Navbarı Gizle / Navbarı Göster

Ana Menü

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Denizleri Aş Da Gel Kurbanın Olam


Yaşı tutanlar İzel'in o süper şarkısını hatırlar. Çelik'in henüz dongi dongi diyerek aşk felsefesini yeniden tanımlama ihtiyacı duymadığı ve doğru düzgün şarkı sözleri yazabildiği dönemlerden kalma bu şahane şarkının nakaratını bir çok Avrupalı basketbolsever bu aralar NBA oyuncuları için mırıldanıyor olabilir.

NBA lokavtı basketbol dünyasında sadece Amerika basketbolunu değil Avrupa ve hatta Çin, İsrail gibi diğer denizaşırı ülkeleri de yakından ilgilendiren bir hal aldı. 1999 lokavtının aksine dünya artık daha yuvarlak. Oyuncuların öylece lokavtın sonunu beklememek için 12 yıl öncesine göre daha çok nedeni var ve en önemlisi bu kez lokavt çok daha uzun sürecek görünüyor.

Deron Williams'ın daha bu sabah Beşiktaş ile anlaştığını twitter hesabından duyurmasının ardından ilk büyük ateş yakılmış oldu. Her ne kadar "temiz kağıdı" nedeni ile henüz bu transfer tamamen resmileşmemiş olsa da David Stern'in oyuncuların lokavt boyunca istediklerini yapmakta özgür olduklarını belirten açıklamaları sonrası çok büyük bir süpriz olmazsa D-Will'in gelişine artık kesin gözüyle bakabiliriz. Deron Williams diğer oyuncuları da bu konu yüreklendirecek tek faktör değil. Oyuncular birliği özellikle büyük yıldızların denizaşırı ülkere gitmesini istiyor. Takım sahiplerinin oyuncuları ekonomik zorluk içinde bırakma kozunun böylelikle işe yaramaz hale geleceğini düşünen oyuncular birliği, pazarlık gücünü kaybetmemek adına oyuncuları bu konuda teşvik etse de her iki taraf için işleri zorlaştıran bazı etmenler de yok değil.

Oyuncuların hayatlarını devam ettirmeleri için basketbol oynamaları şart. Her ne kadar başka işlerle de uğraşıyor olsalar da işlettikleri fabrikalarının hammaddesi basketbol. Özellikle spor ürünleri ve diğer markalarla yapılan sponsorluk anlaşmaları doğrudan oyuncunun basketbolla gelen popülerliği ve sevilirliği ile alakalı. Dolasıyla NBA'de olmasa bile bir yerlerde kendilerini var eden sporu icra etmeye devam etmek zorundalar. Ayrıca lokavt sonra erdiğinde formda kalmak, maç eksiği yaşamamak adına mücadeleci liglerde basketbol oynamak da çok önemli. Özellikle ligin uzun bir süre oynanmama ihtimali arttıkça bu endişe ile bir yerlerde basketbol oynamaya devam etme isteği oyuncularda belirgin şekilde artacaktır.

İşte tam da bu noktada oyuncuları bekleyen başka problemler ortaya çıkıyor. Öncelikle bu kadar çok NBA oyuncusunun mücadeleci liglerde basketbol oynaması sayısal anlamda imkansız. Söz konusu mücadeleci lig olduğu zaman NBA'den sonra gelen en önemli organizasyon sayılabilecek Euroleague üyesi takımlar bir kaç aylık bir maceraya dönüşebilecek bir hamle yapmayacak kadar planlı ve organizasyonel çalışıyorlar. Avrupa basketbolunun temelinde yer alan sistemli ve planlı olma durumu daha takım kurma safhasında geçerli olduğu için sadece ismi ya da markası için bir oyuncunun takıma dahil edilmesi gibi popülist hamleler Euroleague takımları için tercih edilebilir değil. Üstelik bir çok NBA oyuncusu NBA basketbolunun dinamikleri içerisinde mevcut değerlerine ulaşabiliyorlar ancak Avrupa basketbolu söz konusu olduğunda farklı değerler öne çıkabiliyor. Sistemin parçası olmayı başarmak, takım oyununun öncelikli olması, yardım savunması gibi bireyselliği geri planda tutan bir çok olgu NBA oyuncularının parıltılarının azalmasına neden olacaktır. Uluslararası turnuvalarda son yıllarda yaşanan hayal kırıklıkları sonrası artık USA Basketball dahi takım kurarken uluslararası basketbolun dinamiklerini göz önünde tutmaya başladı. Özellikle Euroleague takımları en az bir sezon takıma katılacağını garanti eden Avrupalı NBA oyuncularına ilgi gösterebilir. Avrupa kökenli oyuncuların hem uluslarası basketbol tecrübesi hem de uyum sorununu Amerikalı oyunculara göre çok daha çabuk atlatabilir olmaları tercih sebebi. Ancak büyük yıldızların Euroleague takımlarında yer bulmaları pek olası değil. Bir anda takım dengesini alt üst edecek olmaları bir yana, bir kaç ay sonra lokavt sona erdiğinde NBA'e dönmek isteyeceklerdir. D-Will örneğinde olduğu gibi sözleşmelerine mutlaka lokavt döndüğünde NBA'e dönebilir şeklinde bir madde ekletmek isteyeceklerdir. Ayrıca maddi açıdan zaten NBA kontratlarını ve diğer gelirlerini tamamen telafi etmeleri mümkün değil ancak denizaşırı bir maceraya atılmalarını sağlayacak kadar dolgun ücretleri de kaç takımın verebileceği, üstelik kaç oyuncu için bu bütçelerin harcanabileceği ayrı bir soru işareti.

