Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

12 Aralık 2011 Pazartesi

Aranan Kan Richard Hamilton Mı?



Henüz resmileşmemiş olsa da görünen o ki Bulls'un iki numara tercihi Richard Hamilton olacak. Bir süredir konuya değinmek için işin resmileşmesini bekliyordum ancak sabah gelen bir okur sorusu ile vaktin geldiğini anladım:

"Selamlar,Hamilton un bulls a gelmesi konusunda düşüncenizi merak ediyorum.Bence sizinde belirttiğiniz konular ışığında kısa dönem için 2 numara açığını kapatabilecek bir transfer.Tabi büyük bir çoğunlukta Bulls un çok büyük hata yaptığını düşünüyor.Bakalım kim haklı çıkacak ?"

Kaan Genç

Açıkçası en başından beri Rip Hamilton'ın gelmesini istemiyordum. Halen de bir son dakika gelişmesi de olur da iptal olur mu diye bekliyorum. Ancak bunun basketbol içi nedenlerden ziyade daha farklı sebepleri var. Hamilton basketbol anlamında baktığım zaman ne takımı bir seviye üste çıkarabilecek bir eklenti, ne de takımı geriye götürecek bir düzen bozucu parça. İkisinin ortasında, hangi tarafa yakın olacağı ise kafasındakilere bağlı. Tabii ki konuyu sadece basketbol ekseninde değerlendirmek mümkün değil. İşin ekonomik tarafları da var, takım kimyası kısmı da.

Hamilton şampiyon kadronun önemli skor parçasıydı ve Detroit'in o savunma temelli takımıyla şampiyon olabilmesinde Rip'in skor katkısının etkisi büyüktü. Bulls da o dönemki Pistons'a benzer yapıda bir takım görüntüsünde. Savunma temelli bir takım, skorer, güçlü bir PG liderliğinde, sert bir pota altı ile rakiplerini bunaltıyor. Oyuncular bireysel olarak belki elit sınıfta değiller (Rose hariç) ancak bir arada hepsinin değeri yükseliyor. Bu vizyondan bakınca Detroit takımının sahip olduğu skorer oyuncu Bulls'un eksikliği gibi duruyordu ve Rip'in gelişi ile bu eksik kapatılmış oluyor. Gerçekten de Rip geçen sezona kadar 17-20 sayı barajında gezinen, önemli bir orta mesafe şutörüydü. Ancak geçen sezon tüm Pistons takımı için olduğu gibi onun için de çok çalkantılı geçti ve -çaylak sezonu hariç- kariyerinin en kötü sezonunu geçirdi. 

Hamilton Şubat ayının 14'ünde 34 yaşına giriyor. Her ne kadar fitness düşkünü bir oyuncu olduğu bilinse de kabul etmek lazım ki prime dönemini geçti ve geçtiğimiz sezon yaşadığı düşüş sadece takım için huzursuzlukların sonucu değil. Önümüzde kısa ama çok yoğun bir lig takvimi var ve yaşlı oyuncular için bu tarz takvimleri oynamak daha zor. Çaylak sezonu ve geçtiğimiz sezon dışında genelde 30'lu dakika ortalamalarına sahip Hamilton'ın bu ortalamaları bulması hem bu açıdan hem de pozisyonunda Brewer ve Korver gibi iki oyuncu daha bulunmasından dolayı zor. Brewer çok iyi bir dış adam savunmacısı ve Thibs koçken bu enerji size rotasyonda iyi dakikalar kazandırır. Korver ise ligin en iyi 3 sayı atıcılarından birisi ve Bulls'un iki numarada özellikle maç sonlarında Rose'a alan açmaya, dolayısıyla iyi dış şutöre ihtiyacı var. Korver geçtiğimiz sezon maça başlayan değil ama maçı bitiren 5'in iki numarasıydı ve ne derler bilirsiniz: "Kiminle başladığın değil, kiminle bitirdiğin önemli".

Hamilton bir zamanlar ligin en iyi yüzdeyle 3 sayı atan oyuncusu olmuşsa da bir volume 3 sayı şutörü olmadığını unutmamak lazım. Üstelik son 3 sezonda 3 sayı ortalaması yüzde 35. Toplam 472 atışta 166 isabet bulmuş. Bu süreçte toplam oynadığı maç sayısı ise 168. Türkçesi Rip son 3 sezonda maç başında ortalama bir üçlük isabeti buluyor. Rose gibi delici bir guardınız için orta mesafeden ziyade 3 sayıdan yüzdeli atan bir iki numara daha değerlidir. Rose'un penetrelerinde ona yardıma gelen savunmaları cezalandırmak için 3 sayının gerisinde topun eline gelmesini isteyeceğiniz adam Rip Hamilton olmayacaktır. Yine de o ismin Brewer olmasından daha iyi bir seçenek olduğu bir gerçek.

