Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

1 Mayıs 2012 Salı

Balans Ayarı


Derrick Rose'un talihsiz sakatlığı sonrası hangi noktaya kadar gidebileceği merakla beklenen Bulls'un ilk testi bu gece serinin 2. maçında United Center'da Philadelphia 76'ers karşısında olacak. Bulls her ne kadar Rose'dan mahrum kalarak 27 normal sezon maçına çıkmış olsa da, play-off için yapılması gereken değişiklikler, ayarlar var. Özellikle hücumda yeni bir balans ayarına ihtiyacı var Bulls'un.

İki takım arasında United Center'da oynanan son normal sezon karşılaşmasında Rose kasık sakatlığı nedeniyle oynayamamıştı. Rose yerine ilk 5'te başlayan C.J. Watson'ın 20 sayısıyla sürüklediği maç, savunmaların konuştuğu bir maç olmuş, Bulls maçı 89-80 kazanırken ribaundlarda Phily'e 53-39'luk üstünlük kurmuştu. Bu gece oynanacak ikinci maçta Bulls'un kazanabilmesi için yine savunmasını en üst düzeyde tutması ve ribaundlarda rakibine ilk maçtaki gibi üstünlük kurması şart. Rose'un yokluğunda takımın sayı ortalaması ve şut yüzdesi belirgin bir şekilde düşüyor. Takım Rose sahadayken 100 possession'da 107,6 sayı bulurken, Rose'un yokluğunda bu rakam 102,3'e düşüyor. Şut yüzdesi ise 46,8'den 43,9'a geriliyor. Bunun altında yatan temel neden Rose'un yerine oynayan oyuncunun daha az sayı atması ve daha düşük yüzdeli atması değil. Rose'un sahadaki varlığının diğer oyuncuların işini kolaylaştırması ve ona odaklanan savunmaların zayıflıklarını Bulls'un değerlendirmesi.

Rose'u durdurmak (yavaşlatmak demek daha doğru olur) için pick & roll'lerde sürekli ikili sıkıştırma getirmek zorunda kalıyor takımlar. Özellikle tepede oynanan pick & roll'lerde sıkıştırma sonrası Rose pası Noah'a çıkarıyor. Noah hemen potaya yönelerek yardıma gelen diğer uzunun boş bıraktığı 4 numaraya (Boozer ya da Gibson) pası çıkarabiliyor. Şayet potaya yakın kalırsa savunma bu defa kenarda üç sayının gerisinde bekleyen Korver ya da Deng'e çıkıyor pas. Benzer şekilde kenarlarda gelen sıkıştırmalarda hızlıca topu ters tarafa çevirebiliyor Bulls ve boş şut imkanı bulabiliyor. Rose bir şekilde ikili sıkıştırmayı, iki oyuncunun arasından hızlıca geçerek aştığında ise bu defa 5'e 3 hücum etme şansı bulabiliyor. Tüm bu ve benzer savunma önlemlerinin yarattığı defoları işleyen Chicago'nun hem bulduğu sayılar hem de daha rahat atılan şutlar nedeniyle şut yüzdesi yükseliyor. Benzer şekilde Rose'un içeri penetrelerinde üzerine çektiği uzunların ribaund pozisyonu almasını engellemesi, rakip uzunların pick & roll'lerde ikili sıkıştırma için potadan uzak kalmak zorunda kalması Bulls için çok değerli olan hücum ribaundlarına ve ikinci şans sayılarına imkan sağlıyor. Rose'un yokluğunda tüm bunlardan mahrum kalacak Bulls ve bu avantajlarının kaybını oyunun diğer yönlerine odaklanarak telafi etmek zorunda.

C.J. Watson, Rose'a oranla daha iyi bir şutör ancak (çok doğal olarak) onun kadar iyi bir penetreci ve oyun kurucu değil. Watson özellikle ikili sıkıştırma geldiğinde top kaybı yapmaya müsait bir oyuncu ve topu hızlı dolaştıramıyor. Özellikle top kayıplarının artacak olması 76'ers gibi açık alanda çok etkili bir takımla oynarken öldürücü olabilir. Bulls'un oyun kurucu pozisyonunda kim olursa olsun, maç boyunca topun değerini çok iyi bilerek oynaması şart. Watson ya da Lucas III... Her ikisi de özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden yüzdeli atan, skor öncelikli oyuncular. Her ne kadar bu yapı Bulls'da Rose'un skor yükünü üstlenmesinden dolayı onlara uygun gibi gözükse de, gerçekte Rose'un belki de en çok göz ardı edilen play making özelliklerini taşımamalarından dolayı Bulls'u başka bir hücum yapısına itiyor. Bu hücum ilk 76'ers maçında oldukça etkili olan Hamilton ve Korver'ın dip çizgide perdelerden çıktığı, Deng'in daha çok pick & roll oyununa girdiği ve Boozer'ın daha çok sorumluluk aldığı bir hücum. Setler bozulduğunda yine kendi şutunu yaratması Watson ya da Lucas'tan istenecektir ancak özellikle 76'ers gibi takımlara karşı işi o noktaya getirmeden bitirmek önemli. Kalan süreçte Hamilton'ın hem süre hem de şut sayılarının artmasını bekliyorum. İlk maçı da yine çok efektif bir şekilde oynayan Hamilton, Rose'un yokluğunda takımın hücum lideri olma görevini üstlenmeli. Benzer şekilde hem Deng hem de Boozer daha çok şut kullanacak ve daha fazla sorumluluk alacaktır. Iguodala'nın çok iyi bir dış savunmacısı olması nedeniyle Deng'in üretimi nispeten kısıtlı kalacak olsa da, Rose'un yokluğunda genellikle iyi maçlar çıkaran Boozer'ın mutlaka hücum üretimini bir üst seviyeye çıkarması şart.

