Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Deng Umutları Canlı Tuttu


Thibs'in soyunma odasına "Son iki yılda 57 defa 3 maç üst üste kazandık" yazısını asması mı, kendi evinde seriye veda etmenin getireceği üzüntü ve hayal kırıklığı mı, yoksa basketbol içi nedenler mi? Bulls'un seriyi bir maç daha uzatmasını sağlayan bu galibiyetin anahtarı neydi? Bana kalırsa biraz motivasyon, biraz kendi evinde olmanın rahatlığı ve bolca basketbol içi nedenler.

Muhtemelen çoktan okumuşsunuzdur ama 76'ers'ın ilk devrede bulduğu 26 sayı, 24 saniye kuralı geldiğinden beri takımın play-off rekoru olarak tarihe geçti. Bulls'un 35 sayılık çok kötü ilk yarı performansı, Phily'nin rekoru sayesinde iyi görünse de, özellikle ilk yarıyı izlerken serinin artık ne kadar kilitlendiğini fark etmemek mümkün değildi. İlk maçlarda her iki koçun karşılıklı olarak attığı hamleler yerini, birbirini artık çok iyi tanıyan iki takımın anlık hataları değerlendirmeye çalıştığı bir mücadeleye bıraktı. Bulls ikinci çeyrekte Phily'i %17'lik şut yüzdesinde tutarken takımın ateşleyicisi olarak yine Taj Gibson görevdeydi. İkinci yarı da o da bileğini burkup bir ara soyunma odasının yolunu tuttuysa da, oyuna tekrar dönmeyi başardı. Boozer 19 sayı 13 ribaund 6 asistle iyi bir maç çıkardı. Seride %46 ile şut atarak Bulls'un en skorer oyuncusu (15,6 sayı) olmayı sürdürüyor. Ancak dün maçın kazanılmasında en büyük etkiyi yapan isim Luol Deng oldu.

Deng maçı 24 sayı 8 ribaund ile bitirdi. 5 üç sayı denemesinde kişisel play-off rekoru olan 4 isabet buldu ve bu 4 isabetin biri süre dolmak üzereyken çizginin 1 metre gerisinden, biri de dip çizgide Iguodala tamamen üzerindeyken geldi. Deng'in bu zor şutları sokabilmesi, maç genelinde düzenli skor üretmesi Bulls için çok önemli. Serinin genelinde ilk çeyrekte iyi oynasa da sonra oyundan kopuyordu Deng. Bir kaç kötü şut sonrası agresifliğini de yitiriyordu. Savunmada Iguodala ile boğuşmak zorunda kalması (hücumda da öyle) onu oldukça yoruyor, doğal olarak da son çeyreklerde enerjisi bir hayli tükenmiş oluyor. Fakat Bulls'un Deng'e en çok ihtiyaç duyduğu bölüm ilk çeyrek ve son çeyrek. Deng dün bu çeyreklerde 24 sayısının 18'ini bularak (9-9) Bulls hücumlarına tam olarak vermesi gereken katkıyı vermeyi başardı. Sol bileğinde yaşadığı sakatlığın etkisi büyük, işin garip tarafı da Deng'in de belirttiği gibi bileğinin bazen çok iyi, bazense çok kötü hissettirmesi ve bu durum direk olarak maç performansına da yansıyor. Yine de dün geceki oyununu, şut performansını (10/19) serinin diğer maçlarında da beklemek haksızlık olur. Iguodala zaten Deng için işleri olabildiğince zorlaştırıyor ve bir sonraki maçın deplasmanda olması bu kadar iyi bir şut performansı sergilemesini de zorlaştıracak başka bir etken olacaktır.

Hawes'ın iki erken faulü sonrası oyuna giren Lavoy Allen 13 dakikada 9 sayılık bir katkı vermeyi başardı. Özellikle ilk yarıda yine orta mesafeleri sokarak ciddi bir krizde olan Phily hücumlarında ufak bir hayat öpücüğü oldu. Bulls'un serinin 5. maçında dahi halen 5 numaranın orta mesafelerine tam olarak bir çözüm bulamamış olması şaşırtıcı. Özellikle guard savunmasına öncelik vererek Bulls'un bu şutları riske ettiğini söyleyebiliriz, ancak Thibs gibi savunmada hiç bir işini şansa bırakmayan bir koçtan beklenti biraz daha fazla oluyor. Üstelik bu zaaf sadece bu serinin zaafı değil, iki senedir 4 veya 5 numarası iyi şut atan tüm takımlara  karşı gördüğümüz bir zaaf. Rose ve Noah savunmadayken, hem Rose hızlı bir şekilde pick & roll sonrası adamını kapatabildiği için Noah çok fazla guard üzerinde kalmak zorunda kalmıyordu, hem de diğer oyunculara göre hızlı ayaklara sahip Noah adamına daha iyi geri koşabiliyordu. Ancak savunmadaki isimler Watson ve Ömer (Boozer) olunca aynı mobiliteye ve çevikliğe sahip olmak mümkün değil. Özellikle setleri oynamanın artık imkansız hale geldiği bu maçlarda pick & roll hücumları çok daha fazla önem kazanıyor. Phily'nin seri genelinde çok kötü bir yüzdeyle (%21,5) üç sayı attığını göz önüne aldığımızda Bulls'un alan savunmasını kullanmasını da bekleyebilirdik ancak Thibs'in büyük bir alan savunması hayranı olmadığını biliyoruz. Takım onun yönetiminde kısıtlı zamanlarda deneysel olarak alan savunması yaptı ve bunda da çok büyük başarı sağladığını söylemek zor.