Söz konusu para olduğu zaman son zamanlarda NBA oyuncularına özel bir ilgi gösteren Çin, İsrail, Türkiye, Rusya gibi ülkelerin takımları ikinci alternatif olmayı başarıyor. Liglerin mücadeleciliği büyük soru işareti olsa da ekonomik açıdan kayıbı tazmin etme konusunda iyi bir seçenek olduğu da ortada. Her ne kadar bir çok büyük yıldız denizaşırı ülkelere gitme konusunda isteksiz olduğunu belirtse de özellikle lokavt lig takvimini etkileyen noktaya geldiğinde ve oyuncuların maaş ödemeleri zamanı geldiği hale ödenmediği zaman bu ülkelerin popülist transferlere meraklı takımları yıldızları takımlarına katmak için daha avantajlı hale gelecektir. Özellikle ülkemiz takımları plansız ve organizasyonsuz yapıları ile bu tarz hamleler yapmaya çok müsait durumda. Sırf hayran olduğu NBA oyuncusunun bir kaç maçını canlı izleyebilmek adına takımının milyon dolarları sokağa atmasına destek çıkan taraftarlarla, D-Will'in ilk ve son olmayacağından emin olabiliriz. Bırakın isimlerden, markalardan ekonomik olarak faydalanabilmeyi, hiç bir sportif başarının ekonomik başarıya dönmediği ülkemizde spor ekonomisini forma ve kombine satışı ile kısıtlı gören zihniyetler spor klüplerini yönetmeye devam ettikçe bu tarz hamlelerin de devamının geleceğinden emin olabiliriz.

Yine de biz ve bize benzer yapıda ülkeler bu tarz transferleri için kısıtlı bütçe ve kadroya sahipler. Ancak ortada sahiplenilmesi gereken çok yıldız var. Denizaşırı ülkelere gitme konusunda oldukça istekli olan ve oyun yapısının basketbol oynanan her türlü gezegende onun muhteşemliğini ortaya çıkarmaya ne kadar müsait olduğunu geçtiğimiz yaz dünya şampiyonasında gördüğümüz Kevin Durant, lokavt uzun sürerse Amerika dışında basketbol oynamak istediğini belirten Lebron James ve Dwayne Wade, özellikle çok sevildiği Çin'den ciddi teklifler aldığı bilinen Kobe Bryant ve daha bir çok büyük NBA yıldızı her an bir takımla anlaştığını duyurabilir. Son günlerde lokavtın tüm sezon sürmesi ihtmalinin çok kuvvetli olduğunun sıkça konuşulmaya başlandığını da göz önüne aldığımızda, denizleri aşmaya karar verecek isimlerin hangi liglere ve hangi takımlara gideceklerini merakla beklemeye devam ediyor olacağız demektir.

24 Haziran 2011 Cuma

Hoşgeldin Jimmy Butler!


Draft öncesi doğrusu kendimi ÖSS sınavı yaklaşırken üniversite birinci sınıf öğrencisiymiş gibi hissediyordum. Ortalık draft diye çalkalanırken Bulls için uzun zaman aradan sonra beklentilerin çok düşük olduğu bir draft olacaktı. ÖSS stresini onca sene yaşadıktan sonra üniversiteyi kazanmış öğrencinin gündeminden ÖSS'nin hızla düşmesi gibi, draft da Bulls gündemini pek az meşgul edebildi. 28 ve 30. sıra seçimleri ile 43. sıra seçimi şampiyonluk için deliklerini kapatmaya çalışan bir takımı heyecanlandıracak seçimler değil. Yine de kısıtlı imkanlara rağmen Bulls'un iyi bir iş çıkardığını söylemek lazım.

28 ve 43 sıra seçimlerini Rockets'ın 23. sıra seçimi için takas ettikten sonra bu seçimi Nikola Mirotic ile değerlendirdi Bulls. Bu seçim iki açıdan olumlu. Birincisi neredeyse hiç bir işe yaramayacak 43. sıra seçimini 28. sıra seçimiyle paketleyerek 23. sıra seçimini elde etmiş olduk. Böylelikle stratejik önemi olan Mirotic'in başka bir takıma gitmesine izin vermedi Bulls. İkincisi ise Mirotic'in özel durumu ve Bulls'un kadro yapısı ile ilgili. Mirotic'in Real Madrid'deki kontratı nedeniyle bir kaç yıl daha NBA gelmesi mümkün değil. Bulls için bu büyük avantaj çünkü kadro yapısı iki çaylağa birden süre vermek için uygun değil. Üstelik Mirotic Euroleague seviyesinde tecrübe kazanarak kendini geliştirmeye devam edecek ve kontratını da Real Madrid ödemeye devam ediyor olacak. Bulls gelebilse dahi Mirotic'in oynatmayacağı gibi bir de garanti kontratını ödemek zorunda kalacaktı. İki ilk tur seçiminden birini bir nevi kendinden kiralama opsiyonlu gelen potansiyelli bir Avrupalı uzun için kullanmak oldukça akıllıca ve stratejik bir hamle oldu.

