Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

10 Kasım 2010 Çarşamba

Günün Kuponu (11.10.2010)

Günün Euroleague maçlarından derlediğim kuponum bu şekilde. CSKA ilk üç maçını kaybetti ve ligde de zayıf rakipleri karşısında son periyoda kadar başa baş gittiler. 9.5 handikap yüksek, CSKA'nın bu handikapı geçebileceğini sanmıyorum. Fenerbahçe Ülker çok formda, ligde yabancı oyuncularını dinlendirme fırsatını buldu. 15.000 seyirci önünde Siena'ya en az 7 fark atacaktır. Caja Laboral - Zalgiris maçında 153.5 toplam sayı çok yüksek. Savunmaların ağırlıkta olacağı bir maçtan bu kadar sayı çıkmaz. Virtus Roma lehine verilen 8.5 handikap da yüksek. Roma deplasmanda dahi olsa maç sonunda handikapın içinde kalacaktır.

10 Kasım 193∞



Saygı ve Özlemle anıyoruz...

6 Kasım 2010 Cumartesi

Bulls-Celtics, Ömer&Hedo ve Grizzlies-Suns


İki sene önceki muhteşem play-off serisi hala akıllardan çıkmadı. Anlaşılan o ki Bulls-Celtics maçlarındaki çekişme ruhu bu sene geri geliyor. Geçen sezon normal sezonda ilk maçı çok farklı kaybetmişti Bulls. Bu sezon ise iki takımın ilk karşılaşması hem bizim açımızdan farklı bir anlam taşıyordu, hem de uzatmaya giderek iki sene öncesine dair anılarımızı tazeledi.

Bulls uzatmaya giden maçı kaybetti. Boozer'ın yokluğunda takımın mücadele gücü yüksek olsa da maç kazanması da gerekiyor takımın. Bulls ile ilgili önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı bir değerlendirme yapacağım. Ancak hazır Türk gecesi yaşanmışken bizden bir Bull, Ömer Aşık ile ilgili bir kaç tespitte bulunmak lazım.

Dün gece 11:35 gibi bir süre almasına rağmen çok etkili olamadı Ömer. Semih'e göre onun daha fazla şansı olduğunu nedenleri ile daha önce yazmıştım. Her ne kadar dün çok etkili olmayı başaramadıysa da bunda Taj Gibson'un özellikle Garnnet ile olan eşleşmesinde sağladığı üstünlüğün etkisi büyük. Gibson'ın iyi performansı Ömer'in dakikalarını kısıtladı. Boozer'ın dönüşünde Ömer için şu anda en büyük problem Gibson'ın ikinci senesinde olmasına rağmen çok etkili katkı yapması oldu. Koç Thibs her ne kadar defansif özellikleri için Ömer'i sahada daha fazla tutmak istese de Gibson böyle katkı yaparken onu kenarda çok tutması da mümkün değil. 20'li dakikalar zaten hayal ancak bu sezon Boozer döndükten sonra dahi en az 10 dakika sahada kalması Ömer için çok önemli. Onun oyunu antremanlar kadar maç içerisinde edineceği deneyim ile daha yukarılara çıkacaktır. Semih için ise bu sezon sabır ve hazır olma sezonu. Eline nadiren geçecek şansı iyi kullanmak için hem fiziksel hem de zihinsel olarak daima hazır durumda olması gerekiyor. Yanlız çok kısa sürede çok faul sorununa acilen çözüm bulması gerekiyor. Aslında Ömer'in de bu konuda sıkıntıları var. İki oyuncunun da blok sevdalısı olması ve yardım savunması alışkanlıklarını biraz aşırı derece NBA'e taşımalarının bunda etkisi var. Her iki oyuncumuz da yeri geldiğinde rakibi bırakıp sahada kalmayı öğrenmesi gerekiyor.


Gün gecenin olayı ise hiç şüphesiz Phoenix-Memphis maçında yaşandı. Gerçi video'yu yazıya ekleceğim, oradan neler olduğunu izleyebilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse Rudy Gay herşeyi eline yüzüne bulaştırırken, Jason Richardson 38 sayısı ve daha önemlisi son yarım saniye tipi ile geceye damgasını vurdu. Maçla ilgili bizi daha çok ilgilendiren asıl güzellik ise Hedo'nun Suns forması ile ilk kez bekleneni vermesi oldu. 18 sayı 5 rebound yapmayı başaran Hedo'nun bu performansı NBA'in resmi sayfasında da maçın güzelliği olarak verildi.

İşte o muhteşem maçın özeti:

Günün Kuponu (06.11.2010)

Bugün için kuponum bu şekilde olacak. Fenerbahçe Ülker Barcelona'yı devirdikten sonra kendi sahasına handikapları iki devrede de aşacaktır. CSKA Mosvkova ise Euroleague'de oldukça kötü gidiyor ama oyuncular maçtan sonra bir bildiri yayınlayıp taraftarlardan destek olmalarını istedi. Rakip ise çok zayıf. Her iki yarıda da CSKA handikapları aşacaktır.