Bulls'un Rose'un da eksikliğinin etkisiyle play-off'ların en fazla asist yapan takımı olması beklenen bir durum. Normal sezon asist ortalamasını (23,1) neredeyse tamamen (23,2) tutturmuş durumda Bulls. Phily'nin asist ortalaması ise normal sezona oranla 22'den 16,8'e geriledi. Bu kağıt üzerinde Bulls'un bir avantajı gibi gözükse de, aynı zamanda kendi şutunu yaratan oyuncu eksikliğini de ortaya koyan bir gösterge. Watson ve Lucas dışında kendi şutunu yaratabilen oyuncusu yok takımın ve onların da oldukça kötü bir seri geçirdiğini söylemek lazım. Thibs dün oyunun son bölümünde Lucas sahadayken Bulls hücumları bir kez daha son saniye şutlarına kalmaya başlayınca hemen Watson'a döndü. Watson dün 10 şutunda sadece 2 isabet bularak 5 sayıda kaldı (1/4 serbest atış) ancak 7 asisti ve topu Lucas'a göre çok daha iyi dolaştırması sayesinde hücumda akıcılığın ve top dolaşımının sağlanmasına yardımcı oluyor. 5. maç itibariyle sahadaki oyuna baktığımız zaman normal sezona oranla (Derrick Rose'suz) takımın en büyük eksikliğinin Watson'dan alınan hücum olduğunu söyleyebiliriz. Normal sezonda bir kaç maçta Lucas'ın ekstra performansı ile, bir kaç maç da Deng'in ekstra performansı ile bu açığı kapatabilmişti Bulls. Seride ise ilk defa Deng bu maçta bu açığı kapattı ve Bulls bu defa maçın sonunu getirmeyi başardı. Kaybedilen 3 maçta da maç sonlarını oynamakta güçlük çekiyordu takım. Bu defa son bölüme girerken yakalanan farkın avantajını kullandı Bulls ve maçı kazanarak seriyi tekrar Phily'e taşıdı.

Bu maçı kazanmak her ne kadar önemli bir adım olsa da seride hala avantaj Phily'de. Perşembe gecesi kendi evlerinde bu işi bitirmek isteyeceklerdir. Kalan iki maçtan birini kazanmak 76'ers'a yetiyor olsa da, kazanmaları gereken maç 6. maç olacak. Bulls'un 6. maçı kazanması, 7. maç için serinin tekrar Chicago'ya taşınması, Bulls'un özgüveninin tekrar yükselmesi, takımın ve şehrin motivasyonunun ve heyecanının tekrar müthiş şekilde artması demek. Aynı zamanda Phily gibi genç takımlar için seride 3-1 öndeyken kendini bir anda deplasmanda 7. maçta bulmak altından kalkması zor bir psikolojik yük. Bu açıdan bakıldığında 6. maçın serinin kaderini belirleyecek maç olacağını söylemek çok yanlış olmaz. Bu maça Bulls'un iyi başlaması ve son dakikalarda takımı paniğe sürükleyecek bir skorla girmemesi çok önemli. Aksi durumda eleniyoruz telaşına kapılan takımın hücum organizasyonundan sapması durumunda ne kadar kötü hücum ettiğini ve böyle zamanlarda telafisi mümkün olmayan seriler yediğini gördük ve görebiliriz. Tüm bu bilinmezlerin cevabını yarın gece saat 2:00'de bulacağız.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Tutunamayanlar


Maçı hiç izlememiş olsaydım ve biri bana 76'ers'ın %34'le şut attığını, 14 üç sayı denemesinde sadece 1 isabet bulabildiğini, hızlı hücum sayılarında Bulls'un 17-10'luk üstünlüğü olduğunu ve ribaundlarda 49-43'lük Bulls üstünlüğü olduğunu söyleseydi, maçı çift haneli farklarla Bulls'un kazanmış olduğu tahminini yapardım. Aslında maçı izlediğimde de, böyle bitmesi gerektiğini düşünüyordum. Son çeyrekte arka arkaya 10 şut kaçırıp, çeyrek boyunca 28 sayı yiyene kadar... Bulls ikinci maçta olduğu gibi, bu maçta da yakaladığı farkı koruyamadı ve galibiyete tutunmayı başaramadı.

Seri Phily'e 1-1 eşitlikle taşınırken bu kez ayarlama yapma sırası Thibs'teydi. Her ne kadar sisteminde ve yapısında ısrarcı bir koç olsa da işlerin mevcut düzenle yürümeyeceğinin bilincinde olan Thibs, Collins'in uzunla ikili sıkıştırma getirerek 2. maçta etkisiz hale getirdiği 2 numaranın dip çizgi  setleri için basit ama etkili bir ayar yaptı. Son perdeyi yapan uzunu (genellikle Noah) Hamilton'ın dip çizgiye yakın çaprazında bırakıp, 4 numarayı (genellikle Boozer) üç saniye koridorunun tepesine çıkardı. Hamilton sıkıştırma geldiğinde öncelikle dip çizgideki uzuna, oraya yardım gittiğinde (genellikle gitti) ise faul çizgisi civarına çıkan 4 numaraya topu çıkardı. Dip çizgideki adamda kalan savunmacı kapatmak için 4 numaraya geldiğinde ise pas oradan dipteki uzuna geçti. Bulls bu sayede ilk maçta çok verim aldığı bu seti tekrar efektif bir şekilde uygulamayı başardı ve kısaların felaket şut attığı bir gecede iyi savunması ile son çeyreğe kadar maçın içinde kalmayı başardı.

Bulls'un halletmesi gereken bir diğer sorun olan Phily'nin hızlı hücum sayıları da, Thibs'in ufak ayarlamaları ile  kısıtlandı. Maç sonunda 17-10'luk Bulls üstünlüğü vardı bu alanda. Geriye çok daha iyi koşan takım, hızlı hücumları engellemek adına hücum ribaundlarından feragat etmek zorunda kaldı. Bulls bulduğu 15 hücum ribaundundan sadece 8 ikinci şans sayısı üretebildi. İkinci şans sayıları Bulls'un kötü hücumunu kabul edilebilir seviyeye çıkardığı önemli bir faktör. Dün gece hızlı hücumları engellemek adına, geçen seneki Heat serisinde olduğu gibi hücum ribaundu kovalamakta ısrarcı olmadı takım ve bu durum hücumun genellikle pek yüzdeli olmayan ilk şuta kalmasına neden oldu.