30. sıra seçimi Jimmy Butler ise yapısı itibari ile Thibs'in seveceği bir oyuncu. Zaten Gar Forman da seçimlerde Thibs'in etkili olduğunu basın toplantısında dile getirdi. Forman'ın tarifinden Lebron James V2.0 gibi anlaşılıyor olsa da Butler yapabilirlikleri ve yapamazlıkları belli olan bir oyuncu. Her ne kadar NCAA'de 1'den 5'e tüm pozisyonları savunabiliyor olsa da NBA'de iyi bir 2-3 dış savunmacısı olması beklenebilir. 2 numaraları sıkça savunuyor olması nedeni ile 2-3 gibi lanse edilse de daha çok bir üç numara olduğunu kabul etmek gerek. Butler kısıtlı hücum yetenekleri karşısında çok iyi bir savunmacı olması itibari ile Bulls'un kadro yapısına çok uyuyor. Fakat takımın eksiğinin hücumda yaratıcı oyuncu olduğunu göz önüne alırsak Butler bu yaraya çare olabilecek bir merhem değil. Her ne kadar yaz boyunca dış şutunu geliştirip 2 numarada Bulls'a yardım etmek istediğini söylese de bu yardımı direk olarak değil ama dolaylı yoldan yapabilir. Öyle ki Deng'i yedekleyebilecek bir oyuncu olması itibari geçen sene bu işi yapan Korver'ın iki numarada daha fazla süre almasını sağlayabilir. Ayrıca yapı olarak çok benzediği Brewer'ın, yanına kendisi gibi gelecek sezon kontratı bitecek bir başka oyuncuyu da alarak bir 2 numara ile takas edilmesi olasılığı da Butler seçimi ile oldukça artmış durumda. Yeni CBA'in getireceği sıkı şartlarda hareket etme şansı azalacak takımlar kontratı bitecek 2 oyuncuya karşılık iyi bir parçadan vazgeçmeyi göze alabilirler.

Tabii tüm bunlar Thibs'in Butler'a süre vermeyi düşündüğü ihtimali üzerine yürütülen akıl oyunları. Genç oyunculara çok güvenmeyen Thibs'in Butler seçiminde aktif olması bu ihtimali artıran bir etken. Butler hem savunmayı seven yapısı ile Thibs'in gözüne girebilecek bir oyun anlayışına sahip, hem de bir çok çaylağın aksine uzun NCAA kariyeri sayesinde veteran bir çaylak sayılabilir. İlerleyen zamanlarda bolca konuşulacağını da düşündüğüm ilginç hayat hikayesinden pes etmeyen ve savaşçı yapıda bir karakteri olduğunu da tahmin ettiğim Jimmy Butler'ın uzun ve başarılı bir NBA kariyeri yaşaması en büyük dileğim. 

4 Haziran 2011 Cumartesi

Bulls'dan Buruk Son


Uzun ve çok güzel bir sezon Chicago Bulls için buruk bitti. Sezon başı beklentilerinin her ne kadar çok üzerine çıkılmış olsa da, Miami serisi boyunca karakteri dışında basketbol oynayan Bulls, buna rağmen bir çok kez seriyi çevirecek fırsatı bulsa da bunları değerlendiremedi. 

Basketbol dünyasının NBA finallerine kilitlendiği şu günlerde Miami serisini değerlendirmek için geç kaldım ancak yeni bir eve taşınmanın yoğun temposuyla her daim yoğun olan iş tempom, internetsiz kalmamla birleşince sonuç bu oldu. Ancak bu bir bakıma iyi de oldu diyebilirim. Kaybettiğimiz 5. maçtan hemen sonraki duygu yoğunluğu ile olaylara bakışım ile şu andaki bakışım biraz daha farklı. NBA finallerine gidemiyor olmanın ve belki de şampiyonluğu bu seri ile kaybetmiş olmanın getirdiği üzüntü ve hayalkırıklığı bazı konulara biraz daha duygusal bakmanıza neden oluyor. O duygu çemberinden geçtikten sonra geriye dönüp bakmak bazen daha sağlıklı olabiliyor.

Miami serisi başladığında iki takım arasında Miami'yi açık ara favori gösterecek kadar fark olmadığını düşündüğümü yazmıştım. Her ne kadar seri 4-1 bitmiş ve bu düşünceler haklı çıkmış gibi görünse de o günkü düşüncelerimden hiç uzaklaşmış değilim. Seride Miami ve özellikle Lebron James play-off performanslarının üzerine çıkmayı başarırken, Bulls ve özellikle Rose tüm sezon oynadığı basketboldan uzak bir basketbol sergiledi. Pacers ve Hawks serilerinde de zaman zaman zorlandı takım ancak Miami serisinde olduğu kadar karakterinin dışında bir oyun pek az oynamıştı. Bunda Miami'nin ilk maçtan sonra yaptığı ayarlamalar kadar özellikle mental anlamda Rose'un düşüşünün de büyük etkisi var.

Pacers ve Hawks serilerinde çok daha iyi savunulsa da bir şekilde basketbolunu oynamayı başaran Rose, Miami serisinde onu özel kılan çok önemli bir özelliğinden uzaklaştı: Doğru kararları verebilme. Şutunun girmediği, top kayıplarının çok olduğu başka maçlar da oldu ancak bu kadar dağınık olduğu ve yanlış kararlar verdiği başka bir dönem olmamıştı. Miami onu savunma adına yapabileceği ne varsa ortaya koydu ancak bunların hiç birisi Rose için yeni değildi. Üstelik son iki maç pick n roll'lerde uzun yardımı o kadar göstermelik hale gelmişti ki, Rose otomatikleşmiş bir şekilde pick n roll sonrası topu elinden çıkararak Miami'ye istediğini vermiş oldu. Seriyi kaybettiğimiz son çeyreklerde normal sezonun en iyi oyuncularından biriyken, play-off'larda bu alanda da bekleneni veremedi. Özellikle de doğru kararları verebilme konusunda. Çok etkili olduğu penetrelerinde kanat oyuncuları da dahil olmak üzere ne az 3 vücutla çarpışmak zorunda kaldı ve alması gereken düdükleri de alamayınca Miami onu dışarı püskürtmeyi ve toptan vazgeçmesini sağlamayı başardı. Bunda basının düşen şut yüzdesi sonucu sürekli Rose'un daha az şut atması gerektiğini söylemesi de etkili oldu. Rose yükü diğer oyunculardan alarak onları daha etkili kıldığının farkında olmasına rağmen, tek başına yaratıcılığı düşük oyuncuları birebirde bir şeyler yaratmaya iterek onların da hücum performanslarının düşmesine neden oldu. 