Çok iyi bir savunmacı olmasa da takım savunması konusunda iyi bir oyuncudur Hamilton. Ayrıca uzun boyu sayesinde sizelı iki numaraları da savunabilir. Bu yapısı ile Bulls ile uyuşuyor olsa işler hücum tarafına geldiğinde biraz değişiyor. Rip set boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir sabırla ardı ardına perdelerden çıkarak aldığı paslarla etkili olan bir oyuncu. Şimdi bir an gözlerinizi kapayın ve Rose'u yaklaşık 10 saniye boyunca Rip'in 3 screen'den birden çıkmaya çalışırken beklediğini hayal edin. Siz yapabildiyseniz ne ala ancak ben hayal dahi edemedim. Bulls'un hücum yapısı ve setleri böyle bir oyuna pek uygun değil. Hemen aklınıza Korver gelebilir, zira o da Hamilton gibi screenlerden çıkarak şut pozisyonu hazırlanan bir oyuncu. Ancak bu oyunların daha çok C.J. Watson oyundayken oynandığını, Rose sahadayken ise Korver'ın daha çok spot şutör gibi ona alan açtığını unutmamak lazım. Üstelik böyle bir oyun yapısına hazırlanmak için fazla da vakit yok. Hazırlık kampı zaten kısaydı ve bir kısmı da tükendi. Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece ilk hazırlık maçına çıkacak Bulls ve Rip takıma dahi katılmadı. Onu hücuma adapte edecek vakit pek yok ve maç yoğun takvimde de bu pek kolay gözükmüyor. Bulls'un iki numarada kendi şutunu yaratabilen, birebirde etkili bir oyuncuya daha çok ihtiyacı vardı. Rose'u öylece iki numaranın screenlerden çıkmasını bekleyerek top süren bir basketbol oynarken görmek pek mümkün olmayacaktır.

Atlanmaması gereken en önemli konu ise Rip'i Bulls'a getiren süreç. Karşımızda kontratı devam ederken, satın alınarak serbest kalan bir oyuncu söz konusu. Her ne kadar arkadaşları arasında sevilen bir oyuncu olduğu söylense de Bulls'un mükemmel düzeydeki takım kimyası için tehlike oluşturabilecek bir potansiyeli barındırmadığını kimse söyleyemez. Rip bir zamanlar kahraman olarak görüldüğü takımdan şimdi gitmesiyle taraftarın mutlu olduğu bir isim haline geldi. Takımın sürekli kaybeden ve anlamsız takaslar yapan halinin bundaki etkisi göz ardı edilemez ancak Hamilton'ın da soyunma odasındaki harmoniye çabucak uyum sağlayacak ve bir parçası olacak yapıda bir oyuncu olmadığını da unutmamak lazım.

Tüm bunları alt alta koyduğunuzda Rip'in Bulls için "perfect fit" olmadığını söylemek zor değil. Ancak takıma katılmasının ve iki numara pozisyonunda Bogans'ın yerini almasının Bulls'un aleyhine olacağını söylemek de doğru değil. Bulls'un öncelikli tercihi olan oyuncuların öncelikli tercihi Bulls değil para olunca zaten kısıtılı olan free agent piyasasında Hamilton'ı seçmek çok fazla eleştirilecek bir hamle olmaz. Bulls'un Rip'e iki yıllık kontrat vermesinin temel sebebi Rip'in geçmiş yaşı kadar yeni CBA'in getirdiği bir çok asıl kısıtlamanın iki sene sonra devreye girecek olması. Bu açıdan bakıldığında da manevra kabiliyeti uzun vaadeli kısıtlanmamış oluyor. Ancak beklentileri büyüterek Rip'in uzun dakikalar sahada kalmasını, 15+ sayı ortalaması yakalamasını ve takıma seviye atlatmasını beklemek doğru değil. Takım için belki de en değerli olabilecek artısı sahip olduğu play-off tecrübesi. Özellikle Korver'ın gününde olmadığı maçlarda sazı eline alıp çok kısıtlanan iki numara üretimini yukarı çekebilirse ve play-off'larda tecrübesini sahaya yansıtabilirse takımı rahatlatabilir ancak Bulls'un NBA finallerinde yer alabilmesi için bu tek başına yeterli olmayacaktır.

Benim onun takıma katılmasını istemiyor olmamın sebebi ise Bulls'un ihtiyacı olan oyuncu profiline işin sadece savunma kısmı ile uyuyorken Bogans'ın yerini alacak olması. Ben takımın Bogans ile devam edip, geçen seneki düzeni içerisinde kalmasını ve şampiyonluk için daha önce yazdığım diğer alanlarda gelişim sağlayarak bu sezon bir kez daha denemesini tercih ederdim. Bir şekilde zaten kaybettiğimiz Thomas'tan sonra Bogans'ın da takımdan gitmesi, geçen sezon başarıda büyük payı olan takım kimyasına olumsuz etki yaratacak gibi geliyor bana. Dakikaları itibariyle aslında rotasyon parçası olmasına rağmen sırf ilk 5 başlıyor diye Bogans'ın günah keçisi olmasına zaten hep itiraz etmiştim. Yerine gedikleri çok daha iyi kapatacak bir isim gelmesini tercih ederdim, ediyorum.

8 Aralık 2011 Perşembe

Chicago Bulls V2_1


Geçen yıl play-off'larda Heat'e 4-1 kaybettiğinden bu yana sanırım herkes Bulls'un daha ileriye gidebilmesi için bir iki numaraya ihtiyacı olduğu konusunda hem fikir oldu. Bulls'un Rose'un hücum yükünü hafifletecek bir SG'ye ihtiyacı olduğu konusunda hem fikirim ancak bunun finallere giden yolda bir şart olduğu konusuna pek katılmıyorum. Bulls'un 2 numara eklemesinden daha çok geliştirmesi gereken ve üstesinden gelmesi şart bazı sıkıntıları var.