Sakatlıklar bütün sezonun bir numaralı gündem maddesiydi Bulls için. Bu maçta da hikaye çok değişmedi. Joakim Noah bir hızlı hücum sırasında sol ayağını oldukça kötü şekilde burkmasına rağmen serbest atışları atmak için maça döndü. Noah bir süre daha oyunda kalıp sonra soyunma odasına gitti. Son çeyrekte soyunma odasından dönüp tekrar oynamaya çalıştı ancak ayağının üzerine dahi zorlukla basıyordu. Bu kararın oldukça tartışılacağı ortada çünkü o dönemde Bulls Ömer'in iyi boyalı alan savunmasıyla maçı 9 sayı önde götürüyordu. Thibs maçtan sonra Noah'ın iyi hisettiğini, oyuna dönmek istediğini ancak oynayamayacağını gördükten sonra tekrar kenara aldığını açıkladı. Noah'ın ne kadar fedakar ve savaşçı bir oyuncu olduğunu biliyoruz. Ancak çok fazla hedefi kalmamış takımın, zaten sıkıntılı gelecek sezonunu daha da sıkıntılı bir hale getirmemek adına böyle bir riskin alınması doğru bir karar değil. Hem sağlık ekibi, hem de Thibs bu kararın çok daha ciddi bir sonuç doğurmamış olmasına sevinmeliler.

Peki ne oldu da bir ara 14 sayıya kadar çıkan farkı koruyamadı Bulls? Son çeyrekte bitime 9:32 kaladan 5:03 kalana kadar Bulls arka arkaya 10 şutunda isabet bulamadı. Jeff Mangurten'in verdiği bilgiye göre ise Bulls bitime 9:35 kaladan 1:00 kalana kadar 15 şutunda sadece 1 isabet bulabildi ve bu 15 şutun 9'u, 24 saniye süresinin bitimine 6 saniyeden az süre varken geldi. Son bölümü bundan daha güzel özetleyen başka bir istatistik olamaz. Bu seriye neden olan baş aktör ise John Lucas III. Lucas pick & roll sonrası gelen ikili sıkıştırmalarda topu elinden bir türlü çıkaramıyor ve aşırı top sürerek hücum süresinden ciddi süre çalıyor. Sonrasında verdiği paslar ise 6 saniyeden daha az süre kalmışken diğer oyuncuların acele ve zor şutlar atmasına neden oluyor. Watson'ın oldukça kötü şut attığı bir maçta Lucas'ın sahada olması anlaşılabilir ancak Watson'ın, ikinci yarı kötü şut performansının da verdiği etkiyle topu daha çok paylaşarak, Bulls'un 21 üçüncü çeyrek skoru üretmesindeki katkısını göz ardı etmemek lazım. Watson toptan vazgeçerek topun dolaşmasını ve Bulls'un savunma dengesini bozarak sayılar bulmasını sağladı. Lucas oyuna girdiğinde ise top dolaşımı tamamen öldü ve Bulls hücum süresi biterken zorlama atışlar kullanmaya başladı. Üstelik bu süreç içerisinde Rip her zamanki süresinin neredeyse iki katı süre aldığı için oldukça yorgun bir şekilde sahadaydı. Deng de benzer şekilde tükenmiş görünüyordu ve Ömer'in de hücum opsiyonu olmaması nedeniyle Bulls'un alternatifleri oldukça kısıtlıydı. Tek ümit Boozer'ın uzun mesafeli şutlarını sokmasına kalmıştı ki, o da pek sürpriz olmayan bir biçimde gerçekleşmedi. Thibs'in hücum opsiyonsuzluğu nedeniyle Lucas'ı sahada tutmak istemesini anlayabiliyorum, ancak arka arkaya hücumlarda ne sayı bulabildiğini, ne de topu elinde tutarak hücumları ciddi derecede krize soktuğunu gördüğü halde tekrar neden Watson'a dönmediğini anlayamıyorum. Bu bölümde 76'ers, kısalarını boyalı alana rahatça sokarak Hawes'a orta mesafeli şutlar attırdı ve maçın belki de en kritik pozisyonunda Evan Turner biraz da tartışmalı bir faul alarak çizgiye gelmeyi başardı. Turner o faulü almadan önce iki kez bloklanmıştı ancak üçüncü kez tekrar topu alıp yükselmeyi  ve faulü almayı başardı. Doug Collins maçtan sonra o pozisyonun, kendileri için sezonun en büyük bireysel oyunu olduğunu söyledi. Maça çok kötü başlayan Hawes'un 21 sayısının 8'ini, maçın son 7 dakikasında bulduğunu da belirtmek lazım.