Şunu unutmamak lazım ki Rose daha çok genç ve daha üçüncü sezonunda adeta tek başına sırtladığı bir takımla konferans finalleri oynadı. Tüm normal sezon ve play-off'lar boyunca sert faullere, ikili sıkıştırmalara, trap'lere maruz kaldı. Play-off'ların en kritik zamanında sakatlık yaşadı. Çok doğal ve kabul edilebilir bir şekilde, Miami serisinde mental olarak düşüş yaşadı. Bir çoklarına Jordan'ın Pistons duvarına çarptığı seneleri anımsatan bu durum çok kabul edilebilir bir durum; Rose için bile.

Benzer şekilde Thibodeau'nun da Miami karşısında gerekli ayarlamaları yapamadığını kabul etmek lazım. Özellikle ribaund avantajını ilk maç dışında Bulls'un çok az kullanmış olması serinin kaderini etkileyen önemli bir etken oldu. Heat birinci maç ribaund'larda ezildikten sonra gerekli ayarlamaları hızlı ve doğru bir biçimde yaparken Thibs Miami hızlı hücumlarından çekinerek Deng ve Rose'un hücum ribaundlarına çok girmemesini istedi. İkinci maçın ilk çeyreği boyunca Bulls, Heat karşısında dominant bir performans sergilerken hem Deng hem de Rose Bulls şutlarında sürekli boyalı alanda gezinerek hücum ribaundlarını kovalıyordu. Üst üste hızlı hücumlarla gelen maç içi serisinden sonra play-off serisi bitene kadar bu agresifliği tekrar göremedik. James, Wade, Haslem ve hatta Miller, Bosh ve Anthony'e ribaund konusunda ekstra katkı vererek Bulls avantajını ortadan kaldırdılar. Temel olarak bu Bulls için öldürücü oldu çünkü genel olarak maçlara kötü şut atarak başlayan Bulls, hücumlarını hücum ribaundları sonrası bulduğu ikinci şans sayıları ile inşaa ederek ritm buluyor ve o bulduğu ritm sonrası özgüven kazanarak çok daha rahat ve iyi şutlar atmaya başlıyordu. Heat, Bulls'un ikinci şans sayılarını kısıtlayarak hücumda ritm bulmasını engelledi ve özellikle son çeyreklerde Rose'un da etkisizliğiyle Bulls başabaş getirdiği maçları kazanmayı başaramadı. Thibs'in ribuand konusunda Heat'in ikinci maçta yaptığı ayarlamalara mutlaka ekstra bir cevap vermesi gerekiyordu.

Heat için serinin yıldızı hiç şüphesiz Lebron James oldu. Takımı point forward pozisyonunda özellikle hücumlarda çok iyi organize ederken belki de tüm sezon en çok eleştirildiği konuda bu seride mükemmeldi: son çeyrekler. Lebron son çeyreklerde Rose'u savunarak onu çok etkisizleştirirken, hücumları da Deng'in elinden geleni yaptığı savunmasına rağmen tek başına sonuçlandırdı. Bulls savunmasına en büyük sorunu yaratan isim oydu, ribaundlarda çok değerli katkı verdi. Deng'i savunurken çok yıprattı ve hücumda etkili olmasına kısmen etki etti. Wade'in kötü bir seri geçirmesini kompanse etmeyi başardı. Pippen bu performanstan fazlaca etkilenip ağza alınmayacak karşılaştırmalar yapmaya kalkmış olsa da bu serinin ilk maç dışında James'in kariyerinin en iyi play-off performanslarından biri olduğunu kabul etmek gerek. Bulls'un özellikle maçın son bölümlerinde Deng'in çok iyi bir savunmacı olmasına da güvenerek onu birebir savunmayı tercih etmesi anlaşılır bir durum. Lebron da bu durumun Bulls'a pahalıya mal olmasını sağlamayı başardı.

Aslında teknik açıdan geriye dönüp bakıldığında konuşulacak, anlatılacak çok şey var ancak bu seriyi basketbol kadar basketbol dışı şeyler de çok etkiledi. Heat'in 3 normal sezon yenilgisi sonrası ilk maçtaki hezimete karşın ayakta durabilmesi ve sadece bir deplasman galibiyeti ile tekrar favori konuma gelmeyi başarmış olmaları gerçekten takdir edilesi bir durum. Hiç hoşlanmıyor olsam da bu konuda hakemlerden aldıkları yardımı da belirtmeden geçemeyeceğim. İkinci maçın ikinci çeyreği ile United Center'da başlayan karnaval Miami'de adeta zirve yaptı. NBA için Bulls yerine Heat'in finalde olması çok anlaşılır bir şekilde çok daha tercih edilir bir durum. Heat herkesin nefret ettiği bir takım haline gelse de muhtemelen tüm taraftarların kendi takımlarından sonra en çok izlediği takım. Büyük pazarlar, büyük takımlar ve büyük yıldızlar her zaman hakemlerden biraz yardım alır, biraz özel muamele görür fakat bu seri boyunca Bulls hakemlerle hiç diyaloğa bile girmezken James ve Wade her mola öncesi ve sonrası hakemlerle diyaloğa girmekte kaçınmadı. Bulls'un ritm bulmasını garip düdüklerle engelleyen hakemler Rose'un aldığı darbelerde James ve Wade'e çaldıkları kadar çömert düdükler çalmadılar. Tabii ki bu seriyi hakemler yüzünden kaybettik demek derbi kaybetmiş yönetici bilinçsizliğinden farklı bir şey olmaz ancak United Center'da dahi Heat'in kollanıyor olması kabul edilebilir bir durum değil. Heat savunma agresifliğinde tonu istediği kadar yukarı çekebilirken, Noah'ın ve diğer Bulls oyuncularının aynı agresifliği savunmada göstermesinin engellenmesi Bulls savunma sertliği açısından önemli bir belirleyici oldu.