İşin ekonomik tarafına daha önce yeterince değinmiştim. Bu yazıda konuya tamamen basketbol penceresinden bakmaya çalışacağım ama başlangıçta şu noktayı vurgulamak şart: mevcut durumla alınabilecek iki numaraların hiç birisi Bulls için aranan adam değil. Bulls'un savunmada Brewer hücumda Korver olabilecek hatta Korver kadar iyi üç sayı atıp aynı zamanda potaya da gidebilecek bir oyuncuya ihtiyacı var ki, öyle bir adamı değil mid-level'la sign etmek, NBA'de bulmak zor. Haliyle makul beklenti nispeten iyi üç sayı atabilen, iyi savunmacı bir 2 numara takıma dahil etmekte. Ancak mid-level bir kontratla takıma gelecek oyunculardan hiç birisi bu tanıma tam anlamıyla oturmuyor. 

Peki Bulls bu eksiğini gidermeden de Heat engelini aşamaz mı? Pekala aşabilir. Hatta geçen seneki kadrosunu bir iki ufak değişiklikle koruyarak (ki öyle olacak gibi görünüyor) Heat'i 7 maçlık bir seride geçebilir. Ancak ve ancak doğru basketbolu sahaya koyabilirse.

Geçen sene seri başında herkes Heat'i açık ara favori görürken farklı düşünüyor, Heat'i Bulls'un önünde açık ara favori yapacak çok fazla avantajı olmadığını iddia ediyordum. Seri 4-1 tamamlandığında da fikrim çok değişmedi. Nitekim Bulls elendikten sonra yine bu blogda şunları yazmıştım:

"Miami serisi başladığında iki takım arasında Miami'yi açık ara favori gösterecek kadar fark olmadığını düşündüğümü yazmıştım. Her ne kadar seri 4-1 bitmiş ve bu düşünceler haklı çıkmış gibi görünse de o günkü düşüncelerimden hiç uzaklaşmış değilim. Seride Miami ve özellikle Lebron James play-off performanslarının üzerine çıkmayı başarırken, Bulls ve özellikle Rose tüm sezon oynadığı basketboldan uzak bir basketbol sergiledi. Pacers ve Hawks serilerinde de zaman zaman zorlandı takım ancak Miami serisinde olduğu kadar karakterinin dışında bir oyun pek az oynamıştı. Bunda Miami'nin ilk maçtan sonra yaptığı ayarlamalar kadar özellikle mental anlamda Rose'un düşüşünün de büyük etkisi var."

Evet henüz Dallas serisi oynanmamıştı ve Lebron için son çeyrek konulu espriler üretilmemişti. Lebron seri boyunca son çeyreklerde mükemmel performans ortaya koymuştu ancak seriyi kaybettiren asıl neden Bulls'un karakterinden uzak bir basketbol oynaması ve -hakemlerin de biraz ittirmesiyle- Heat'in bu şansı iyi kullanmasıydı. Genel resme baktığımızda geçen sezon oynanan 8 maçta iki takım da 4'er galibiyet alabildi. Bulls'un kazandığı 4 maçın 3'ü her ne kadar normal sezon maçı olsa da bu maçların da play-off atmosferinde geçtiğini göz ardı etmemek lazım. Bulls'a seriyi kaybettiren ve bu sezon Heat'i geçebilmek için üstesinden gelmesi gereken noktaları ise şöyle özetleyebiliriz:

Derrick Rose: Geçtiğimiz sezon sona erdiğinde de, yeni sezona girerken de sorumluluğu üstüne alıp elenmemizin nedeni benim derken kendisine haksızlık yapsa da haksız sayılmazdı Rose. Bulls'un karakterinin dışına çıkmasında en büyük neden tamamen ona odaklanmış Heat savunmasına karşın Rose'un seri ilerledikçe git gide kötüye giden karar verme becerisiydi. Rose son çeyreklerde hücumları her zamanki üretkenliği ile kullanamadı ve bu tamamen James'in onu harika savunma becerisiyle açıklanmaya çalışıldı. Oysa Rose'un maç berabere iken son bölümde iki kez üst üste James'in üzerinden geriye çekilerek aynı orta mesafe şutunu atmasının hatalı tercihler olduğuna pek değinen olmadı. Gelen ikili sıkıştırmalar sonucu aceleyle attığı hatalı paslar Bulls potasına hızlı hücumlar olarak döndü, her zamanki deliciliğinden ve agresifliğinden uzaktı. Bulls'un hücumunun bu kadar merkezindeyken onun her zamanki performansında olması gerekiyordu ama Rose tüm sezonun en kötü basketbolunu Heat'e karşı oynadı. Son iki maçta ikili sıkıştırma olayı artık otomatiğe bağlanmıştı ve perde savunmacısı ile toplu adam savunmacısı arasında boşluklar oluşmaya başlamıştı, show up göstermelik hale gelmeye başlamıştı. Rose için bu kadar yükle bu seviyede bu yaşta oynamak kolay değil. Önemli bir tecrübe edindi ve Thibs ile birlikte geçirecekleri uzun saatlerde neleri daha iyi yapması gerektiğini öğrenecektir. Bulls'un Heat'i geçebilmesi için Rose'un her duruma hızlıca adapte olabilen ve güçlü yanlarını her şart altında sahaya yansıtabilen bir basketbol oynaması olmazsa olmaz.