Play-off'lar başladıktan sonra geldiğimiz nokta ve konuştuğumuz konular ne kadar farklı bir hale geldi, şaşırmamak elde değil. Bulls, üçüncü guard olması için takım katılan Lucas'a, sezonun belki de en önemli maçında bel bağlamış olmanın cezasını ödedi dün gece. Her ne kadar seri bana göre ikinci maçta bitmişse de, bu maçtan sadece bir yenilgi değil, bir de çok önemli kayıpla ayrıldı takım. Noah'ın durumu belli değil, muhtemelen pazar gününe kadar da belli olmayacak. Ancak sadece 4. maçta değil serinin kalanında da oynaması zor görünüyor. Röntgen sonuçları negatif çıkmış olsa da ayağını çok kötü şekilde burktu ve şişliğin kolay ineceğini sanmıyorum. Bulls'un zaten bir hayli azalan şansı serinin belki de performansı en üst düzeyde olan oyuncusu Noah'ın da yokluğunda neredeyse sıfırlanıyor. Noah takımın en iyi uzun savunmacısı, en iyi ribaundçusu, en yürekli ve mücadeleci oyuncusu. Onun yokluğunun basketbol içi sonuçları kadar, mental ve motivasyonel eksikliklere neden olacak sonuçlar doğurması çok muhtemel. Bulls her ne kadar Ömer'le boyalı alanda daha caydırıcı bir takım haline gelse de, Ömer'in çok kısıtlı hücumu ve serbest atışları sokamıyor olması, zaten sıkıntılı hücumun biraz daha sıkıntıya girmesine neden olacaktır. Bulls'un uzun rotasyonunda vereceği bir eksik, 76'ers karşısındaki en büyük üstünlüğünün törpülenmesi ve ciddi erozyona uğraması demek. Bu durum ilk maçta olduğu gibi Deng'in bir süre 4 numara olarak sahada kalmasına da neden olabilir ki, bu durum sakatlığı kendisini zorladığı her halinden belli olan Deng'in biraz daha fazla yıpranması ve yorulmasına neden olacaktır.

Bulls'un zaten dağılmış psikolojik yapısı dün bir yara daha aldı. Seri Chicago'ya dönmeden önce oynanacak bir maç daha var. Her ne kadar takımın motive olmak için çok sebebi olsa da o ateşi yakmak kolay değil. Bulls'un seriyi evine 2-2'lik eşitlikle götürmesi belki bir kıvılcım olabilir. Ancak artık sadece psikolojik değil, seride sayısal üstünlüğü de ele geçiren 76'ers karşısında, yine işler kolay olmayacak.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Duygusal Çöküş


Bulls yazarlarının ümit veren yorumları, Scottie Pippen'ın motivasyon mektubu, Derrick Rose'un maç topunu salona getirmesi ile yaratılan duygusal ortam... Hiç biri Bulls'un istenen ve beklenen enerjiyi sahaya yansıtmasına yardımcı olmadı. Bulls, tıpkı salonu dolduran kalabalık gibi sessiz ve enerjiden yoksun bir oyun sonrası 76'ers'a boyun eğerek, seride durumun 1-1 eşitliğe gelmesine engel olamadı.

Maça Chicago cephesinden bakmadan önce hakkını teslim etmem gereken bir adam var; Doug Collins. Collins gerek maç içinde, gerekse maçlar arasında yaptığı ayarlamalarla takımının çehresini değiştirmesi ile bilinen bir koçtur. Dün geceki maç bu yeteneğinin en güzel örneklerinden biriydi. Küçük alt başlıklarda inceleyeceğim, 3 temel değişiklik yaptı Collins;

İlk 5 Değişimi: İlk maçta ilk 5'te başlayan fakat etkili olamayan Meeks ve Allen'ı kenara alan Doug, bu maçta Evan Turner ve Hawes'a şans verdi. Hawes her ne kadar erken faul problemi nedeniyle etkili olamadıysa da özellikle Turner hamlesi maç için çok kritik oldu. Turner hem ribaundlara verdiği katkıyla, hem hücumdaki üretkenliği ile, hem de Watson'ı kilitleme görevini savunmada başarıyla yerine getirerek sahanın en etkili isimlerinden biri olmayı başardı. Özellikle savunmada Watson'ı yabana atmayan Collins, Turner'la onun üzerine çok iyi baskı kurarken, sahanın diğer tarafında ise Bulls guardları üzerinde baskı kurmak için Turner'ın hücumdan bir hayli faydalandı. Bu hamle yedek kadroda Young'a mahkum kalma riskini taşıyordu fakat Collins rotasyonu çok iyi ayarlayıp, ilk maçta etkili olamayan Lou Williams'dan da 20 sayılık hücum katkısı almayı başarınca bu riskin sahada bir dezavantaja dönüşmesini engelledi.

Hamilton - Korver Savunması: İlk maç boyunca maç başında Hamilton, sonrasında ise Korver'ı hücumda çok etkili kullanmayı başarmıştı Bulls. Bunda iki oyuncunun da oynayabildiği, dip çizgiden iki veya tek perdeden çıktığı hücumu 76'ers'ın bir türlü savunamamasını etkili olmuştu. Collins oyuncularının sürekli bu iki oyuncuyu takip ederek enerjilerini tüketmelerini engellemek istiyordu fakat Bulls bu zayıflığın ısrarla üstüne giderek iki oyuncudan çok ciddi hücum katkısı almayı başarmıştı. Bu maçta ise bu sete çok iyi çalışmıştı 76'ers. Hamilton veya Korver perdeden çıktığı anda uzunla sıkıştırma getirerek boş şut imkanı vermezken, diğer oyuncular da pas kanallarını kapatarak Bulls'un topu ters taraftaki boş şutöre geçirmesini engelledi. İkili sıkıştırmayı geçmek için oyuncu topu yere vurduğunda ise hızlıca rotasyona dönerek hücum süresinden ciddi süre çalmış oldu Phily ve sonrasında zorlama atışlar geldi Bulls'tan. Collins'in ilk maçta onları çok yaralayan bu hücuma bir önlem alacağı beklenen bir sonuçtu, ancak Thibs'in bu durum için bir B planı üretmemiş olması beni bir hayli şaşırttı.

Kısa Odaklı Hücum: Bir önceki yazımda Rose'un eksikliğinin ne gibi sonuçlar ortaya çıkarabileceğini yazmıştım. Bunlardan biri de oyun kurucu üzerindeki baskının eskisi kadar olamayacağı ve bu durumun tüm savunma şemasını etkileyebileceği idi. Collins kısa avantajını eline geçirdiğini düşünerek, ilk maçta çok etkili olduğu 1-4 pick & roll hücumlarında ısrarcı olmayarak, Holiday ve Turner ikilisi ile Bulls savunmasının dengesini bozmayı tercih etti. Bu tercih maç boyunca etkisini gösterdi ve Phily belki de hücum anlamında sezonun en iyi maçını oynadı. Holiday, Turner, Williams üçlüsü toplamda 65 sayı üretirken, Watson ve Lucas'ın yarattığı savunma zaafını sonuna kadar kullandılar. Bu durum hem Bulls savunmasının maç boyunca ritm ve düzey bulmasını engelledi, hem de Phily'nin savunma direncinin maç boyunca yükselen bir grafik çizmesine de yardımcı oldu.