Rose'un eksikliğini hücumda olduğu kadar olmasa da savunmada da hissedecektir Bulls. Watson, Rose kadar iyi bir savunmacı değil ve oyun kurucu üzerindeki baskı ile başlayan Bulls savunması için 76'ers serisi boyunca kısaların hücumda çok etkili olmaması hayati önemde. İlk maçta özellikle 1 ve 4 numaraların oynadığı pick & roll'lerle çok etkili sayı üretimi sağladı Phily. Bulls uzunları perdeden çıkan kısaya show up sonrası adamına dönmekte geç kalınca Elton Brand'ın maç boyunca boş orta mesafelerini izlemek zorunda kaldık. Her ne kadar Bulls savunması bireylerden ziyade bir takım savunması temelli olsa da, Watson'ın mutlaka kısa üzerindeki baskıyı kurması şart. Ligde oynanan son maçta Jrue Holiday'in 30 sayı attığını hatırlatmakta fayda var. Watson'ın Bulls savunmasının önemli bir parçası olan toplu adamı kenar çizgiye zorlama taktiğini etkili bir şekilde uygulaması, savunma dikkatini hep üst düzeyde tutması gerekiyor.

Takımın en iyi oyuncusundan mahrum çıkıyor olmak psikolojik olarak tamir edilemez bir handikap yaratır. Bulls'un sezon içerisinde Rose'dan mahrum oynaması ve önemli galibiyetler almış olması bu süreçte büyük yardımcı faktör olacaktır. Şehirde ve takımda oluşan duygusal atmosferin sahaya enerji olarak yansıması çok önemli. Kalan maçlarına 76'ers dahil olmak üzere "favori" sıfatından mahrum çıkacak Bulls ve bu durum takımın yapısına daha çok uyuyor. Bulls oyunun her iki tarafında "kısıtlı yapabilirliklerini", enerji ve bitmeyen bir mücadele ile "yerine konamazlara" dönüştüren bir takım. Artık alınacak galibiyetler, geçilecek turlar beklenen başarı olmaktan ve beklentileri karşılamaktan çıktı. Bundan sonra atılacak her adım takımın kendisini tekrar ispat etme savaşına dönecektir.

2009 play-off'larında Luol Deng'ten yoksun çıkılan ve beklentilerin neredeyse sıfır olduğu, belki de NBA play-off tarihinin en unutulmaz, en çekişmeli serilerinden biri haline gelen Celtics serisinde olduğu gibi bundan sonraki süreç de Bulls için bir onur mücadelesi haline gelebilir. Mevcut durumun yaratacağı duygusal yoğunluğun sahaya ne kadar yansıyacağını görebilmek içinse bu maç önemli bir gösterge olacaktır.

29 Nisan 2012 Pazar

En Üzücü Galibiyet


O talihsiz an yaşandığı sırada not defterimi açıp, henüz aklımda tazeyken maç yazısı için notlar almaya hazırlanıyordum. Yere düştüğünde ve kalkamadığını gördüğümde ciddi bir şey olduğu hemen anladım. Sakatlanmasına rağmen bitirdiği maçları, sakatlığıyla oynadığı maçları bilen biri olarak hemen kalkamayışı, acı içerisinde yerde öylece kıvranması durumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyordu. Korktuğumuz başımıza geldi ve Derrick Rose ön çapraz bağlarını zedeleyerek sahayı Bulls'un sağlık ekibinin kollarında terk etti. Bir kaç saat sonra da, sezonu kapattığına dair resmi açıklama geldi.

Her şey bir yana, Rose gibi bir sporcunun başına böylesine talihsiz bir sakatlığın gelmesi çok ama çok üzücü. Onun oyuna olan sevgisini ve basketbola olan tutkusunu düşününce en az 6 ay sahalardan uzak kalacak olması, üstelik şampiyonluğun en büyük favorilerinden biriyken, hayallerine ulaşmaya bu kadar yakınken, insanın içini acıtıyor. Rose sadece iyi bir basketbol oyuncusu değil, aynı zamanda muhteşem bir karaktere sahip, alçak gönüllü, şehrine ve takımına sadık örnek bir sporcu. Onun kaybı sadece Bulls'un ya da Chicago'nun ve hatta NBA'in değil , basketbol sporunun bir kaybıdır. Şu an kendimi onun yerine koymaya çalışıyorum ve ne kadar üzgün olduğunu tahmin edebiliyorum. Delicesine tutkunu olduğu spordan bu kadar uzak kalmak, takımını şampiyonluk yolunda öksüz bırakmak herkesten çok onu üzmüştür.