Sezon hedefleri açısından Bulls hedeflerine ulaştı. Normal sezona damgasını vuran takım play-off'ları buruk bir şekilde noktalasa da gelecek sezon için çok önemli bir motivasyon kaynağı da edinmiş oldu. Deng'in twitter'da Heat'e kaybetmeyi bir türlü kabullenemediğini ve daha şimdiden tekrar salonda olmayı istediğini söylemesi, Rose'un bu durumun kendilerini başarıya daha çok aç hale getireceğini belirten açıklamalar yapması ve diğer oyuncuların sürekli benzer açıklamalar yapması Bulls'un bu seriyi kaybetmeyi motivasyon ateşini körükleyecek odunlar hale getirdiğinin bir göstergesi. Bulls genç bir takım ve artık çok daha tecrübeli, çok daha istekliler. Yaz döneminde oyuncuların göstereceği gelişim, eklenecek oyuncular ve yapılacak yeni çalışmalarla Chicago Bulls gelecek sezonun şampiyonluğa oynayan takımlarından biri olacaktır.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Maçın Hikayesi: Üç Adam


Maçın hikayesi yukarıdaki üç adam. Sırtı dönük olan medyanın maçın yıldızı seçimi. 6 numaralı ise bana göre maçın en efektif oyuncusuydu. Üçüncü nerde diye soruyorsanız; sol alt köşede, arka planda kalmış Noah'a dikkat etmediniz demektir.

Her ne kadar 34 sayıyla bir kez daha maçın en skoreri Bosh olsa da Heat için gerçek hikaye Lebron'du. Maçın başından itibaren hücumları çok iyi organize etti. Bulls savunmasının riske ettiği Bosh'u maç boyunca çok iyi besledi, tıkanan hücumlarda çok yerine şutlar, çok ihtiyaç olunan sayılar buldu. Bulls'un X faktörü Luol Deng'i çok iyi savundu. Ve hatta pota altında bir PF gibi zaman zaman getirdiği yardımlarla Bulls oyuncuları için pota altını caydırıcı hale getirmeyi başardı. Wade'in yokları oynadığı gecede Heat'in attığı 96 sayının çok büyük bir kısmında direk ya da dolaylı olarak imzası vardı. Chris Bosh, Lebron ve Wade için uzundan gelen yardımları ilk maçta olduğu gibi bu maçta da iyi değerlendirdi ancak bu kez farklı olarak Noah'la kaldığı birebirleri de bitirmeyi başardı. Orta mesafeden çok rahat şut soktu. Seride beklenmedik şekilde Heat'in en skorer oyuncusu durumunda.

Heat kısa 5'le sahada kaldığı sürece Noah'ın Bosh'u tutacağını düşündüğüm için Bosh'un bu kadar etkili olacağına hiç ihtimal vermiyordum. Aslında Lebron ve Wade'in toptan vazgeçmesini sağlamak adına biraz da abartı bir yardım ve ikili sıkıştırma savunması gelince Bosh'un attığı sayıların artması doğal. Önemli olan Lebron'u ve Wade'i bir şekilde oyun dışı bırakmak, ritmlerinin dışına çıkarmak ve maçın en kritik bölümü olan son 5-6 dakikaya soğuk girmelerini sağlamak. Çünkü artık bu bölümde ikili sıkıştırma yapmayı bırakıyor Bulls ve eğer Lebron ve Wade iyi bir maç çıkaramamışlarsa Heat'in hücumu çok kısıtlanmış oluyor.

Tabii Noah'ın saha dışı olayları ile aklını bir kenarda bırakmamış olduğunu varsayarsak. Üstelik Rose'un kötü bir maçtan sonra pek de beklenen dönüşü sağlayamadığı bir gecede. Noah için ayrı bir parantez açacağım fakat sırası gelmişken MVP'nin bende yarattığı hayal kırıklığına biraz değinmek istiyorum.

Rose'u benim için özel kılan bir çok özelliği var. Bunlardan en farklı ve benzersiz olanı ise doğru kararlar verebiliyor olması. Rose attığı sayıya, yaptığı asiste, ya da popülaritesini etkileyecek faktörlere bakmaksızın takımı için doğru olan neyse onu yapmaktan çekinmeyen bir oyuncu. Ve şutu girmese de, top kayıpları yapsa da doğru kararları vererek oyunu okumayı başarabilen bir isim. Son iki maçtır Rose'daki en büyük düşüş karar verme konusundaki hataları. Bunda hücumdaki bazı tercihlerin de etkisi olsa da, Rose'un özellikle mental anlamda bir düşüş içinde olduğunu da kabul etmek lazım. Özellikle üçüncü maçta çok daha agresif, istekli ve etkili olmasını beklediğim Rose'un oyunun son bölümünde yaptığı hatalar, tüm sezon verdiği yanlış kararların toplamını bulmuştur.