Collins'in hakkını teslim ettikten sonra maça bir de Chicago penceresinden bakalım. Collins'in yaptığı ayarlamalara karşın Bulls'un yaptığı ayarlamalar nelerdi, bilemiyorum. Bilemiyorum çünkü herhangi bir ayar göremedim. Nispeten iyi bir ilk yarı geçirdi Bulls ve devreye 55-47 önde girdi. Phily ilk yarıda %52,8'le şut atıyordu. Farkı yaratan ise ikinci çeyreğin son bölümünde Noah ve Lucas'ın yarattığı çok ekstra sayılar oldu. Devreye girerken Bulls her ne kadar sayı farkını yakalamış olsa da, maçı kendisine kazandıracak savunma ve ribaund farkını kuramamış durumdaydı. Üçüncü çeyrekle birlikte ise kabus başladı. Bulls hücumları gittikçe bire bir zorlamalara, hücum süresi biterken atılan zorlama atışlara dönerken, bu atışların ribaundlarıyla hızla gelen 76'ers kolay sayılar bulmaya başladı. Başta Holiday olmak üzere Phily kısaları Watson'ın savunma zaaflarını sonuna kadar zorladı. Nispeten yavaş ayaklara sahip Watson kolay geçilmemek için rakibine fazla boşluk verince rahat şutlarla sayıları buldu 76'ers. Bulls ne Deng, ne de Boozer'dan bir hücum katkısı alamayınca fark hızla açıldı. Phily özgüven ve enerji kazandıkça savunması daha da sertleşti. Nitekim ikinci yarı %64,3'le şut atan Phily, Bulls'u bu yarıda 37 sayıda tutarken 62 sayı bularak maçı rahat kazanmayı başardı. Bulls Thibs'in farklı 5 denemelerinin hiç birinden istediğini alamazken, üçüncü çeyrekteki serinin psikolojik etkisinden de çıkmayı başaramayarak, geri dönmeyi gerçekleştiremedi.

Bulls sadece bu maçı değil, ev sahibi avantajını, özgüvenini ve yüksek ihtimalle seriyi de kaybetti dün gece. Her ne kadar daha oynanacak 5 maç olsa da artık tüm psikolojik üstünlük Phily'de. Evlerinde oynayacakları iki maç öncesinde bir maç çalmayı başardılar, Bulls'un zaaflarını biliyorlar ve Rose olmadan Bulls'un korkutucu bir takım olmaktan çıktığını yeterince tecrübe ettiler. Üstelik berbat biten bir normal sezon sonrası kırılmış özgüvenlerini de tamir ettiler ve seyircileri ile barışma şansına sahipler. Evlerindeki iki maçı da kazanırlarsa Bulls'u artık geri dönülmesi çok çok zor bir noktaya itecekler ki Bulls için deplasmanda kazanmak çok daha zorlu olacak ve Phily de bu durumun gayet farkında. Diğer maçlarda muhtemelen bu kadar verimli ve etkili hücum etmeyi başaramayacaklar, ancak başa baş dahi son bölüme girilse, Bulls'un hücum sıkıntılarını aşabilecek çok fazla opsiyonu olmaması ile maçı her daim kazanacaklarını biliyor olacaklar. 

Bulls seyircisinin ve taraftarlarının yarat(amad)ığı atmosferden de anlaşılacağı üzere, Chicago şehri 76'ers serisini artık çok önemsemiyor. Bu takım büyük beklentilerin ve büyük hedeflerin takımıydı ve şehirden birden bambaşka bir mücadeleye adapte olmalarını istemek ve beklemek haksızlık olur. Bulls için bu seriler Heat'i geçebilmek için aşılması gereken bürokrasi gibiydi ve asıl hedef o seriydi. Chicago şehri Rose'dan mahrum takımın artık o hedefe yürümesinin imkansız olduğunun farkında ve play-off'ları takımın bir seri geçerek bitirmesi dahi onları tatmin etmeyecek. Bulls takımı seyirciyi davasına ortak edebilmek adına önemli bir şansa sahipti, ancak o şansı çok düşük enerjili ve mücadeleden yoksun bir ikinci yarı oynayarak teptiler. Artık bir çok Bulls taraftarı takımın beklentileri aşacağına dair inancını tamamen yitirmiş olsa gerek. Rose'un sakatlığı ile tüm dengesi alt üst olan şehir, dün geceki basketbol ve yenilgi sonrası tam anlamıyla duygusal bir çöküş içerisine girdi. 

Bulls'un seriyi geçmek için Philadelphia'da oynanacak iki maçtan en azından birini kazanması ve sonrasında 5. maçta United Center'da 76'ers'ı yenmesi şart. Özellikle serinin 3. maçı çalmaya daha müsait bir maç olacaktır. Ancak Bulls'un tıpkı Collins'in yaptığı hamleler gibi hamleler yapması şart. Kısa süre içerisinde hem defolarını örtmeyi, hem de 76'ers'ın zayıflıklarını vuracak hamleler geliştirmeyi başarması lazım takımın. Hiç bir şey dün gece ikinci yarıda oynanan basketbolun mazereti olamaz. Bulls tuttuğu ipin gitmesine izin veren bir takım değil. Bu yüksek enerjili, mücadeleci oyunu sahaya yansıtmak bundan sonraki süreç için olmazsa olmaz. Oyuncular Rose'un eksikliğinde dahi takım olarak bir arada kalabildiklerini ve takım kimliğini sahaya yansıtabildiklerini ispatlamak istiyorlarsa, 3 maç önemli bir fırsat ve bu fırsat için fazla beklemelerine gerek kalmayacak.