Henüz bağlarının ne kadar kötü durumda olduğuna dair bir bilgimiz yok. İlerleyen günlerde ameliyat olacak ve durumuna göre uzunca bir süre basketboldan uzak kalacak. Bu sürenin 6 ile 9 ay arasında olması bekleniyor. Sadece play-off'ları değil, bir parçası olmayı çok istediği ABD ulusal takımı ile olimpiyatları da oynayamayacak. Gelecek sezon ortalarına doğru dönebilecek tekrar. Ve yaşadığı sakatlık bir sporcu için en kötü, en talihsiz sakatlıklardan bir tanesi. Üstelik Rose gibi atletizmi ve patlayıcılığı oyununun önemli bir parçası olan bir basketbolcu için, bu sakatlık onun bir daha asla eskisi gibi olmasını dahi engelleyebilir. Evet kariyeri bitmedi, halen üst düzeyde basketbol oynayabilir. Ancak bildiğimiz Derrick Rose'u bir daha izleyemeyebiliriz. Bir çok sporcu bu sakatlıktan geri döndü, üst düzeyde sporunu sürdürdü. Rose da bunun için yapılması ne gerekiyorsa fazlasıyla yapacaktır. Ancak sakatlığının getireceği fiziksel ve psikolojik kısıtlamalar, onun eski düzeyinde ve stilinde performans göstermesini engelleyecektir. Bu açıdan baktığımızda durum çok daha üzücü, çok daha talihsiz bir hal alıyor. Geçmişte bir çok kez tecrübe ettiğimiz gibi Rose da, sakatlanmasaydı ne düzeye gelirdi diyeceğimiz oyunculardan bir tanesi olma ihtimali ile karşı karşıya.

Onu yakından tanıyan herkes bunun ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyordur. Oynadığı oyuna büyük saygı katan, kendi şehri ve takımı için bir basketbolcudan fazlasını ifade eden bir isim Rose. Onu özel kılan sadece basketbol yetenekleri değil. Her daim kendisini geliştirme isteği, sadakati, alçak gönüllülüğü, düzgün karakteri, basketbola duyduğu aşk ve mücadeleci yapısı. Ligde rakiplerinin dahi saygısını kazanabilmiş ender isimlerden biri. İnsan sormadan edemiyor; Neden? Neden Rose? 

Ne yazık ki sakatlıklar da bu oyunun bir parçası ve hiç kimse bundan muaf değil. Rose güçlü karakteri ve mücadeleci ruhu ile bu sakatlıktan daha da güçlü ayrılacaktır. Belki oyununun atletizminden ödün verecek ancak bu onu oyununun başka yönlerini güçlendirmeye itecektir. Halen durumunun ne kadar kötü olduğunu bilemiyoruz. Muhtemelen ameliyatı sırasında bağlarının ne durumda olduğu görülene kadar da bilemeyeceğiz. Ancak uzun bir iyileşme ve rehabilitasyon dönemi olacağından şüphe yok. Bu süreç sporcunun zihinsel olarak güçlü olmasını gerektiren bir süreç ve Rose o zihinsel güce sahip. Sakatlığının zihninden yaratacağı engelleri aşmak da yine onun elinde. 

Şimdi herkesin aklındaki soru; "Rose olmadan Bulls nereye kadar gidebilir?". Bulls iyi bir takım. Gerçekten bir takım. Rose olmadan da iyi maçlar çıkardı. Oynamadığı 27 normal sezon maçında 18 galibiyet 9 yenilgi aldı. Bu süreçte Heat, Boston, Hawks ve 76'ers gibi mevcut ve olası play-off rakiplerine karşı oynadığı maçları kazandı. Ancak şunu kabul etmek gerekir ki, Rose olmadan Bulls'un play-off macerası çok ama çok büyük yara aldı. 76'ers karşısında herkes turun 4 ya da 5 maçta biteceğini öngörüyordu. Bulls seriyi bu kadar hızlı olmasa dahi halen geçebilecek güçte. Bir sonraki turda Boston ya da Hawks'la, uzun ve başabaş bir seri de oynayabilir. Ancak Rose'un eksikliğinde konferans finallerine varmaktan ötesi sadece bir hayal olur. Takımın Rose'un yokluğunda daha da kenetleneceğini ve bu durumu mücadeleci ruhun ateşine odun olarak  kullanacağına şüphem yok. Ancak play-off'lar söz konusu olduğunda durum farklı. Normal sezon ne kadar takım olduğunuzla, play-off'lar ise takımınızın ne kadar yetenekli olduğu ile belirlenir. Takımının yetenek havuzunun en büyük parçasını kaybetmişken, oyun sonlarında size hücum üretmesini isteyebileceğiniz bir oyuncunuz yokken, çok uzaklara gitmeniz mümkün değil. Artık kimse Bulls'tan büyük beklentiler içerisinde olmayacak ve bundan sonraki her maça "underdog" sıfatı ile çıkacaklar. Bulls'un takım yapısına bu durumun daha uygun olduğundan şüphe yok. Ancak motivasyonunuz ne kadar yüksek olursa olsun, bir noktadan sonra Rose'un yokluğu Bulls için öldürücü hale gelecektir. Ve ne yazık ki sezonun bu aşamasında, bunu engelleyebilmek için yapılacak hiç bir şey yok.

