Allen IversonBeşiktaş Cola Turka forması ile ULEB Erkekler Avrupa Kupası B Grubu ilk maçında bugün Hemofarm Stada karşısında ilk performansını sergileyecek. Beşiktaş Cola Turka Arena'da oynanacak maçı TRT 3 yayınlayacak ve maçı efsane ikili Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem anlatıp, yorumlayacak. Maçın başlama saati ise 19:30. Kaçırmayın!
Sonunda Mersin Bşb. galibiyetle tanıştı. Böyleyikle Beko Basketbol Ligi’nin galibiyet yüzü görmemiş takımı kalmadı. Aslında ilk yarı bittiğinde ne benim, ne de Edip Buran Spor Salonu’nu dolduran kalabalığın galibiyete dair pek ümidi yoktu. Ne olduysa üçüncü çeyrekte oldu ve arkası da geldi.
İlk yarı boyunca İlkan Karaman’ın pota altı sertliğine pek direnç gösteremedi Mersin. Dış şutlarda zaten sıkıntı yaşayan takımda potaya gitmeyi de kimse düşünmeyince bir çok hücum son iki-üç saniye kalan yapılan sallama atışlarla neticelenmek zorunda kaldı. Zaten delici oyuncu sıkıntısı çeken takımda hücumlar durağan hale gelince ilk yarı feci bir skor olan 27-23 Tofaş üstünlüğü ile geçildi. Tofaş’ın kadrosunda sadece 3 yabancı olduğunu ve bir kaç tecrübeli isim hariç çoğunlukla genç oyunculara şans verdiğini göz önüne alırsak böyle bir takıma karşı kendi evinde bu skorun neden feci bir skor olduğunu daha rahat anlatabiliriz. Ancak temel sıkıntı savunmada değil, hücumdaydı. İlk çeyrekte 14, ikinci çeyrekte de 13 sayı yiyen takım, ilk çeyrekte sadece 10, ikinci çeyrekte ise 13 sayı bulabildi.
Ancak ne olduysa üçüncü çeyrekte oldu. Nihat İziç’in dış şut atmakta zorlanan Mersin’e karşı alan savunmasına geçme kararı zaten pota altında sinmiş olan Mersin’in ekmeğine yağ sürdü. Adam adama savunmada topu dışardan dolaştırıp duran, fakat bir türlü boş adamı bulamayan Mersin, alan savunmasına karşı topu iyi çevirmeye başlayınca boş atıcıları buldu ve üçlükler bir anda yağmur gibi yağmaya başladı. Mersin Bşb., Andrej Stimac ile üst üste iki tane, arkasından miss match up yakalayan Hakan Köseoğlu ve Nedim Yücel’in çeyreğin sonunda attığı üçlüklerle bu çeyrekte 19 sayı üretmeyi başardı ve son çeyreğe 42-41 önde girdi. Son çeyrekte de üçüncü çeyrekte arkasına aldığı ivmeyi sürdüren takım bir ara farkı 10 sayıya kadar çıkardı (55-45). Maçın son bölümlerinde Tofaş’ın tecrübesizliğinden de faydalanan Mersin böylelikle ilk galibiyetini almış oldu.
Erdemir maçına göre ilgi biraz daha azdı bu maça. Bu galibiyete takımın çok ihtiyacı vardı. Reese’in de yokluğunda Hakan oyun kurucu pozisyonunu Grier ile paylaşmak zorunda kaldı. Christmas yine çemberi dövdü ve deplasmandaki iyi oyununu bir kez daha Mersin seyircisine izletemedi. Takımda olumlu tek gelişme maç sonucu ve Stimac’ın bu takım için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunun bir kez daha öne çıkması oldu. Mersin hala çok durgun hücum eden bir takım görünümünde. Hücumdaki tıkanıklığa çare olacak yapıda bir oyuncu ne yazık ki yok. Hakan eski Hakan değil ve Christmas da kötü attığı günlerde oyundan kopuyor. Grier zaten acayip şut stili ile o yaraya çare olacak yapıda bir oyuncu değil. Stimac ise akıllı bir oyuncu. Saha içerisinde Amerikalılara nazaran çok daha akıllı bir oyun oynuyor ve çok daha doğru işler yapıyor. Ancak o da yapı olarak sistem içinde var olabilecek bir oyuncu. Burada görev koç Mete Babaoğlu’na düşüyor. Stimac’ın mutlaka oyun setlerinde bitirici rolünde olması gerekiyor. Christmas hırslı bir oyuncu ama takıma yararlı olamadığı zaman zarar vermeye başlıyor. Bu gece ise ilk yarıda çok kötü şut attı ama en azından savunmadaki hırsı takımın kolay sayı yemesine bir kaç pozisyonda engel oldu ve diğer takım arkadaşlarını da ateşledi. Son olarak maçın ve takımın en skorer ismi Nedim Yücel’den bahsetmek lazım. Under-sized olmasına rağmen ve pota altında özellikle İlkan Karaman’dan bir hayli sertlik görmesine rağmen maçın sonuna kadar oyunun içinde kalmayı başardı. Çok kritik 2 üçlük attı. Serbest atışlardan da 9 sayı çıkardı. Takımın onun hücum gücüne çok ihtiyacı var. En önemlisi de ne yapıyorsa çok gösterişsiz yapıyor. Sessiz sedasız bir bakıyorsunuz 20 sayıya ulaşmış.