1 Mayıs 2012 Salı

Balans Ayarı


Derrick Rose'un talihsiz sakatlığı sonrası hangi noktaya kadar gidebileceği merakla beklenen Bulls'un ilk testi bu gece serinin 2. maçında United Center'da Philadelphia 76'ers karşısında olacak. Bulls her ne kadar Rose'dan mahrum kalarak 27 normal sezon maçına çıkmış olsa da, play-off için yapılması gereken değişiklikler, ayarlar var. Özellikle hücumda yeni bir balans ayarına ihtiyacı var Bulls'un.

İki takım arasında United Center'da oynanan son normal sezon karşılaşmasında Rose kasık sakatlığı nedeniyle oynayamamıştı. Rose yerine ilk 5'te başlayan C.J. Watson'ın 20 sayısıyla sürüklediği maç, savunmaların konuştuğu bir maç olmuş, Bulls maçı 89-80 kazanırken ribaundlarda Phily'e 53-39'luk üstünlük kurmuştu. Bu gece oynanacak ikinci maçta Bulls'un kazanabilmesi için yine savunmasını en üst düzeyde tutması ve ribaundlarda rakibine ilk maçtaki gibi üstünlük kurması şart. Rose'un yokluğunda takımın sayı ortalaması ve şut yüzdesi belirgin bir şekilde düşüyor. Takım Rose sahadayken 100 possession'da 107,6 sayı bulurken, Rose'un yokluğunda bu rakam 102,3'e düşüyor. Şut yüzdesi ise 46,8'den 43,9'a geriliyor. Bunun altında yatan temel neden Rose'un yerine oynayan oyuncunun daha az sayı atması ve daha düşük yüzdeli atması değil. Rose'un sahadaki varlığının diğer oyuncuların işini kolaylaştırması ve ona odaklanan savunmaların zayıflıklarını Bulls'un değerlendirmesi.

Rose'u durdurmak (yavaşlatmak demek daha doğru olur) için pick & roll'lerde sürekli ikili sıkıştırma getirmek zorunda kalıyor takımlar. Özellikle tepede oynanan pick & roll'lerde sıkıştırma sonrası Rose pası Noah'a çıkarıyor. Noah hemen potaya yönelerek yardıma gelen diğer uzunun boş bıraktığı 4 numaraya (Boozer ya da Gibson) pası çıkarabiliyor. Şayet potaya yakın kalırsa savunma bu defa kenarda üç sayının gerisinde bekleyen Korver ya da Deng'e çıkıyor pas. Benzer şekilde kenarlarda gelen sıkıştırmalarda hızlıca topu ters tarafa çevirebiliyor Bulls ve boş şut imkanı bulabiliyor. Rose bir şekilde ikili sıkıştırmayı, iki oyuncunun arasından hızlıca geçerek aştığında ise bu defa 5'e 3 hücum etme şansı bulabiliyor. Tüm bu ve benzer savunma önlemlerinin yarattığı defoları işleyen Chicago'nun hem bulduğu sayılar hem de daha rahat atılan şutlar nedeniyle şut yüzdesi yükseliyor. Benzer şekilde Rose'un içeri penetrelerinde üzerine çektiği uzunların ribaund pozisyonu almasını engellemesi, rakip uzunların pick & roll'lerde ikili sıkıştırma için potadan uzak kalmak zorunda kalması Bulls için çok değerli olan hücum ribaundlarına ve ikinci şans sayılarına imkan sağlıyor. Rose'un yokluğunda tüm bunlardan mahrum kalacak Bulls ve bu avantajlarının kaybını oyunun diğer yönlerine odaklanarak telafi etmek zorunda.

C.J. Watson, Rose'a oranla daha iyi bir şutör ancak (çok doğal olarak) onun kadar iyi bir penetreci ve oyun kurucu değil. Watson özellikle ikili sıkıştırma geldiğinde top kaybı yapmaya müsait bir oyuncu ve topu hızlı dolaştıramıyor. Özellikle top kayıplarının artacak olması 76'ers gibi açık alanda çok etkili bir takımla oynarken öldürücü olabilir. Bulls'un oyun kurucu pozisyonunda kim olursa olsun, maç boyunca topun değerini çok iyi bilerek oynaması şart. Watson ya da Lucas III... Her ikisi de özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden yüzdeli atan, skor öncelikli oyuncular. Her ne kadar bu yapı Bulls'da Rose'un skor yükünü üstlenmesinden dolayı onlara uygun gibi gözükse de, gerçekte Rose'un belki de en çok göz ardı edilen play making özelliklerini taşımamalarından dolayı Bulls'u başka bir hücum yapısına itiyor. Bu hücum ilk 76'ers maçında oldukça etkili olan Hamilton ve Korver'ın dip çizgide perdelerden çıktığı, Deng'in daha çok pick & roll oyununa girdiği ve Boozer'ın daha çok sorumluluk aldığı bir hücum. Setler bozulduğunda yine kendi şutunu yaratması Watson ya da Lucas'tan istenecektir ancak özellikle 76'ers gibi takımlara karşı işi o noktaya getirmeden bitirmek önemli. Kalan süreçte Hamilton'ın hem süre hem de şut sayılarının artmasını bekliyorum. İlk maçı da yine çok efektif bir şekilde oynayan Hamilton, Rose'un yokluğunda takımın hücum lideri olma görevini üstlenmeli. Benzer şekilde hem Deng hem de Boozer daha çok şut kullanacak ve daha fazla sorumluluk alacaktır. Iguodala'nın çok iyi bir dış savunmacısı olması nedeniyle Deng'in üretimi nispeten kısıtlı kalacak olsa da, Rose'un yokluğunda genellikle iyi maçlar çıkaran Boozer'ın mutlaka hücum üretimini bir üst seviyeye çıkarması şart.