Dün akşamın bir başka tartışma konusu ise maçın o bölümünde Rose'u sahada tuttuğu için koç Tom Thibodeau'ydu. Ben bu konuda Thibs'i asla suçlayamam. Fark 20'lerden 12'ye kadar düşmüştü ve play-off'larda rakibinize özgüven vermeden kazanmak önemli. Üstelik Rose'un oynamaya ihtiyacı vardı. Maç sonlarında oynamaya ve maçları bitirmeye. Çünkü Bulls ilerleyen turlarda buna çok ihtiyaç duyacaktı. Sakatlık her an olabilir, her zaman yaşanabilir. Koça en iyi oyuncusunu rakip takım farkı kapatıyorken sahada tuttuğu için kızamazsınız. Şimdi geriye dönüp baktığımızda keşke Rose sakatlanmasaydı da maçı, hatta turu kaybetseydik diyoruz. Ben de diyorum. Ancak sakatlanacağını bilmeseydik ve Rose oyuna dönmeden Bulls maçı kaybetseydi, hangimiz maçı kaybetmek önemli değil neyse ki Rose sakatlanmadı diyebilecektik. Şimdi geriye dönüp Thibs'e seçme şansını verseler, o hangisini seçer sizce? Rose'un bağlarını koparmasını mı, yoksa maçı kaybetmeyi mi?

Ne zamanı geri döndürmek elimizde, ne de yaşananları değiştirebilmek. Yapılması gereken ise mevcut durumu en kısa zamanda kabullenip yol haritanızı buna göre çizmek ve her koşuldan daha güçlü çıkmak için mücadele etmek. Friederich Nietzsche'nin dediği gibi: "Beni öldürmeyen her şey, beni güçlendirir."

28 Nisan 2012 Cumartesi

Bulls & 76'ers Serisine Bakış



Bundan yaklaşık bir hafta önce Heat yenilgisi sonrası Bulls’un durumu çok da iyi gözükmüyordu. Doğu birinciliğini ve dolayısıyla olası bir konferans finali eşleşmesinde ev sahibi avantajını Heat’e kaptırma, ilk turda Woodson sonrası bambaşka bir takım haline gelen Knicks ile eşleşme ve tüm sezon büyük problem haline gelen sakatlıkların kalan maçlarda takımı tekrar vurma  ihtimali vardı. Bunların hiç birisi gerçekleşmedi ve Bulls hem doğuyu, hem de tüm ligi lider bitirirerek tüm olası eşleşmelerde ev sahibi avantajına sahip oldu. İlk turda Knicks’e oranla çok daha iyi bir tercih olan 76’ers ile eşleşti ve play-off’lara girerken şu saat itibariyle takımda sakat oyuncu bulunmuyor. En azından oynamasına mani olacak kadar sakat demek daha doğru olur.

Takımda play-off’lar öncesi en büyük soru işareti şüphesiz geçen sezonun MVP’si Derrick Rose’un durumu. Rose son sakatlığından döndükten sonra daha önce yaptığının aksine bu kez çok daha dikkatli davrandı. Kendisini çok fazla zorlamadan, çok daha fazla top dağıtarak, yeniden sakatlanma riskini azaltmaya çalıştı. Zaman zaman kendisini denediğinde sıkıntı yaşamadığını gördük ve antrenmanlardan gelen bilgiler de gayet iyi hissettiği yönünde. 76’ers onun için bir geçiş serisi olacak. Ne son 3 maçtaki kadar pasif ve sakin olmasını bekleyin, ne de geçen seneki play-off’lardaki kadar agresif ve saldırgan. Bu seriyi ritmini tekrar bulmak için iyi değerlendirmeli Rose.  Sakatlıktan döndükten sonra iyi bir ritm yakalayan Hamilton’ın da süreleri en azından ilk turda Bulls çok zorda kalmadıkça sezonun son bölümünde olduğundan fazla farklı olmayacaktır. Bulls her iki oyuncusunu tekrar sakatlanmadan, fazla zorlamadan ancak ritm bulacak şekilde gittikçe yükselen bir grafikte oynatmalı. Tabii bu ayarlama için, 76’ers’ın Bulls’u ne kadar zorladığı belirleyici olacaktır.