Carlos Boozer: Biliyorum hepiniz onu çok seviyorsunuz, posteleri duvarlarınızı süslüyor. Artık Boozy'nin de bu sevginin karşılığını vermesi gerekiyor. Sakatlıkla girdiği sezonda sahaya döndükten sonra All-Star arasında kadar gayet nefis performans sergilemişti. Ancak Noah'ın dönüşü sonrası işleri biraz zorlaştı çünkü Kurt Thomas'ın orta mesafede gezinerek kendisine yarattığı boş alanı aramaya başladı. Noah ameliyatı sonrası orta mesafesine güveni kaybolmuş bir şekilde dönünce potaya daha yakın oynamak zorunda kaldı, bu da Boozer'ın işini biraz zorlaştırdı. Üstelik play-off'lara girereken topuğundan yaşadığı sakatlık ve Pacers serisiyle seyircinin ona hemen sırtına dönmesi gibi talihsizliklere bir de boşanması ve çocuklarından uzak kalması gibi bir takım kişisel nedenler de eklenince Boozer Bulls taraftarının aradığı günah keçisi haline geldi. Bu sezon yaz boyunca duydukları ile motive olmuş bir şekilde sağlıklı kalır ve Noah'la bir arada oynama konusunda mesafe kat ederse gerisi zaten kendiliğinden gelecektir. Evet C-Booz savunma yapmıyor ama zaten Bulls onun savunmasına değil hücumuna ihtiyaç duyuyor.

Joakim Noah:  Yo yo, hiç unutmuş değilim. Sakatlığı sonrası o da tam toparlamışken bir kez daha sakatlandı ve Heat serisinde arka planda kalan hayal kırıklığıydı. Jo özellikle seride hayati önem taşıyan ribaundlar konusunda ve her zaman çok iyi olduğu savunma tarafında büyük hayal kırıklığı yarattı bende. Tek sorun sakat olması da değildi, saha dışı bir takım olayları da etkili oldu. Söyleyecek fazla söze gerek yok, her zamanki performansında ve tamamen basketbola odaklanmış bir Noah, Heat'in sıkıntılı pota altını daha da sıkıntıya sokacak en büyük güç olacaktır.

Pick and Roll: Bu konuyu maçtan alınmış screeshot'larla uzun uzun yazacaktım ki, okuduğum bir yazı ve içinde yer alan videolar tam derdime derman oldu. Buradan okunabilecek bu yazıda da görebileceğiniz gibi Bulls'un pick n roll oyununu doğru bir şekilde oynamaya ve doğru perdelemeler yaparak toplu adam savunmasının bu perdelere takılmasını sağlamaya konsantre olması gerekiyor. Bunu yapamadığında sonucun neler olduğunu da yazıda yer alan videolarda daha rahat görebilirsiniz.

Ribaund ve İkinci Şans Sayıları: Bulls'un aldığı 4 galibiyette de en büyük etken bunlardı. Bulls kötü hücumunu aldığı hücum ribaund'ları ve sonrasında bulduğu ikinci şans sayıları ile kompanse edince Heat'i geçmeyi başarmıştı. İkinci maçla birlikte Heat'in ribaund'lara çektiği ayara Thibs cevap veremeyince darbeyi yedi takım. Heat'in yapmayı planladığı hamlelerle gelecek sezon da Bulls'la baş edebilecek bir pota altına sahip olamayacağı aşikar. Bulls zaten ligin en iyi ribaund takımlarından biri ve uzunlara kısaların da yardım etmesi durumunda bu konuda daha da güçlü bir hale gelebiliyor takım. Thibs takımı ribaund konusunda daha iyi hazırlamalı ve özellikle gerektiğinde kısaların da azami yardımı göstermesini sağlamalı. Heat'in hızlı hücumlarından çekinerek hücum ribaundlarını kovalamamak geçen sezon yapılan en büyük hatalardan biri olmuştu.

Hakem Desteği:  Bu konuda özellikle Bulls yönetiminin biraz çalışması şart. Heat geçen sezonunun hikayesiydi ve bu sezon da çok farklı olmayacaktır. Bulls'un elindeki medya ve lobi gücünü biraz hakemlerden yana da kanalize etmesi gerekiyor. En azından United Center'daki maçlarda Lebron ve Wade'e her temasa faul çalan hakemler görmezsek seviniriz.

Yeni sezonun henüz neler getireceği belli değil ancak iki numara sıkıntısına gelene kadar Bulls'un halletmesi gereken daha önemli konular bunlar. Üstelik rakip Heat değil bir başka takım da olsa formül farklı değil. Bulls NBA finallerine yürümek için bu sıkıntıları aşmalı, hataları giderilmiş bir yeni bir sürümünü bu sezon sahaya sürmeli. Medya SG konusunda odaklanadursun, Thibs ve ekibi yaz boyunca bu konulara fazlasıyla kafa patlatmıştır zaten. Sahaya ne kadar yansıyacağını ise ancak yaşayarak görebileceğiz.

29 Kasım 2011 Salı

Reinsdorf'un Parası Taraftarın Çenesini Yorar


2009 yılının Temmuz ayında çok sık gerçekleşmeyen bir şey olmuş, Bulls başkanı Jerry Reinsdorf Chicago Tribune'den K.C. Johnson'a bir röportaj vermişti. O yaz Bulls uzun bir aradan sonra play-off'lara kalmayı başarmıştı ve kadrosunda yılın çaylağı ödülünü almış Derrick Rose'u bulunduruyordu. Jordan sonrası dönemde ilk defa takım umut verici bir haldeydi ama Reinsdorf halen lüks vergisi ödememek için yıldızların takımdan gitmesine izin vermekle, daha ucuz olduğu için Del Negro gibi bir ismi takımın başına getirmekle suçlanıyordu. Johnson bir çok Bulls taraftarının merak ettiği "Lüks vergisi" sorusunu sorduğunda ise Reinsdorf'un cevabı şu şeklide olmuştu: 

"Eğer akıllıca bir harcama olacaksa lüks vergisi ödemeyi sorun etmem. Lüks vergisi ödeyecekseniz, buna değen bir oyuncu için ödemeniz gerekir. Ne kadar tutacağını umursamam. Eğer bizi en tepeye, finallere götürecek bir oyuncu olursa, lüks vergisi ödeme konusunda tereddüt etmem. Henüz Gar'ın (Forman) ve John'un (Paxson) bana "Lüks vergisi öde, finallerdeyiz" diyen bir oyuncu getirdiğini görmedim." 