Rose'un eksikliğini hücumda olduğu kadar olmasa da savunmada da hissedecektir Bulls. Watson, Rose kadar iyi bir savunmacı değil ve oyun kurucu üzerindeki baskı ile başlayan Bulls savunması için 76'ers serisi boyunca kısaların hücumda çok etkili olmaması hayati önemde. İlk maçta özellikle 1 ve 4 numaraların oynadığı pick & roll'lerle çok etkili sayı üretimi sağladı Phily. Bulls uzunları perdeden çıkan kısaya show up sonrası adamına dönmekte geç kalınca Elton Brand'ın maç boyunca boş orta mesafelerini izlemek zorunda kaldık. Her ne kadar Bulls savunması bireylerden ziyade bir takım savunması temelli olsa da, Watson'ın mutlaka kısa üzerindeki baskıyı kurması şart. Ligde oynanan son maçta Jrue Holiday'in 30 sayı attığını hatırlatmakta fayda var. Watson'ın Bulls savunmasının önemli bir parçası olan toplu adamı kenar çizgiye zorlama taktiğini etkili bir şekilde uygulaması, savunma dikkatini hep üst düzeyde tutması gerekiyor.

Takımın en iyi oyuncusundan mahrum çıkıyor olmak psikolojik olarak tamir edilemez bir handikap yaratır. Bulls'un sezon içerisinde Rose'dan mahrum oynaması ve önemli galibiyetler almış olması bu süreçte büyük yardımcı faktör olacaktır. Şehirde ve takımda oluşan duygusal atmosferin sahaya enerji olarak yansıması çok önemli. Kalan maçlarına 76'ers dahil olmak üzere "favori" sıfatından mahrum çıkacak Bulls ve bu durum takımın yapısına daha çok uyuyor. Bulls oyunun her iki tarafında "kısıtlı yapabilirliklerini", enerji ve bitmeyen bir mücadele ile "yerine konamazlara" dönüştüren bir takım. Artık alınacak galibiyetler, geçilecek turlar beklenen başarı olmaktan ve beklentileri karşılamaktan çıktı. Bundan sonra atılacak her adım takımın kendisini tekrar ispat etme savaşına dönecektir.

2009 play-off'larında Luol Deng'ten yoksun çıkılan ve beklentilerin neredeyse sıfır olduğu, belki de NBA play-off tarihinin en unutulmaz, en çekişmeli serilerinden biri haline gelen Celtics serisinde olduğu gibi bundan sonraki süreç de Bulls için bir onur mücadelesi haline gelebilir. Mevcut durumun yaratacağı duygusal yoğunluğun sahaya ne kadar yansıyacağını görebilmek içinse bu maç önemli bir gösterge olacaktır.

29 Nisan 2012 Pazar

En Üzücü Galibiyet


O talihsiz an yaşandığı sırada not defterimi açıp, henüz aklımda tazeyken maç yazısı için notlar almaya hazırlanıyordum. Yere düştüğünde ve kalkamadığını gördüğümde ciddi bir şey olduğu hemen anladım. Sakatlanmasına rağmen bitirdiği maçları, sakatlığıyla oynadığı maçları bilen biri olarak hemen kalkamayışı, acı içerisinde yerde öylece kıvranması durumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyordu. Korktuğumuz başımıza geldi ve Derrick Rose ön çapraz bağlarını zedeleyerek sahayı Bulls'un sağlık ekibinin kollarında terk etti. Bir kaç saat sonra da, sezonu kapattığına dair resmi açıklama geldi.

Her şey bir yana, Rose gibi bir sporcunun başına böylesine talihsiz bir sakatlığın gelmesi çok ama çok üzücü. Onun oyuna olan sevgisini ve basketbola olan tutkusunu düşününce en az 6 ay sahalardan uzak kalacak olması, üstelik şampiyonluğun en büyük favorilerinden biriyken, hayallerine ulaşmaya bu kadar yakınken, insanın içini acıtıyor. Rose sadece iyi bir basketbol oyuncusu değil, aynı zamanda muhteşem bir karaktere sahip, alçak gönüllü, şehrine ve takımına sadık örnek bir sporcu. Onun kaybı sadece Bulls'un ya da Chicago'nun ve hatta NBA'in değil , basketbol sporunun bir kaybıdır. Şu an kendimi onun yerine koymaya çalışıyorum ve ne kadar üzgün olduğunu tahmin edebiliyorum. Delicesine tutkunu olduğu spordan bu kadar uzak kalmak, takımını şampiyonluk yolunda öksüz bırakmak herkesten çok onu üzmüştür.

Henüz bağlarının ne kadar kötü durumda olduğuna dair bir bilgimiz yok. İlerleyen günlerde ameliyat olacak ve durumuna göre uzunca bir süre basketboldan uzak kalacak. Bu sürenin 6 ile 9 ay arasında olması bekleniyor. Sadece play-off'ları değil, bir parçası olmayı çok istediği ABD ulusal takımı ile olimpiyatları da oynayamayacak. Gelecek sezon ortalarına doğru dönebilecek tekrar. Ve yaşadığı sakatlık bir sporcu için en kötü, en talihsiz sakatlıklardan bir tanesi. Üstelik Rose gibi atletizmi ve patlayıcılığı oyununun önemli bir parçası olan bir basketbolcu için, bu sakatlık onun bir daha asla eskisi gibi olmasını dahi engelleyebilir. Evet kariyeri bitmedi, halen üst düzeyde basketbol oynayabilir. Ancak bildiğimiz Derrick Rose'u bir daha izleyemeyebiliriz. Bir çok sporcu bu sakatlıktan geri döndü, üst düzeyde sporunu sürdürdü. Rose da bunun için yapılması ne gerekiyorsa fazlasıyla yapacaktır. Ancak sakatlığının getireceği fiziksel ve psikolojik kısıtlamalar, onun eski düzeyinde ve stilinde performans göstermesini engelleyecektir. Bu açıdan baktığımızda durum çok daha üzücü, çok daha talihsiz bir hal alıyor. Geçmişte bir çok kez tecrübe ettiğimiz gibi Rose da, sakatlanmasaydı ne düzeye gelirdi diyeceğimiz oyunculardan bir tanesi olma ihtimali ile karşı karşıya.