Sezon içerisinde oynanan 3 maçın ilkini 76’ers diğer ikisini ise Bulls kazandı. Philadelphia’da oynanan ilk maçta Luol Deng ve Rip Hamilton’ın oynamadığını da belirtmek lazım. Bulls bu maçta top kayıplarını bir türlü kısıtlayamamış (toplam 17 top kaybı) ve 76’ers’a açık alanda kolay sayılar bulma imkanı vermişti (hızlı hücum sayıları 21-4 76’ers lehine). Phily sürekli potaya giderek boyalı alan sayılarda 46-28’lik üstünlük kurarak maçı 16 sayılık farkla 98-82 kazanmıştı. Yine Phily’de oynanan ikinci maçta ise Rose sahneye çıktı ve 35 sayı 8 asistlik performansı ile Bulls’un maçı 96-91 kazanmasını sağladı. Bu maçta 76’ers sadece 5 top kaybı yapmasına rağmen Bulls hızlı hücum sayılarında sadece 6 sayı geride kaldı ve boyalı alan sayılarında ise 44-36’lık üstünlük kurmayı başardı. United Center’da oynanan son maça Rose’dan mahrum çıkan Bulls bu maçta rakibine ribaundlarda büyük üstünlük kurarak (53-39) boyalı alandan sadece 22 sayı ve hızlı hücumlardan 5 sayı bulmasına rağmen maçı 89-80 kazanmayı başardı. Yarı sahada hücum etmekte çok zorlanan 76’ers Holiday’in 30 sayısına rağmen hücumda ikinci bir skorer çıkarmayı başaramamıştı. Bulls’da ise Rose yerine ilk 5 başlayan Watson 20 sayı bulurken, toplamda 5 oyuncusu çift haneli skor bulmayı başarmıştı. Hücum ribaundlarındaki 17-9’luk Bulls lehine gerçekleşen fark, maçın kazanılmasındaki önemli etkenlerden biri oldu.

Her iki takıma baktığımız zaman ortak yönleri çok olan takımlar. İki takımda iyi savunma takımı ve hücumda ise sıkıntılar yaşayabilen yapıdalar. Her iki takımın da çok iyi koçları var ve kenar oyuncularından önemli katkılar alabiliyorlar. Fakat iki takımı karşılaştırdığımda Bulls, 76’ers’a oranla daha iyi savunma yapan ve Rose sağlıklı olduğunda daha iyi hücum eden bir takım. Bulls’un 76’ers’a oranla en büyük farkı ise uzun rotasyonundaki zenginliği. Bulls bu zenginliği ribaund farkı olarak sahaya yansıttığı sürece nispeten sıkıntılı hücumunu ikinci şans sayıları ile daha da rahatlatacaktır. Bu durumun gerçekleştiği maçları Phily’nin kazanması çok zor. Phily’nin en büyük avantajı az top kaybı yapan bir takım olmaları. Bu sayede Bulls’un hızlı hücumlardan kolay sayılar bulmasını engelleyebiliyorlar ve maçları savunma ağırlıklı maçlara dönüştürebiliyorlar. Bulls’un top kaybını sınırlayamadığı maçlarda ise atletik kanat oyuncuları sayesinde bulacakları hızlı hücumlarla sezonun ilk maçında olduğu gibi Bulls’u sıkıntıya sokabilirler. Bu nedenle Bulls’un top kayıplarını kısıtlaması şart. Play-off’larda daha çok yarı saha basketbolu oynandığı ve 76’ers’ın yarı saha hücumunda ciddi sıkıntıları olduğunu göz önüne aldığımızda top kayıplarını kısıtlamanın ve ribaundlarda üstülük kurmanın Bulls açısından serinin anahtarları olduğunu söyleyebiliriz.

Her ne kadar play-off’larda daralan rotasyonlarla kenar katkıları sınırlansa da tüm play-off serüveni boyunca Bulls’un en fazla kenar katkısı alacağı seri, bu seri olacaktır. Bulls’da Rose’un ve diğer oyuncularının sakatlığında gelişen tek olumlu özellik kenar oyuncularının özgüvenlerinin daha da yükselmesi oldu. Önemli maçlarda önemli görevler üstlenmek zorunda kalan kenar oyuncuları çok değerli bir özgüven kazandılar . Özellikle C.J. Watson geçtiğimiz sezon çok iyi bir normal sezon geçirmesine rağmen play-off’larda ciddi bir düşüş yaşamıştı. Bu sezon böyle bir düşüş yaşamayacağını umuyorum. 76’ers da kenardan önemli katkılar alan bir takım. Lou Williams kenardan gelmesine rağmen takımın en önemli skoreri. T-Young ise 4 numara pozisyonunda eşleşme sıkıntıları yaratan bir oyuncu. Doug Collins onu kenardan getirip takımları savunmada eşleşme sıkıntısına sokmayı ve ondan büyük bir enerji almayı başarıyor. Evan Turner’ın ilk 5’e yerleşmesi sonrası kenardan gelmeye başlayan Jodie Meeks de önemli bir şutör. Ancak tüm bu yapının genel resimde bakıldığında Phily’e yaşattığı en büyük sorun düzenli bir skorerlerinin bulunmaması. Normal sezon söz konusu olduğunda bu durum bir avantaj dahi haline gelebiliyor ancak play-off’larda oyunun sıkıştığı anlarda bir şeyler üretmesini isteyeceğiniz düzenli bir skoreririnizin olması şart. Phily’nin geçtiğimiz sezon da bu sezon da en büyük sorunu bu ve bu play-off’lar içerisinde çözüm bulunacak bir sorun değil. Rose’un yokluğunda aynı durum Bulls için de geçerli olabilirdi anca Rose’un sağlıklı olduğunu göz önüne alırsak Bulls’un özellikle maç sonlarında büyük bir avantaja sahip olduğunu söyleyebiliriz. Maç sonlarında her iki takım da savunmada vidaları sonuna kadar sıktığında Phily’nin hücumları ciddi bir sıkıntıya girecektir ve bu dönemde Bulls’un Rose’un yaratıcılığına çok ihtiyacı var. Bu bölüm onun gerçekte ne kadar sağlıklığı olduğunu göreceğimiz bölüm olacaktır.