Şayet konu beysbol olsaydı Reinsdorf'un bu sözlerinden sonra yaz döneminde Bulls'un kadroya mid-level ile bir SG katacağından emin olurdum. Ancak Reinsdorf için Chicago Bulls bir nevi üvey evlat durumundadır. Kendisinin daha önce bir White Sox şampiyonluğu için tüm Bulls şampiyonluklarını feda edebileceği yönünde açıklamaları da mevcuttur. (neyse ki White Sox, Bulls'unkileri feda etmeden şampiyon olmayı başardı) Şimdi soru, Reinsdorf'un bunca yıldan sonra gelebilecek bir Bulls şampiyonluğu için neleri feda etmeye hazır olduğu.

Yeni CBA bir kaç açıdan Bulls'un takımı geliştirme planlarına darbe vuruyor. "Designated player" ya da "muhtemel" bilinen adıyla Derrick Rose kuralı ile Bulls'un zaten dar olan manevra kabiliyeti biraz daha azalırken, Reinsdorf'un ödemek için zaten kılı kırık seçtiği lüks vergisi ise kademeli olarak feci el yakar hale geliyor. Yeni kurallar Bulls taraftarlarını pek mutlu etmemiş olabilir, ancak bir kaç açıdan Reinsdorf'u çok mutsuz ettiğini sanmam. Aksine yeni kuralların onu daha mutlu ettiğine eminim.

Öncelikle mevcut duruma kısaca bir bakalım. Bulls bu sezon şimdilik 11 oyuncu için yaklaşık 61 milyon dolar maaş ödeyecek. Lüks vergisi sınırının yaklaşık 70 milyon dolar olacağını öngörürsek Bulls için lüks vergisi ödemeden takıma yüksek profilli bir oyuncu eklemek mümkün değil. Üstelik gelecek sezon Rose yeni getirilen düzenleme ile yıllık 17,4 milyon dolardan başlayan bir kontrata sahip olacak ve Bulls, Boozer, Rose, Deng ve Noah dörtlüsüne toplamda 57 milyon dolara yakın bir para ödeyecek. Bu 7 garanti kontrat için toplam 70 milyon dolar para demek ki buna, bu sene eklenmesi istenen mid-level kontrat, C.J. Watson'ın, Ömer Aşık'ın ve Bogans'ın biten kontratları sonucu serbest kalması durumu da dahil. Kaba bir tabirle  bu durum, Bulls'un tamamı lüks vergisine konu olacak 5 eklemeye ihtiyacı olacak demektir. Tabii senaryo bu kadar düz gitmeyecektir ancak Bulls'un maddi olarak ne durumda olduğunu görmek açısından bu tabloyu çizmek önemli.

İlk iki yıl eski CBA'de olduğu gibi kalacak olan lüks vergisi düzenlemesi üçüncü seneden itibaren kademeli haline geçecek ve lüks vergisi ödemek iyice el yakan bir hale gelecek. Geçtiğimiz sezon yaklaşık 80 milyon dolar kar eden Bulls için lüks vergisi ödemek çok problem olmamalı diye düşünebilirsiniz. Ancak geçtiğimiz sezon Dallas'ın şampiyon olabilmek için 20 milyon dolardan fazla lüks vergisi ödediğini ve yeni düzenleme geçerli olsaydı bu verginin 20 milyon dolardan 75 milyon dolara çıkacağını hesaba katarsanız, lüks vergisi ödeme konusunda hesabı bir kaç kez yapmanız gerektiğini fark edersiniz. İşte tam da bu durum Reinsdorf'u memnun ediyor olsa gerek. Zira bu düzenleme Bulls'un lüks vergisi ödeme planlarına ket vuruyorken, diğer takımların çılgınca lüks vergisi sınırının üzerine çıkmasını da engelliyor. Bulls'un şu anda doğudaki en büyük rakibi konumundaki Heat, şimdiden yeni düzenlemenin geleceği 2013-2014 sezonunda 6 oyuncu için 70 milyon dolarlık bir ödemeye sahip durumda. Benzer şekilde Lakers, Dallas, Magic ve diğer lüks vergisi ödeyen takımlar kontrat toplamlarını ciddi şekilde düşürmezlerse, neredeyse maaş ödemeleri kadar lüks vergisi ödemekle karşı karşıya kalacaklar. Yani Reinsdorf'un üzerinde artık ihtisas yaptığı takımı lüks vergisi sınırının altından tutma konusunda diğer takımların da azami çabayı göstermeleri, dolayısıyla kadro kalitelerinden ve derinliklerinden ödün vermeleri gerekiyor. Teoride olmasa da pratikte görünen o ki, lüks vergisinin 10 milyon doların üzerine çıkan maaş ödemeleri çok nadir görülebilecek. Bu Bulls'un diğer takımlarla rekabet etmek için para harcamak yerine, diğer takımların çok daha fazla para harcamamak adına takımın seviyesini aşağıya çekmesi ile şampiyonluk şansının artması anlamına geliyor.