5 Kasım 2010 Cuma

Regal Fc Barcelona: 61 - Fenerbahçe Ülker: 69


Biraz gecikmeli de olsa bu önemli galibiyet hakkında bir şeyler yazma fırsatını sonunda buldum. Aslında maça dair söylenecek çok şey söylendi, yazılacak çok şey yazıldı. Benim üzerinde durmak istediğim bir kaç konu var sadece.

Tanjeviç döneminde Fenerbahçe Ülker'in oyunu büyük oranda dış şuta dayalıydı. Türk koçların aksine Tanjeviç takımının üçlük kullanması konusunda sıkıntısı olmayan, aksine setlerinde hep şut opsiyonunun kullanılmasını isteyen bir koç. Fenerbahçe Ülker'in Euroleague'de bir çok maç istatistiklerini incelediğinizde 2 sayılık atış sayısının bazı maçlarda 3 sayılık atışlardan daha az olduğunu bile görürdünüz. Dış atıcıları günündeyken Fenerbahçe Ülker kazanabiliyordu ancak üst düzey takımlar iç-dış savunma dengesini genelde çok iyi oturttukları için bir üst seviyeye bir türlü geçemiyordu takım. Bu aşırı şuta dayalı sistem "şutla yaşayan, şutla ölür" aforizmasını bir çok maçta gerçeğe dönüştürdüğü gibi, yanlış kadrolarda hücumda durgunluk yaşanmasına sebep olabiliyordu. Klüp takımı olması gereği Fenerbahçe Ülker sık yaptığı antrenmanlarla bunun üstesinden gelebilse de A Milli Basketbol Takımımızda bunu çokça yaşamıştık Tanjeviç'in ilk yıllarında.

Dünkü maç eğer bir istisna değilse rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu devir artık kapandı. Fenerbahçe Ülker biraz da son çeyrek harici dış şutların girmemesi nedeniyle oyunu pota altına indirdi. Bu hem geçmiş yıllardaki kırılgan yapının önüne geçti, hem mücadele düzeyini maç boyunca üst düzeyde tuttu hem de ve en önemlisi Fenerbahçe Ülker'in kadronun neredeyse tamamından üst düzeyde faydalanmasını sağladı. Oyun hiç girmeyen iki oyuncu haricinde süre alan tüm oyuncuların skor katkısında bulunması bu seviyelerde maç kazanmak için çok önemli bir gösterge. Barcelona da süre aldığı halde skor katkısı olmayan 4 oyuncu olduğunu göz önüne alırsak aradaki denge farkı açısından gelinen noktayı göz ardı etmemiz mümkün olamaz.

Geniş bir kadro Final Four için olmazsa olmaz. Ancak kadroyu geniş tutmak kadar o genişliğin tamamından fayda sağlayabilmek de çok önemli. Bir kaç oyuncunun eline bakmayan bir sistemle çok ilerilere gidebilirsiniz. Aksi takdirde savunulması kolay bir takım olursunuz. Bir kaç oyuncunuzun aynı günde gününde olmaması size galibiyete mal olabilir. Milyonlarca dolarlık yatırımınız iki oyuncunun sakatlanması ile sizi hedeflere ulaştırmayabilir. Bu sene geçen seneye göre hem daha geniş hem de daha kaliteli bir kadroya sahip Fenerbahçe Ülker. Ama dün akşamki galibiyet gösterdi ki, koç Spahija bu kadronun neredeyse tamamından alabileceğinin en fazlasını alma hedefinde.

Barcelona'nın henüz istediği ritmi bulamadığını da kabul etmek gerek. Cholet maçının son anlarında Navarro ve Lorbek sazı eline alıp direnci kırmasaydı Barcelona o maçı da kaybedebilirdi. Fenerbahçe Ülker için işler ne kadar yolunda gittiyse Barcelona içinse o kadar kötü gitti. Rubio'nun yokları oynadığı maçta Lakoviç her ne kadar takımın skor anlamında sorumluluk üstelenen ismi gibi gözükse de kritik anlarda kullandığı sorumsuz şutlarla Barcelona'ya galibiyete mal oldu. Navarro'yu müthiş savunan Ömer Onan'ın da hakkını vermek lazım.

Bu galibiyetin takıma katkısı ise büyük oranda psikolojik olacaktır. Euroleague şampiyonunu kendi sahasında yenmek tüm lige bir mesaj göndermek demek. Aynı zamanda teknik kadrosundan oyuncusuna tüm takımın başarmaya olan inancını da pozitif yönde büyük ölçüde arttıracaktır. Ancak bu galibiyetin aşırı bir özgüven getirmemesi de gerek. Şu an hazır olmayan büyük takımlar Top 16 ile birlikte maksimumlarına ulaştıklarında Fenerbahçe Ülker'in de aynı ritimde yükseliyor olması gerek. Aksi takdirde bu galibiyet sezonun hatırlanacak tek güzel şeyi olarak kalacaktır.