Ligin en iyi iki dış savunmacısı Deng ve Iguodala’yı karşı karşıya getirecek bu maçlarda bu iki gücün birbirlerini nötrlemesi muhtemel. Her iki oyuncunun da büyük maç oynaması zor gözüküyor. Bulls’un bu seri boyunca  Boozer’dan  ve Hamilton-Korver ikilisinden düzenli skor katkısı alması şart. Hamilton da Korver da iyi formdalar ve Rose’a skor katkısı yaptıkları sürece Bulls’un işi kolaylaşacaktır. Boozer ise bu sezon oynanan Phily maçlarında çok büyük bir faktör olmayı başaramadı ancak stabil oyununu tüm sezon sürdürdü. Onu hücumda çok rahatsız edecek uzunları yok Phily’nin ve 10-15 bandında sayı üretimine devam etmesi gerekiyor. Savunmada Phily’nin uzun sorununu göz önüne aldığımızda Noah’ın Elton Brand’in üzerinde kalması daha muhtemel. Young sahada olmadığı müddetçe Boozer’ın savunma kısmındaki dezavantajı da çok büyük sorun olmayacaktır. Young’ın sahada olduğu sürelerde ise Gibson’ın sahada olmasını bekleyebiliriz. Ömer’le birlikte geçen sezon Heat serisinde kenardan tek ayakta kalan oyunculardan olan Gibson hem savunmada hem de ribaundlarda vereceği katkıyla fark yaratan bir faktör olmayı başarabilir. Ömer açısından baktığımızda ise Phily’nin uzun rotasyonunda sıkıntı yaşaması nedeniyle çok uzun süreler alacağını sanmıyorum. Ancak oyunda kaldığı sürece özellikle Phily forvetlerinin boyalı alandan Bulls potasına saldırmalarını engelleyecektir. Bulls, 76’ers’ı jump shot takımına dönüştürdüğü her maçı fazla zorlanmadan kazanabilir ve bu görevi en iyi yerine getirebilecek oyuncuların başında geliyor Ömer.

Son zamanlarda 76’ers oyuncularının ilk turda Heat yerine Bulls’u tercih ettiklerine dair açıklamaları oldu. Geçtiğimiz sezon ilk turda Heat’e 4-1 elendikten sonra bu sezon da oynadıkları 3 maçı da kaybettiler. Rose’un durumunu da göz önüne aldığımızda hiç kimse onları bu isteklerinden dolayı suçlayamaz. Bulls’un da benzer şekilde her ne kadar bu yönde bir açıklaması olmasa da ilk turda Knicks yerine Phily’i tercih ettiğini tahmin edebiliyoruz. Sezonun son bölümünde yaşadıkları düşüşü ve genel takım yapısını göz önüne aldığımızda 76’ers’ın bu seride Bulls’dan bir maçtan fazlasını almasının zor olduğunu düşünüyorum. Genel itibariyle savunmanın ağırlıkta olduğu, düşük skorlu maçlar olmasını bekliyorum ve tahminim Bulls 5 maçta bu seriyi geçer.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Bulls'un Başarısı Rose'dan Geçiyor



Geçtiğimiz sezon konuşulmaya başlanan ve özellikle Heat serisi ile tavan yapan bir söylem mevcut: “Derrick Rose Bulls’un başarılı olması için daha az şut kullanmalı ve arkadaşlarını daha fazla oyuna sokmalı.” Klasik oyun kurucu kalıbı ile baktığımızda yıllarca takımındaki diğer skorerlere pas yapmak yerine fazla şut kullanan oyun kurucuların takımlarına nasıl zarar verdiklerini gördük. Ancak ben benzer bir durumun Bulls için geçerli olmadığını, bunun da çeşitli sebeplerini olduğunu düşünüyordum. Bulls’un istisnasız her maçını izleyen biri olarak Rose’un yavaş başladığı, nispeten daha çok pası düşündüğü maçlarda takımın çok zorlandığını, aksine agresif başladığı ve daha çok top kullandığı maçları ise takımın genellikle kazandığını rahatlıkla görebiliyordum. Konuya bir de rakamların dilinden bakmaya ve istatistiklerin bu konuda neler söylediğine karar verdim.