Tofaş takımında ise İlkan Karaman’ı özellikle ilk yarıda çok beğendim. İkinci yarı nedensizce geri adım attıysa ve sahada yokları oynadıysa da takımın özellikle ilk yarıda saha içi lideriydi. Jason ise çok enerjik bir guard. Boş kaldığında çok iyi şut atıyor ama çok kısa boyu nedeni ile zaman zaman şutunu yaratmakta zorlanıyor ve içeri penetrelerinde aldığı darbeler ile dengesi çok bozuluyor. Maçın son bölümlerinde Tofaş’ı yeniden maça ortak eden oydu. Ancak sonunu getiremedi. Tofaş’ın en büyük talihsizliği ise bana göre koç Nihat İziç. İki hafta önce Mersin’e maç kaybettiren alan savunması ısrarının kurbanı bu akşam o oldu ama takıma asıl zararı kenardaki agresifliği ile veriyor. Çoğunluğu genç oyunculardan oluşan bu takımın Nihat İziç yapısındaki bir koçla işi zor. Kenarda durmadan oyuncularına bağıran ve kızan bir koç ile genç oyuncuların korkusuzca oynamalarını beklemek hayal. Bomboş kalsalar bile şut atmaktan çekiniyorlar. İlkan’ı da boş kaldığı bir pozisyonda kullandığı üçlük sonrası azarlayarak oyundan düşüren yine Nihat İziç’ti bence.
Gelecek hafta çok zor bir deplasman olan Galatasaray Cafe Crown maçına çıkacak Mersin Bşb. Kazanmak çok zor ancak düşük farklı ve yakın geçecek bir maç gelecek için ümitlenmesini sağlayabilir takımın. Bu maç hedef bir maç değil belki ama oyununu geliştirmek zorunda olan bir takım olarak Mersin'in Galatasaray'a mutlaka direnç göstermesi gerekiyor.
Önce bizi üzen bir haber ile başlayalım. Gelecek sezon NBA'de draftın ilk 3 sırasında seçilmesi beklenen Enes Kanter'in NCAA'de oynamasına izin çıkmadı. Enes'in durumunu görüşen NCAA yönetimi, aldığı yardımların ihtiyaçlarından fazla olduğuna kanaat getirdi ve profesyonel statüsünde değerlendirerek NCAA'de oynamasına kalıcı olarak yasak koydu.
Kentucky Üniversitesi ay sonunda duruma itiraz edecek. Ancak itiraz sonuçlanana kadar Enes takımla maçlara çıkamayacak, seyahat edemeyecek. Sadece antrenmanlarına devam edebilecek. Student Athlete Reinstatement Committee adı verilen komiteye başvuracak Kentucky. Bu komite daha önce yönetimin oynayamaz kararı verdiği oyuncular için kararları bozmuş. Ancak söz konusu maddi yardım olunca böyle kararın çıkması pek beklenmiyor.
Olayın kısa özeti ise şudur; Bildiğiniz gibi NCAA kuralları gereği profesyonel kontratı bulunan oyuncuların bu ligde oynamaları yasak. Amatör statüsünde oynamış oyuncular sadece NCAA'de forma giyebiliyor. Ancak oyuncuların belirli limitler içerisinde yol, yemek, barınma vs. gibi bir takım temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için klüplerin küçük ödemeler yapması serbest. Enes Kanter de Fenerbahçe Ülker forması giydiği süre içerisinde bir takım ödemeler aldı. Klüp bu ödemelerin maaş da içerdiğini, eğer NCAA yönetimi bilgi isterse de bunu belirteceklerini söyledi. Enes Kanter ise aldığı ödemelerin yardım kapsamında olduğunu iddia etti. Ancak NCAA yönetimi yaptığı inceleme sonucunda Enes Kanter'in, sporcu ihtiyaçlarının üzerinde yardım aldığını (yaklaşık 33 bin dolar), dolayısıyla profesyonel statüsünde değerlendirildiğine karar vererek, NCAA'de forma giymesine izin vermedi.