Bu perspektiften bakarak Bulls'un yazı bir mid-level aramakla değil veteran minumum kontratla takıma katabileceği bir SG bakarak geçireceğini tahmin etmek çok güç değil. Kaldı ki Bulls'un Ömer Aşık'ı veya Taj Gibson'ı takımda tutabilmek adına ileride manevra kabiliyetini iyice sınırlandıracak bir hamleden kaçınması olası. Her halükarda bu oyunculardan birini takımda tutamayacağı aşikar olan Chicago'nun, iyi bir fırsat gelirse birisini bu sezon içerisinde takas etmesi de gündemde olabilir. Böyle bir durum söz konusu olursa Gibson'ın takas edilmeye daha büyük aday olduğunu söyleyebilirim zira Ömer NBA'de dahi çok az bulunur bir değer. Bu konulara lig başladıktan sonra daha çok değiniriz, şimdilik yaz dönemi ile kısıtlı kalmakta fayda var.

Amnesty ile serbest kalacak oyuncular için getirilecek yeni düzenleme oyuncuların tamamen serbest kalmadan önce cap sınırının altındaki takımlara oyuncu için bir çeşit ihale yapmasına imkan veriyor. Cap'in ilk iki sene en az %85'ini harcamak zorunda olacak takımlar ve cap sınırının bir hayli altında olan bazı takımların bu kontratlara ilgi göstermesi bekleniyor. Bu durum sadece amnesty ile değil diğer serbest kalmış oyuncuların da bu takımlarca ekstra rağbet göreceği anlamına geliyor. Zaten dar olan FA piyasasında talebin de artacak olması Bulls'un kadrosuna kaliteli bir SG katmasını zorlaştırıyor. Reinsdorf'un açıklamalarına atfen: "Lüks vergisini öde, finallerdeyiz" diyecek bir oyuncuyu bulmak Bulls için epey zor görünüyor. (Tabii başka bir açıdan bakıp lüks vergisini Rose için ödeyeceğini ve onun da bunu sonuna kadar hak ettiğini söyleyebilirsiniz ancak Reinsdorf'un olaylara söz konusu sadece White Sox olduğu zaman o açılardan baktığını unutmayınız)

Tüm bu tabloya baktığımızda Bulls'un off season döneminde takımı bir üst seviyeye çıkartacak bir isim eklemesinin çok zor olduğunu görüyoruz. Takımın zaten kısa ve kısıtlı olan off season'da acele verilmiş kararla takımın geleceğini sıkıntıya sokacak bir hamle yapmasını beklememek lazım. Kişisel görüşüm Bulls için Brewer ve Korver ikilisinin yanlarına bir (iki) oyuncu daha alarak daha kaliteli bir SG ile takas edilmesi ihtimali dahi mid-level ile bir SG eklenmesi ihtimalinden daha fazla. Ayrıca Bulls gerçekten lüks vergisi ödemeye niyetliyse de mevcut tabloda bunun için iki yıl beklemeyi tercih etmesi çok daha mantıklı bir tercih olacaktır. Geçen iki senede genç oyuncular hem daha çok tecrübe kazanmış olacaklar, hem de iki yıl sonraki düzenleme ile lüks vergisi ödeyen takım sayısı, dolayısıyla da takımların kadro kaliteleri ve derinlikleri göreceli olarak azalacak. Üstelik Bulls'un bu süreçte kadro yapısına çok uygun bir SG bulması da muhtemel zira bu yaz adı geçen isimlerden neredeyse hiç biri Bulls'un yaralarına tamamen çare olabilecek yapıda oyuncular değil.

Peki Bulls önemli bir ekleme olmadan şampiyon olmak için neyi farklı yapmalı, Heat'i geçmek için hangi yönlerde gelişim göstermeli, bu soruların yanıtı bir sonraki yazının konusu.

27 Kasım 2011 Pazar

Yeni CBA ve Getirdikleri


Uzun ve hepimizi için yorucu, zaman zaman heyecanlandıran, zaman zamansa hayal kırıklığına uğratan bir süreçten sonra sonunda lokavt sona erdi. Artık yeni gündemimiz hazırlık kamplarına ve transfer piyasasına kadar yeni CBA ve hayatımıza getirecekleri.

Öncelikle kısaca bundan sonraki sürece değinelim. Şu anda öncelikli ve önemli konular üzerinde anlaşıldı ve B listesi adı verilen ve çözülmeyen bekleyen bir kaç problem daha var: Doping testleri, draft edilme yaş sınırı gibi. Bunlar çözülmesi çok sıkıntılı olmayan süreçler ve bu konularda da anlaşılacaktır. Fakat bir toplu sözleşme imzalanabilmesi için oyuncuların dağıttıkları birliği yeniden toparlamaları gerekiyor. Bu işlemden sonra her iki taraf da yeni CBA'i oylayacak ve sözleşme yazıya dökülüp, imzalanacak. Oylama süreciyle birlikte takımların resmi olmayan antrenmanlara başlaması bekleniyor. 9 Aralık'a kadar tüm bu prosedürlerin tamamlanması bekleniyor ve 9 Aralık'la birlikte resmi olarak hazırlık kampı ve oyuncu transferleri de başlayacak. Sezon ise noel gecesi oynanacak maçlarla başlayacak ve 66 maç üzerinden uygulanacak bir takvim söz konusu olacak.