İstatistiklere bakmadan önce tüm sezona bakmak yerine, kendimce elit olarak nitelendirebileceğim 8 takımla yapılan 22 normal sezon maçını ve play-off maçlarının tamamını incelemeye aldım. Böylelikle play-off atmosferinde geçen normal sezon maçları dışında kalan, farklı sebeplerle rotasyonun, şut dağılımının değiştiği maçların da yanıltıcı etkisi ortadan kalkmış oldu. Elit takım olarak Doğu’da Bulls’la konferans yarı finalini oluşturan Miami, Boston, Atlanta’yı ve ilk turda elenmesine rağmen normal sezonu 4. Bitiren Orlando’yu, Batı’da ise yine konferans yarı finali oynayan takımlardan Dallas, Los Angeles, Oklahoma City’i ve normal sezonun en iyi derecesini yapan San Antonio’yu seçtim. Batı’da konferans yarı finali oynayan Memphis’i ise gerçek başarıyı play-off’larda yakalamaları ve Bulls’un Memphis ile sadece normal sezon da karşılaşmış olması nedeniyle dışarıda bıraktım. Normal sezonda alınan galibiyetler için NSG, yenilgiler için NSY, play-off’larda alınan galibiyetler için POG ve yenilgiler için de POY kısaltmasını kullandım.

Bulls elit takımlara karşı oynadığı 22 maçın 15’ini kazanırken 7’sini kaybetti. Play-off’larda ise oynadığı 16 maçın 9’unu kazanırken 7’sini kaybetti. Derrick Rose normal sezonda 15 galibiyette 28,8 sayı ortalaması yakaladı. 7 yenilgideki sayı ortalaması ise 22,29. Play-off’larda ise 9 galibiyette 30,22 sayı, 7 yenilgide ise 23,14 sayı ortalaması tutturdu. Sayı ortalamasında kazanılan maçlardaki ciddi fark oldukça dikkat çekici. Asist ortalamaları ise NSG: 7,07, NSY: 7,29, POG: 7,33, POY: 8,14. Yine söylemin aksine Rose Bulls’un kazandığı maçlarda daha fazla asist yapmıyor. Aksine normal sezon’da 0,22, post season’da ise 0,85 asist daha az yapmış. Sayı ortalaması artıp asist ortalaması da az da olsa azalırken Bulls’un kazanıyor olması, söylemin tam da aksini gösteriyor.

Ancak Rose’un Bulls’un kazandığı maçlarda sayı ortalamasının artıyor olmasının takım için ne ifade ettiğini daha iyi anlayabilmek için bir başka veriye daha bakmaya karar verdim. Bulls’un attığı toplam sayı’da Rose’un sayılarının oranı. Bulls’un sayı ortlamaları NSG: 95,33 NSY: 90,71, POG: 97,77, POY: 85,71 olarak gerçekleşmiş.  Rose’un daha önce verdiğim sayı ortalamalarını toplam sayıya oranladığımızda ise ortaya çıkan rakamlar şöyle: NSG: %30,20, NSY: %24,57, POG: %30,90, POY: %26,99. Bu verilerin ortaya koyduğu şey şu: Bulls kazanırken Rose takımın toplam sayısının yaklaşık %30’unu atarken, bu oran %25’lerde kaldığında ise Bulls kaybediyor.

Derrick Rose’un bu sayı ortalamarını tuttururken kullandığı ve isabet bulduğu şut sayılarına baktığımız zaman ise enteresan bir tablo görüyoruz. Rose NSG’de ortalama  21,47 şut denemesinde 10,00 isabet bulurken, NSY’de ortalama 21,86 denemede 9,00 isabet bulabilmiş. Play off rakamları ise POG: 21,89 denemede 9,78 isabet, POY: 25,57 denemede 8, 71 isabet. Normal sezonda takım kazanırken de kaybederken de yaklaşık 21,5 şut kullanan Rose kazanılan maçlarda 1 fazla isabet bulabilmiş. Play-off’larda ise yenilgilerde şut denemesindeki 3,68’lik artış söylemi destekler gibi görünse de isabet ortalamalarındaki yaklaşık 1 isabetlik fark sorunun şut denemesinin artışından ziyade şut seçiminden ve Rose’un özellikle Heat serisinde maruz kaldığı iyi savunma neticesinde kullandığı aşırı zor şutlardan kaynaklanmakta. Zira Bulls’un kazandığı maçlarda Rose’un yaklaşık 10 isabet bulmuş olduğu görülüyor.