İlk iki seriden çok da farklı bir tablo yok aslında onun için. Hatta Miami'nin belirli noktalarda onun için daha rahat olduğunu bile söylemek lazım. Pick n roll sonrası gelen ikili sıkıştırma ve Rose'un drive kanallarının önüne atılan bedenler.(Korku filmi ismi gibi oldu) Özellikle Noah'ın tepeden dağıttı pasları kullanabilmek için Jo'yu kullanıyor Bulls screen için. Fakat sorun şu: bu artık o kadar otomatik bir hal aldı ki, Rose doğru oyunu oynamak adına toptan hemen vazgeçerek yanlış kararı vermiş oluyor. Bir çok pozisyon Bosh ya da Joel tam olarak çıkmamasına rağmen Rose hemen pası atarak toptan vazgeçiyor. Seri boyunca bir kez bile dengesizce çıkan uzuna çarparak faul almadı, köşeyi dönüp birden dengesizleşen savunmaya saldırmadı. Bunları yapamadığı için değil, tüm sezon bunları çok iyi yapabilmiş olduğunu bildiğim için hayal kırıklığına uğruyorum. Sorun Rose'un mental olarak özellikle ikinci maçta yaşadığı kolay pozisyon bitirememe probleminin devam ediyor olması. Kaçıracağı korkusuyla agresifliğinden vazgeçen Rose takımı çok daha büyük bir buhrana itiyor. Onun peşine taktığı savunmacıların arkada bıraktığı boşlukta hücum ribaundlarını toplayan, tiplerle sayılarını bulan Noah, tepede top dağıtma işini bir kaç kez efektif yapabilse de, kendisi ve takım için çok değerli olan tip'leri ve put back'leri yapamadığı için bir türlü oyuna giremiyor. 

Maç dışında yaşadıkları ile ilgili konuşmak istemiyorum, her ne yaşanmış olursa olsun Noah'ın bu kadar düşük enerji ile sahada olmasının kabul edilebilir bir yanı yok. Noah'ı 8 haneli kontratı hak eden bir oyuncu yapan şey enerjisi ve hırsı. Takım için değerli olan tüm katkısının ana beslenme kaynağı olan enerji ve hırs yerine olmadığı zaman Noah avantajı dezavantaj haline geliyor. Zaten 2 numaradan skor katkısı alamayan takım Deng'in Lebron duvarına çarptığı bir rakibe karşı skor üretemeyen bir pivotla oynamak zorunda kalıyor.

Rose'un etkisizliğine sebep olan pick n roll hücumlarında gelen ikili sıkıştırma ve Rose'un hemen toptan vazgeçmesi biraz da Thibs'in hücum tercihlerinde ısrarı ile öldürücü hale gelmeye başladı. Özellikle Bibby sahadayken Rose için screen getirmenin hiç bir anlamı ve gereği yok. Rose birebirde zaten kolay kolay tutulabilecek bir oyuncu değil. Isolation hücumları ile Bibby'i Rose'la başbaşa bırakmak varken, uzunla ikili sıkıştırmaya tekrar tekrar maruz bırakmakta bu kadar ısrarcı olmaya gerek yok. Lebron ve Wade ikili sıkıştırma geldiğinde Bulls'un pas kanallarını agresif bir şekilde kapatıyorlar ve Chicago bu anlık savunma zaafından oldukça düşük oranlı bir şekilde faydalanabiliyor. Durum böyleyken Rose'u perde getirmeden birebir oynatmak çok daha bir tercih olabilir. Benzer şekilde ilk maçta verimli kullanılan Rose ve Korver pick n roll oyununun 2. ve 3. maçta hiç kullanılmamış olması da düşündürücü.

Bulls hücumlarını kısırlaştıran bir diğer ikilem ise maçın temposunda. Bulls, Heat savunması yerleşmeden transition hücumları ile kolay sayılar bulmak istiyor. Zaman zaman bu işe de yarıyor fakat özellikle sayı bulamadığı zaman Bulls hücumun kalanını pas trafiği ile geçirmek yerine, acele ve dengesiz atışlara yöneliyor. Heat savunmasının yarattığı en büyük sıkıntı Bulls'un pas kanallarını tehdit ederek top hareketliliğini minumuma indirmiş olması. Benzer durum Heat için de geçerli fakat onların avantajı oyun yapılarının bu durumu kaldırıyor olması ve Lebron'un point forvet pozisyonunda oynayabiliyor olması.

İşin basketbol kadar önemli bir diğer parçası da psikolojik faktörler. Miami ilk maçla birlikte bu sezon oynadığı 4 maçta hiç bir galibiyet alamamasına rağmen serinin ikinci maçını kazanarak çok önemli bir psikolojik eşikten atlamayı başardı. Rakibini ilk kez yenmekle kalmadı, aynı zamanda saha avantajını ele geçirdi, seride durumu eşitledi. Ve belki de en önemlisi Bulls'u öyle bir güven bunalımına itti ki, geriye kalan hiç bir şey bu faktör kadar etkili olamaz. Ne yaşanırsa yaşansın Bulls savunması belirli bir seviyenin altına zaten inmiyor fakat Bulls hücumlarını bir şekilde sekteye uğratabilirseniz, o savunmanın karşılığını almasını engelliyorsunuz takımın. İşte o faktörlerden biri de güven. Bulls güvenle attığı zaman yenmesi çok zor bir takım oluyor fakat güveni kırıldığında takımın hücum opsiyonları çok kısıtlanıyor. Üçüncü maçta tek bir oyuncu hariç tüm takımın güven bunalımı sürmeye devam ediyordu. İstisna isim ise Boozer oldu. Bu maça da berbat başlasa da kenara geldikten sonra tekrar oyuna girmesi ile birlikte bir anda beklenen Boozer oldu ve bu sezon play-off'lardaki en iyi maçını oynadı. Her ne kadar hala bitirişi ile ilgili sıkıntılar yaşasa da Deng ve Rose'dan gelen üretimin iyice kısıtlandığı dönemde verdiği hücum katkısına takımın çok ihtiyacı var. Boozer üretince hem skor katkısı yapıyor, hem de savunmanın biraz daha üzerine gelmesini sağlayarak diğer oyuncular için işleri kolaylaştırıyor. Booz üzerindeki güven problemini tamamen atmış bir şekilde 4. maçı da böyle oynayabilirse en başından itibaren, Bulls'un kazanmak adına şansı çok daha artar.