Gelelim yeni CBA'in getirdiği temel bazı değişikliklere:

• BRI Bölüşümü: Lokavtın belki de en temel sebeplerinden biri basketbolla ilgili gelirlerin paylaşılması konusuydu. Son anlaşmaya göre gelir %50-%50 bölüşülecek. İstisnai olarak şayet bu gelir beklenenden fazla olursa oyuncular fazla olan kısmın %60.5'ini alacak. Aynı şekilde gelirler beklenenden az olursa oyuncuların payından %60.5 kesinti yapılacak. Fakat hiç bir halde oyuncu payı total gelirin %51'den fazla, %49'undan az olmayacak. İlk yıl için oyuncuların payı %51.15 olarak belirlendi. Oyuncular ayrıca bu sezon maaşlarının 82'de 66'lık bölümünü alacaklar.

Mid-Level Exception: Yeni düzenlemeye göre mid-level kontratı takımın maaş durumuna göre farklılık gösterecek. Takım şayet lüks vergisi ödemiyorsa, ilk iki yıl için 5 milyon dolar değerinde ve maksimum 4 yıllık kontrat önerebilecek ve bu hak her sene kullanılabilecek. 5 milyon dolarlık değer iki yıldan sonra her yıl için %3'lük bir artış gösterecek. Takım eğer lüks vergisi ödüyorsa bu durumda önerebileceği mid-level kontratı 3 milyon dolarla sınırlı olacak ve en fazla 3 yıllık imzalanabilecek. 3 milyon dolar ilk yıl için geçerli ve bu miktar her yıl %3 artacak. Bu hak yine her sene kullanılabiliyor.

Yeni gelen bir düzenleme ise salary cap'te boşluğu olan takımlar için. Mid-level exception cap'in üzerindeki takımlar için dizayn edildiğinden daha önce cap'in sınırına yakın olan takımlar için bir haksızlık söz konusu oluyordu. Bu takımlar için yeni gelen düzenleme ise şöyle: Takım sahip olduğu bu boşluğu doldurduktan sonra, toplam ilk yıl maaşı en fazla 2.5 milyon dolar olan ve süresi 2 yıl olan serbest oyuncu ile imzalayabilecek. Örneğin cap'in 4 milyon dolar altında olan bir takım aynı yaz dönemi içerisinde hem 4 milyon dolarlık bir serbest oyuncu alabilecek, hem de ilk yıl maaşı 2.5 milyon dolar olan bir oyuncu ile imzalayabilecek. Eski düzenlemeye göre cap'in altında kalan takımların mid-level imzalama hakkı yoktu ve bu takım eski düzenleme ile sadece 4 milyon dolarlık boşluğunu kullanabilecekti.

Salary Cap: Salary cap hesabında bir değişiklik yok. İlk iki yıl için 2010-2011 sezonundan daha az olmayacak şekilde belirlendi ki bu da yaklaşık 58 milyon dolar olacağı anlamına geliyor. Takımlar ilk iki yıl salary cap'in en az %85'ini kullanmak zorunda. Bu oran üçüncü yıldan itibaren %90'a çıkacak.

Lüks Vergisi: Temel değişikliklere konu olan bir diğer düzenleme de lüks vergisi ile ilgili. İlk iki yıl 2005'teki uygulama aynen devam edecek. Diğer bir çok konuda olduğu gibi bunda da takımlara iki yıllık işleri toparlama imkanı verilmiş. İki yıldan sonra ise kademeli bir lüks vergisi söz konusu. Eski CBA'de yer alan her 1 dolar için 1 dolarlık lüks vergisi iki yıllık geçiş sürecinden sonra şu şekilde olacak: 

Lüks vergisi sınırını:

0-5 milyon dolar geçen takımlar her 1 dolar için 1.50 dolar
5-10 milyon dolar geçen takımlar her 1 dolar için 1.75 dolar
10-15 milyon dolar geçen takımlar her 1 dolar için 2.50 dolar
15-20 milyon dolar geçen takımlar her 1 dolar için 3.25 dolar

lüks vergisi ödeyecek. 20 milyon doların üzerindeki her 5 milyon dolarda bir, vergi 0.50 dolar artacak. 2011-2012 sezonundan sonra 5 sezonun herhangi 4'ünde lüks vergisi ödeyen takımlar için lüks vergisi tutarı üzerine 1 dolar daha eklenecek. Örneğin Lakers 5 sezonda 4 kez lüks vergisi ödeyecek olursa bir sonraki sezon lüks vergisi sınırını 10 milyon dolar geçmesi durumunda her 1 dolar için 2.50 dolar yerine 3.50 dolar lüks vergisi ödeyecek. Toplanan lüks vergilerinin %50'si vergi ödemeyen takımlara dağıtılacak. Ayrıca mid-level kullanan bir takım lüks vergisi ödemeyen takımların kullanabildiği mid-level'ı kullandığı sezonda, ya da  serbest bir oyuncuyu sign and trade yoluyla alırsa lüks vergisi sınırını 4 milyon dolardan fazla geçemeyecek. Bunun pratik olarak neler getireceğini buradaki yazıdan okuyabilirsiniz.

Maksimum Kontrat Süresi ve Yıllık Artış Oranları: Bird haklarına sahip oyuncular 5, diğer oyuncular ise en fazla 4 yıllık kontrat yapabilecekler. Çaylak kontratından çıkan oyuncular için süre 4 yıl ile sınırlı. Bunun tek istisnası "designated player" kontratı ki buna birazdan değineceğiz. Maksimum 4 yıllık veteran uzatmaları söz konusu olacak (son yılında imzalamışsa, 3 yeni senelik kontrat). Eğer extension and trade (uzat ve takas et) yoluyla yapılıyorsa uzatma toplam 3 yıl uzatılabilecek (kontratının son senesinde yapılmışsa uzatma 2 yeni senelik olabilecek kontrat). Yıllık artış oranları ise Bird haklarına sahip oyuncular için %7.5 diğer oyuncular için ise %4.5 olacak.