Onu yakından tanıyan herkes bunun ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyordur. Oynadığı oyuna büyük saygı katan, kendi şehri ve takımı için bir basketbolcudan fazlasını ifade eden bir isim Rose. Onu özel kılan sadece basketbol yetenekleri değil. Her daim kendisini geliştirme isteği, sadakati, alçak gönüllülüğü, düzgün karakteri, basketbola duyduğu aşk ve mücadeleci yapısı. Ligde rakiplerinin dahi saygısını kazanabilmiş ender isimlerden biri. İnsan sormadan edemiyor; Neden? Neden Rose? 

Ne yazık ki sakatlıklar da bu oyunun bir parçası ve hiç kimse bundan muaf değil. Rose güçlü karakteri ve mücadeleci ruhu ile bu sakatlıktan daha da güçlü ayrılacaktır. Belki oyununun atletizminden ödün verecek ancak bu onu oyununun başka yönlerini güçlendirmeye itecektir. Halen durumunun ne kadar kötü olduğunu bilemiyoruz. Muhtemelen ameliyatı sırasında bağlarının ne durumda olduğu görülene kadar da bilemeyeceğiz. Ancak uzun bir iyileşme ve rehabilitasyon dönemi olacağından şüphe yok. Bu süreç sporcunun zihinsel olarak güçlü olmasını gerektiren bir süreç ve Rose o zihinsel güce sahip. Sakatlığının zihninden yaratacağı engelleri aşmak da yine onun elinde. 

Şimdi herkesin aklındaki soru; "Rose olmadan Bulls nereye kadar gidebilir?". Bulls iyi bir takım. Gerçekten bir takım. Rose olmadan da iyi maçlar çıkardı. Oynamadığı 27 normal sezon maçında 18 galibiyet 9 yenilgi aldı. Bu süreçte Heat, Boston, Hawks ve 76'ers gibi mevcut ve olası play-off rakiplerine karşı oynadığı maçları kazandı. Ancak şunu kabul etmek gerekir ki, Rose olmadan Bulls'un play-off macerası çok ama çok büyük yara aldı. 76'ers karşısında herkes turun 4 ya da 5 maçta biteceğini öngörüyordu. Bulls seriyi bu kadar hızlı olmasa dahi halen geçebilecek güçte. Bir sonraki turda Boston ya da Hawks'la, uzun ve başabaş bir seri de oynayabilir. Ancak Rose'un eksikliğinde konferans finallerine varmaktan ötesi sadece bir hayal olur. Takımın Rose'un yokluğunda daha da kenetleneceğini ve bu durumu mücadeleci ruhun ateşine odun olarak  kullanacağına şüphem yok. Ancak play-off'lar söz konusu olduğunda durum farklı. Normal sezon ne kadar takım olduğunuzla, play-off'lar ise takımınızın ne kadar yetenekli olduğu ile belirlenir. Takımının yetenek havuzunun en büyük parçasını kaybetmişken, oyun sonlarında size hücum üretmesini isteyebileceğiniz bir oyuncunuz yokken, çok uzaklara gitmeniz mümkün değil. Artık kimse Bulls'tan büyük beklentiler içerisinde olmayacak ve bundan sonraki her maça "underdog" sıfatı ile çıkacaklar. Bulls'un takım yapısına bu durumun daha uygun olduğundan şüphe yok. Ancak motivasyonunuz ne kadar yüksek olursa olsun, bir noktadan sonra Rose'un yokluğu Bulls için öldürücü hale gelecektir. Ve ne yazık ki sezonun bu aşamasında, bunu engelleyebilmek için yapılacak hiç bir şey yok.

Dün akşamın bir başka tartışma konusu ise maçın o bölümünde Rose'u sahada tuttuğu için koç Tom Thibodeau'ydu. Ben bu konuda Thibs'i asla suçlayamam. Fark 20'lerden 12'ye kadar düşmüştü ve play-off'larda rakibinize özgüven vermeden kazanmak önemli. Üstelik Rose'un oynamaya ihtiyacı vardı. Maç sonlarında oynamaya ve maçları bitirmeye. Çünkü Bulls ilerleyen turlarda buna çok ihtiyaç duyacaktı. Sakatlık her an olabilir, her zaman yaşanabilir. Koça en iyi oyuncusunu rakip takım farkı kapatıyorken sahada tuttuğu için kızamazsınız. Şimdi geriye dönüp baktığımızda keşke Rose sakatlanmasaydı da maçı, hatta turu kaybetseydik diyoruz. Ben de diyorum. Ancak sakatlanacağını bilmeseydik ve Rose oyuna dönmeden Bulls maçı kaybetseydi, hangimiz maçı kaybetmek önemli değil neyse ki Rose sakatlanmadı diyebilecektik. Şimdi geriye dönüp Thibs'e seçme şansını verseler, o hangisini seçer sizce? Rose'un bağlarını koparmasını mı, yoksa maçı kaybetmeyi mi?

Ne zamanı geri döndürmek elimizde, ne de yaşananları değiştirebilmek. Yapılması gereken ise mevcut durumu en kısa zamanda kabullenip yol haritanızı buna göre çizmek ve her koşuldan daha güçlü çıkmak için mücadele etmek. Friederich Nietzsche'nin dediği gibi: "Beni öldürmeyen her şey, beni güçlendirir."