Chicago'da tersine dönen rüzgar Miami'de de Heat'in arkasında esmeye devam ediyor. Üstelik şimdi her zamankinden daha güçlü. Bir maçla tersine dönen rüzgar bir kez daha dönebilir. 4. maçı kazanmak ve 5. maç için United Center'a 2-2 eşitlikle gitmek avantajın tekrar Bulls'a geçmesini sağlayacaktır. Fakat kaybetmek demek işlerin artık içinden çıkılmaz bir hale gelmesi demek ki, bunu henüz evinde play-off maçı kaybetmemiş Miami Heat de çok iyi biliyor ve çok istekli, çok agresif bir şekilde kazanmak için sahaya çıkacaklar. Güzel haber ise bu kez bu büyük heyecan için 4 gün beklemek zorunda kalmayacak olmamız.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Chicago Rüzgarı Tersine Esince


Maçtan önce bir çok kişi gibi benim de beklentim Big Z'nin tekrar rotasyona dönmesi ve hatta ilk 5'e yerleşmesiydi. İlk maçta ribaundları Bulls domine ederek maçı farklı kazanmış, Heat kısa 5'in hiç bir avantajından faydalanamamıştı. Ilgauskas'ın kenarda takım elbiseleri ile oturduğunu gördüğümde Spoelstra'nın "elimizdekilerle bunu halledebiliriz" açıklamasının blöf olmadığını anladım ve rahatladım. Nitekim maç da ilk maçtan çok farklı başlamadı. Bulls hücum ribaundlarını alarak berbat hücumunu kompanse etmeyi ve maçın içinde kalmayı başarıyordu.

Önce Rose'un erken iki faulle kenara gelmesi, sonrasında da yaklaşık 4-5 Bulls aleyhine çalınan yanlış düdük momentumun bir anda Heat'e geçmesini sağladı. Bulls'un zaten ilk maçtaki kadar iyi hücum edemeyeceğini bekliyordum ama bu kadar kötü bir hücum performansını beklemiyordum. Faul problemi nedeniyle kenarda oturduktan sonra tekrar ritmini bir türlü bulamayan Rose normalde rahatlıkla sayıya çevirdiği bir çok pozisyonu bitiremedi. Üstelik sadece şutları kaçırmakla kalmadı, çok kritik anlarda bir çok yanlış kararıyla Bulls hücumlarının krize girmesine neden oldu. Pick n roll sonrası toptan çok çabuk vazgeçerek, ilk maçta Bulls'un James ve Wade'i düşürdüğü tuzağa Heat tarafından düşürülen isim oldu. Maç boyunca isteği ve enerjisi de beklediğimin altındaydı. 

Udonis Haslem'in bir anda toplamaya başladığı ribaundlar maçın başındaki görüntüyü tersine çevirmeye başladı. Bulls kısaları ilk çeyrekte hücum ribaundlarına girmeye çalışırken Heat ise hızlı hücumlara koşmak için genellikle erken bıraktığı ribaundlara daha çok konsantreydi. Devre bittiğinde 11-2'lik fast break üstünlüğü Bulls lehineydi fakat kısaların verdiği ribaund katkısı sayesinde Bulls'un ikinci şans sayılarını çok kısıtlamayı başardı Heat. Haslem sadece ribaund katkısı vermedi, hücumda da bir anda Heat'in çok ihtiyaç duyduğu ekstra kıvılcımı takıma verdi. Haslem'in istatistiksel olarak katkısı, takıma yaptığı mental katkıyı göstermeye yetmiyor.

Rose gibi hücumda yapması gereken sayıları yapamayan bir başka isim Boozer ve Noah olunca Bulls hücumları büyük krize girdi ve üçüncü çeyrekte kötü şutların ribaundları Bulls potasına smaçla biten hızlı hücumlara dönüşmeye başladı. Hızlı hücum sayılarını bu çeyrekte dengelemeyi başaran Miami, normal sezon da dahil olmak üzere ilk kez bir Bulls maçının 3. çeyreğinde rakibini out-score yapmayı başardı. Thibs Noah ve Boozer'ın isteksizliği ve etkisizliğine daha fazla kayıtsız kalamadı ve Brewer, Taj ve Ömer üçlüsünü Rose ve Deng ile birlikte sahaya sürerek savunma seviyesini tekrar yukarı çekmeye başardı. Bulls Deng'in de kötü bir hücum performansı sergilediği maçta bu 5'li ile bir ara 17-6'yı bulan bir seri yakalamayı başararak tekrar oyunun içine girmeyi başardı. Maç boyunca 10 serbest atış kaçıran takım tüm olumsuzluklara rağmen 73-73 beraberliğe getirmeyi başarsa da maçı, bu noktada Ömer'in kanama nedeni ile kenara gelmesi ve Lebron'un sazı eline alıp maçı muhteşem kapaması ile kaybetti. 