Maksimum Kontrat Bedeli ve Designated Player Exception: Maksimum kontrat bedelleri 2005 CBA'deki ile aynı şekilde hesaplanacak fakat bir istisna var ve özellikle Bulls'u yakından ilgilendiren bir istisna bu. Ligdeki 5. yılına giren bir oyuncu için (çaylak kontratı biten bir oyuncu için yani) kendi takımı ile sözleşme imzalarken eğer oyuncu şu şartlardan birini taşıyorsa, salary cap'in %30'u kadar maksimum kontrat önerme hakkı tanınıyor; Oyuncu en az bir kez MVP seçilmişse veya All-Star ilk 5'ine en az iki kez seçilmişse (oylarla seçilmesi gerekiyor) veya NBA'in en iyi beş, en iyi ikinci beş ve en iyi üçüncü beş takımlarına en az iki kez girebilmişse. Bu profile uyan bir oyuncu hatırlayabildiniz mi? Tabii ki Derrick Rose. Bu sezon kontratının son senesinde olan Rose, bu yeni düzenleme ile 58 milyon dolarlık salary cap'in yüzde 30'u kadar yani yaklaşık 17.4 milyon dolarlık bir kontrat alabilecek. Eski düzenleme ile alabileceği maksimum değer 14 milyon dolar civarındaydı. Ayrıca bu oyuncular için maksimum kontrat süresi 5 yıl olacak. Süperstar çaylakları takımlarında daha rahat tutabilmek için getirilen bu haktan ilk faydalanacak oyuncu Rose olduğu için, Bird haklarında olduğu gibi bu hak da Rose hakkı olarak anılabilir. 

Serbest Oyuncular: İlk iki yıldan sonra lüks vergisinin 4 milyon dolardan fazla üzerinde olan takımlar sign and trade ile oyuncu alamayacaklar. Sign and trade yoluyla alınabilen oyuncuların kontratları en fazla 4 senelik olacak ve yıllık artış oranı %4.5 ile sınırlı kalacak. Sınırlı serbest oyuncular için kendi takımlarının mevcut teklifi karşılayabilmek için hakkı olan süre 7 günden 3 güne düşürüldü. Ayrıca çaylak oyuncular için qualifying offer'da da düzenlemeler söz konusu. Bir oyuncu ilk turda seçilmişse ve oynadığı her sezon ortalama 41 maç ilk beş başlamışsa ya da 2000 dakikadan fazla süre oynamışsa 9. sıra seçiminin sahip olduğu qualifying offer'a sahip olacak. Benzer şekilde aynı kriterleri taşıyan herhangi bir ikinci tur seçimi ise 21. sıra seçiminin sahip olduğu hakka sahip olacak. Draftta ilk 14 sıra içinde seçilmiş oyunculardan bu kriterleri sağlayamayanlar ise 15. sıra seçiminin sahip olduğu qualifying offer hakkına sahip olabilecek.

Takas Düzenlemeleri: Daha önce de belirttiğim gibi extension and trade (uzat ve takas et) için bir kısıtlama söz konusu. Bu tarz kontratlar son senesi dahil en fazla 3 sene uzatılabiliyor ve maksimum artış oranı %4.5 ile sınırlı. Şayet bu sınırdan fazla bir değerde kontrat uzatılırsa takım o oyuncuyu 6 ay boyunca takas edemeyecek. Şayet takım bir oyuncuyu takas yoluyla elde etmişse, 6 ay boyunca o oyuncu ile burada bahsedilen sınırlardan daha yüksek oranda bir sözleşme uzatamayacak. Ayrıca takaslarda kullanılabilecek nakit para sınırı da takım başına yıllık 3 milyon dolar olarak belirlendi.

Amnesty: Geldik lokavtın en civcivli tartışma konularından birine. Amnesty hakkı ile takımlar CBA'in geçerli olduğu herhangi bir sene sadece bir oyuncuyu serbest bırakabilecekler ve bu oyuncunun maaş bedeli salary cap'e dahil edilmeyecek. Bu kuralın Bulls açısından en güzel yanı hakkın herhangi bir sezon kullanılabilecek olması. Böylece Bulls (bu sezon hiç bir şekilde değil ama) ilerleyen sezonlarda Boozer için bu hakkını saklı tutarak önemli bir manevra kabiliyeti elde etmiş oldu. Serbest kalan oyuncular için standart süreçten farklı bir uygulama olacak ve oyuncu eğer salary cap'in altında kalan bir başka takımla anlaşırsa bu takım oyuncunun kontratının sadece bir bölümünü üstüne alacak. Oyuncunun kontratının geriye kalan kısmı  ise eski takımı tarafından ödenmeye devam edecek.

Genel hatları ile yeni CBA'in getirdiği yenilikler bunlar. Asıl ayrıntılar ve uygulamaya yönelik detaylar ancak yazılı bir sözleşme imzalandığı zaman ortaya çıkacaktır. Yeni CBA 10 yıl için geçerli olacak ve her iki tarafa da 6 yıl sonra sözleşmeyi fesih opsiyonu tanınıyor. Dileğimiz bu opsiyonunun bu sezon olduğundan farklı olarak kullanılmaması ve en az 10 yıl bu işlerle uğraşmak zorunda kalmamamız.