Peki bundan sonra ne olacak? Kentucky Üniversitesi'nin itirazı kabul edilirse sorun yok. Ancak itiraz kabul edilmez ve Enes'e NCAA yolu tamamen kapanırsa Enes'in nasıl bir yol izleyeceğini gerçekten merak ediyorum. Avrupa'da kalması yönünde kendisine yapılan baskılar neticesinde eğitimci bir aileden geldiğini ve eğitimine de çok önem verdiğini belirterek NCAA'e gitme kararı aldığını belirten Enes, NCAA'de oynaması mümkün olmayınca Avrupa'ya geri döner mi, bilemiyorum. Enes şimdilik itirazın neticesini bekleyecektir. Tahminin önceliğinin Amerika'da kalmak yönünde olacağı ancak bu konuda da çok fazla seçeneği yok. Enes'in durumunu önümüzdeki günlerde çok daha ayrıntılı bir yazı ile kaleme alacağım için şimdilik bu konuyu burada bitiriyorum.
Muhteşem smaç dün gecenin maçı Boston-Miami maçından. Rondo'nun gece vakti beni ayağa fırlatan bu enfes smacı maçın ilk çeyreğinden. Rondo bu sezon gerçekten çok üstün bir performans sergilemeye devam ediyor. Artık Boston için Big 3 yerini Big 4'a bırakmış durumda. Sezonun asist lideri dün geceyi de 16 assitle tamamladı. Lebron ise 35 sayı 10 rebound 9 asist yaparak, üst üste ikinci triple-double'ını bir asist ile kaçırmış oldu. Rondo'nun ne kadar efektif olduğunu aşmış asist rakamları da gösteremiyor. Takımın tüm temposunu o ayarlıyor. Ancak gecenin yıldızı ise 9'da 7 üçlükle 35 sayı atan Ray Allen'dı. Şut söz konusu olduğu zaman standartları belirlemeye hala Allen devam ediyor. Boston bu sezonki ikinci karşılaşmadan da galibiyetle ayrılırken Miami için işler kötü gitmeye devam ediyor. Wade'in çok etkisiz kaldığı maçta Lebron turboları açtıysa da galibiyeti getiremedi. İkinci yarı Boston'ın maç içerisinde zaman zaman vites düşürdüğünü de göz ardı etmemek lazım. Özellikle ilk çeyrekte Boston makine düzeninde hücum etmeyi ve topu doğru pozisyonda doğru oyuncu ile buluşturmayı başardı. Miami'de PG pozisyonunda sahaya ilk 5'te çıkan Carlos Arroyo 10:30 saniye süre alabildi. Bir çok NBA takımında ikinci hatta üçüncü guard opsiyonu olabilecek Arroyo ile Miami'nin şampiyonluk iddiası pek yok bana göre. Savunmada da ciddi defo oluşturuyor. Tüm yük Lebron ve Wade'in üzerinde. Takım savunmada istenilen düzeyde değil ancak özellikle hücumda henüz bir arada oynamak konusunda sıkıntı çektikleri de bir gerçek. Bunda Wade'in pre-season boyunca sakatlığı nedeni ile sadece 3 dakika giymiş olmasının da büyük etkisi var. İki büyük hücum gücünü aynı anda sahada efektif kullanabilmek de önemli bir koçluk becerisi. Riley sahaya inmek için fazla beklemeyecek demektir bu.
Lakers'ın ilk yenilgisini aldığı gece Bulls ise Golden State'i 120-90'la geçerek 7 maçta, 4 galibiyet 3 yenilgi elde etmiş oldu. İlk 7 maçın tamamını izledikten sonra ayrıntılı bir Bulls değerlendirmesi de önümüzdeki günlerde sitede olacaktır.
