bir belirleyici oldu.

Sezon hedefleri açısından Bulls hedeflerine ulaştı. Normal sezona damgasını vuran takım play-off'ları buruk bir şekilde noktalasa da gelecek sezon için çok önemli bir motivasyon kaynağı da edinmiş oldu. Deng'in twitter'da Heat'e kaybetmeyi bir türlü kabullenemediğini ve daha şimdiden tekrar salonda olmayı istediğini söylemesi, Rose'un bu durumun kendilerini başarıya daha çok aç hale getireceğini belirten açıklamalar yapması ve diğer oyuncuların sürekli benzer açıklamalar yapması Bulls'un bu seriyi kaybetmeyi motivasyon ateşini körükleyecek odunlar hale getirdiğinin bir göstergesi. Bulls genç bir takım ve artık çok daha tecrübeli, çok daha istekliler. Yaz döneminde oyuncuların göstereceği gelişim, eklenecek oyuncular ve yapılacak yeni çalışmalarla Chicago Bulls gelecek sezonun şampiyonluğa oynayan takımlarından biri olacaktır.