Bulls’un Rose’un iyi hücumuna ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösterir bir başka veri ise Rose’un şut yüzdeleri: NSG: %46,68 NSY: %40,55, POG: %44,61, POY: %34,08. Rose’un isabet oranı özellikle play-off’larda kaybedilen maçlarda ciddi oranda düşmekte. Yüzdelere 3 sayılık atışları dışarıda bırakarak baktığımızda ise şut yüzdesi NSG: %49,7, NSY: %44,24, POG: %51,70, POY: %38,90 olarak gerçekleşmiş. Uzun mesafe atışlarını çıkardığımızda dahi Rose’un gerçek gücü olan iç saha isabetlerinde yüzde olarak da kazanılan maçlarla kaybedilen maçlar arasında ciddi fark olduğu ortada.

Rose’un agresif oyununun bir göstergesi olabilecek bir başka veri de serbest atış çizgisine gelme sayısı. Agresifçe potaya saldırdıkça, faul alarak çizgiye gelen Rose’un serbest atış deneme ortalamaları: NSG: 8,07, NSY: 4,29, POG: 10,33, POY: 5,86 olarak gerçekleşmiş. Bulls kazanırken Rose 8-10 FTA bandında gezerken, kaybettiği maçlarda bu sayı 4-6 denemede kalmış.  Bulls’un başarısı için Rose’un kendisinin de sıklıkla dile getirdiği gibi bolca çizgiye gelmesi, bunun için de potaya gitmesi gerekiyor.

Genel tabloya baktığımızda Rose’un kazanılan maçlarda söylendiği gibi daha az şut kullanarak takım arkadaşlarını oyuna sokmaya çalışmadığını, daha yüzdeli şut attığını ve daha çok çizgiye geldiğini ve takımına daha çok sayı kazandırdığını görüyoruz. Gerçekten de Rose ne kadar aktif olursa savunmanın üzerinde o kadar baskı kuruyor. Pota altına penetreleriyle hem çizgiye gelerek kolay sayılar kazandırıyor, hem de rakip uzunları faul problemine sokuyor. Aynı zamanda o penetreler git gide rakip savunmaların daha fazla kapanmalarına neden oluyor ve bu da Rose’un takım arkadaşlarına daha rahat şut imkanı sağlıyor. Deng, Brewer, Korver hepsi topu yere vurmadan, catch and shoot tipi oyuncular olduğu için Rose’un penetreleri sonrası çıkardığı paslar yüzdeli şutlar haline gelirken, aksine Rose’un dışarıdan attığı paslar top iyi dolaşmadığı müddetçe düşük yüzdeli şutlar olarak gidiyor potaya. Derrick potaya gittiğinde arkasına taktığı uzunların bıraktığı boş alanları dolduran Bulls uzunları top girmese bile hücum ribaundlarını topluyor ve bitiriyor. Bu belki asist olarak yazılmıyor ama asist kadar değerli olduğunu söylemek mümkün. İkinci şans sayıları Bulls’un başarısının önemli bir parçası ve bu konuda Rose’un penetrelerinin payı da büyük.

Rose ile maça henüz başında iyi başlayan takım psikolojik üstünlüğü ele geçirdiğinde daha iyi savunma yaparken hücumlar da daha verimli hale geliyor. Özellikle yan parçaların güven konusunda inişli çıkışlı halleri göz önüne alındığında Rose’un ipleri elinde tutmasının sayılarla ölçülemeyen faydaları da daha rahat anlaşılabilir. Ayrıca takımda Brewer ve Deng gibi iki önemli off the ball oyuncusu varken Rose’un agresif oyunu onların özellikle dip çizgiden yaptığı cut’ları daha etkili hale getiriyor. Uzunları da iyi pasör olan takımın bu avantajı sahaya yansıtabilmek için savunmada rotasyonun bozulmasına ihtiyacı var ve bu işi yapabilmek için Rose'un penetrelerinden daha iyi bir silahı yok takımın.

Söylemin aksine Bulls’un başarısı için Rose’un daha az şut kullanarak değil, agresif bir şekilde potaya saldırarak ve daha kaliteli şutlar kullanarak takımını başarıya ulaştıracağı ortada. Bu sezonun ilk iki maçında daha çok geri planda durarak arkadaşlarını oynatmak istedi Rose ancak Bulls Lakers’ı zorla yenerken Golden State’e ise yenilince, Kings maçı öncesi bunun işe yaramadığını anladığını ve bundan vazgeçeceğini söyledi. Zira doğru kararı verdiği ortada. Rose yapısı itibari ile ve aynı zamanda yanındaki diğer oyuncuların da yapısı itibari ile geri planda kalarak değil, aksine aktif olarak, savunmanın dengesini bozarak, savunmayı meşgul ederek arkadaşlarını daha fazla oyuna sokan bir oyuncu. Heat serisinde toptan çok çabuk vazgeçtiği için onu eleştirmemin temel sebebi de buydu. Rose ne kadar baskılı savunma görse de, ne kadar ikili sıkıştırmaya maruz kalsa da rakip savunmaları toptan kolaylıkla vazgeçerek ödüllendirecektir. Bu sezon bunun daha çok farkında olduğu bir gerçek ancak ne kadar uygulayabileceği ancak o günler geldiği zaman görebileceğiz.