Ribaund farkının bu kez 45-41 Miami lehine olmasında Lebron, Wade, Haslem ve Mike Miller'ın verdiği ekstra katkı kadar, Bulls uzunlarının düşük enerji ile sahada olmasının da büyük etkisi var. Miller 18 dakikada 7 ribaund alırken, James 10 ribaund ile maçın en çok ribaund alan oyuncusu oldu. Wade'in 9 ribaundu Boozer ve Noah'ın ribaund sayılarından (8'er) fazla. Gibson'ın 21 dakikada sadece 1 ribaund alabilmiş olması da dikkat çekici. Heat kısaları ile ribaunda ekstra katkı vererek hızlı hücum sayılarından feragat etti fakat Bulls hücumlarına ikinci şans sayılarını tanımayarak büyük darbe vurmayı başardı. Rose, Deng, Boozer, Noah, Korver hepsi normalde attıkları şutları kaçırdılar, bir kaç top çemberin içinden çıktı ve üstüne bir de kaçan 10 serbest atış eklenince ilk maçtan 28 sayı daha az attı takım. Özellikle pick n roll sonrası Rose uzuna pası attığında hemen gelen yardım ve topa baskı ile defansif olarak Heat'in bu maçta daha iyi olduğunu kabul etmek lazım fakat 28 sayılık farkta Bulls'un kötü bir maç çıkarmış olmasının etkisi de büyük. Rose'un drive kanallarını Heat kapatabildiği kadar kapattı ancak ilk maçta bulduğundan daha fazla drive imkanı bulan Rose bu kez hem faul alamadı, hem de bu pozisyonları sayıya çeviremedi. Wade ilk maçın neredeyse tamamında Rose'u savunmak zorunda kalınca son çeyrekte oldukça yorulmuştu fakat Spoelstra bu kez son çeyreğe kadar Wade'i savunmada Rose'a vermeyerek yorulmasını engelledi. Rose özellikle rahat soktuğu orta mesafe şutları ve penetreleriyle bu seçimi Heat aleyhine cezalandırmalıydı. Bulls hücumda sıkıştığında ve süre çok azaldığında genelde Rose pozisyonu yaratan isim oluyor ve Rose etkisiz kalınca Bulls hücumu belirgin bir şekilde aşağı doğru düşmeye başlıyor.

Bu sezon muhtemelen izlediğim en kötü Rose performansıydı fakat bu benim için aynı zamanda üçüncü maç öncesi en büyük umut kaynağı. Ne zaman kötü bir maç oynasa sorumluluğu üstüne alan D-Rose, bu maçların hemen sonrasında oynadığı maçlarda (ya da aynı rakiple oynanan diğer maçta) mutlaka ekstra performans ortaya koyuyor ki Miami'de buna çok ihtiyacımız olacak. Oyun kurucu mentalitesi ile bazen yapması gerekenden fazla top dağıtan Rose özellikle deplasmanlarda sorumluluğu erken alıp Heat'in erken güven ve momentum kazanmasını engellemek zorunda. Bu kadar kısa ve kısıtlı uzun rotasyonuna sahip Heat'in, Bulls'dan fazla ribaund almış olması kabul edilemez. Thibs maçtan sonraki basın toplantısında bu duruma dikkat çekti ve üçüncü maçta durumun değişeceğine eminim. Spoelstra Haslem'den ekstra katkıyı aldığı için bundan böyle rotasyonunda bir değişikliğe gitmeyecektir. Dolayısıyla üçüncü maçta Noah'ın enerjisine çok ihtiyacı olacak takımın. Boozer çok kolay atabileceği pozisyonları pota altında bitiremedi ve onun hücumu da Miami'de önemli bir faktör olmak zorunda. Bulls uzunları hücumda etkili olduğu zaman kısaların üzerindeki baskı da azalıyor. Tersi olduğunda ise Miami savunması daha da güçleniyor çünkü kısalara baskıda iyi olan Heat uzun savunmasında ise çok yetersiz.

Heat'in ilk maça oranla daha iyi yaptığı bir diğer şey ise Wade ve Lebron'un özellikle ilk çeyrekte topla buluştuğunda uzun yardımının gelmesini beklemeden potaya giderek boyalı alan sayılarını bulmak oldu. Bulls Heat karşısında boyalı alan sayılarında fark yedi ki, bunda temel etken Lebron ve Wade'in pota altında bitirdiği pozisyonlardı. Boyalı alan savunması konusunda ilk maçtaki yardım savunmasının yerinde yeller esince Boozer ve Noah kenara gelmek zorunda kaldı. Taj ve Ömer bu açığı kapatarak Bulls savunmasının tekrar kuvvetlenmesini ve işlemesini sağladılar. Ömer Lebron her topu aldığında ona ikili sıkıştırmaya gelerek Lebron'un toptan vazgeçmesini sağladı ve Bulls ite kaka giden hücumlarla bir şekilde dengeyi buldu. Ancak son bölümde Lebron tek başına sürüklediği hücumlarda sayıları bulurken Bulls çok verimsiz hücum etmeye devam edince yenilgi kaçınılmaz oldu.

Üçüncü maçta savunmanın, enerjinin, ribaundların, kısaca herşeyin daha iyi olması şart. Bu maçı kaybetmemizde Heat'in yaptığı ayarlamalar kadar kötü bir maç çıkarmış olmamızın da etkisi var. Miami'de kötü maç oynama lüksümüz yok. Hakemlerin United Center'da bile Bulls'a bu kadar rahat düdük çalıyor olmaları, Miami'de yaşanabilecekler hakkında fikir veriyor. Bulls'un ne olursa olsun enerjisini ve isteğini düşürmemesi gerekiyor. Heat demoralize olduğu zaman dağılan bir takım. Bulls ise düştüğünde hep ayağa kalkmasını becerebiliyor çünkü takım kimyası çok üst düzey. Ev sahibi avantajını deplasmanda alınacak bir galibiyetle tekrar ele geçirebilirse, United Center'da oynanacak 5. maç serinin kaderi için belirleyici olacaktır. Miami'nin bugünün üzerine çıkabilecek bir potansiyeli yok fakat Bulls'un yapacağı ayarlamalarla çok daha iyi performans gösterebileceğini biliyoruz.

Rüzgar şimdi Heat'in arkasında esiyor ve üçüncü maça kadar herkes tekrar şampiyonluk şanslarını konuşmaya başlayacak. Bulls ise tüm sezon olduğu gibi yine kendilerine inanmayanları yanıltmaya hazırlanacak. Ne olursa olsun, muhteşem bir üçüncü maç bizi bekliyor.