Maçın tamamını özetleyen bir an ile başlamak istiyorum. İlk yarının bitimine yaklaşık 1 dakika 10-15 saniye civarlarında Diamantidis bir alley-hoop pası attı. Pası hiç bir oyuncu alamadı ve top panyaya çarpıp Efes boyalı alanına düştü. O sırada o havuzda savunma yapan 3 Efes’li oyuncu arasından o boş topu bilin bakalım kim aldı? Evet bir Panathinaikos’lu oyuncu aldı topu ve hücumun devamında sayıyı bulmayı başardılar.
Şunu kabul etmek gerekiyor ki Atina deplasmanı kazanmanın çok zor olduğu bir deplasman. Panathinaikos kendi sahasında çok iyi savunma yapan bir takım. Salonu basketbolu çok iyi bilen bir seyirci topluluğu dolduruyor ve maçın hakemlerini kısa sürede etkisi altına almayı başarabiliyorlar. Pana lobisi zaten Avrupa’da kuvvetli. Ancak tüm bunlara rağmen bir hedef takımı iseniz böyle silik ve karaktersiz bir oyun oynamaya hakkınız yok.
İkinci çeyreğin başlangıcından bitimine yaklaşık 2 dakika kalana kadar 23-7’lik bir seri yedi Efes Pilsen. Bir zamanlar savunması ile tüm Avrupa’da nam salmış Efes Pilsen’den bahsediyoruz. Rakip kim olursa olsun, hangi saha ve hangi şartlar olursa olsun, bir Euroleague maçında yaklaşık 8 dakikada 23 sayıya izin veriyorsanız, büyük hedeflerin takımı olduğunuza kimseyi inandıramazsınız. Kalan iki dakikada 3-10’luk bir seri ile Efes Pilsen farkı 12’ye indirip ikinci yarı için biraz ümit vermişti aslında. Çünkü bu sahada kazanmak kadar kaybederken fazla sayı farkı yememek de çok büyük önem taşıyordu. Ancak ikinci yarı sahada adeta ne yaptığını bilmeyen bir Efes Pilsen vardı ve üçüncü çeyrekte 20-11’lik skorla farkın açılmasına engel olamadı.
Daha önce de yazdığım gibi bu takımın dümeninde Kerem Tunçeri var. Ancak takım ona o kadar bel bağlamış durumda ki, biraz oyunun dışında kaldığı zaman Efes Pilsen de sistemsiz ve lidersiz kalıveriyor. Rakocevic müthiş bir skorer olmasına rağmen Efes Pilsen’in tüm sistemini dinamitleyen adam adeta. Zaman zaman o kadar sorumsuzca şeyler yapıyor ki, anlamak mümkün olmuyor. Bir koç için gerçekten çok zor bir oyuncu o. Kenarda oturtsanız ayrı dert, sahada tutsanız ayrı dert. Ancak Rakocevic kumarını oynayacak bir takım değil Efes Pilsen. Büyük hedeflere koşmak istiyorsanız Rakocevic gibi oyuncularla bunu başaramayacağınızı görmek zorundasınız. Kerem Tunçeri’nin bu takım için ne kadar önemli olduğunun zaten Panathinaikos maç öncesi farkında olduğunu verdikleri demeçlerde ortaya koydular. Nitekim ona aldıkları özel önlemle Efes Pilsen’i daha maçın başında rayından çıkartmayı başardılar. Efes maç boyunca hücumda istediklerini hiç yapamazken, savunmada Diamantidis’in özellikle çok kötü ilk yarısına rağmen 84 sayı yemeyi engelleyemediler. 2. 3. ve 4. çeyreklerde Pana 26-20 ve 23’er sayı bularak farkın açılmasını sağladı. Efes Pilsen ise çok kötü oynadığı ilk ve üçüncü çeyrekte 12 ve 11’er sayı bulabildi ancak. İkinci çeyreğin son iki dakikasındaki seri olmasaydı, maç çok daha utanç verici bir skorla bitebilirdi.
Bir oyuncunun tamamen devre dışı kalması ile (Kerem Tunçeri 0 sayı, 0 asist, 3 top kaybı) Efes Pilsen teslim bayrağını çekecek bir takım olmamalı. Fenerbahçe Ülker ile aradaki farkın açılmasını istemiyorsa Efes Pilsen’in mutlaka çok daha rekabetçi ve üst düzey bir kadro kurması şart. Şu an kadro derinliği ve kadro kalitesi açısından arada çok ciddi bir fark var. Efes Pilsen artık çok silahlı bir takım olmaktan çıktı ve savunulması kolay bir takım haline geldi. Ender Arslan ve Wisniewski her ne kadar rakamsal olarak iyi gözükseler de Kerem Tunçeri’nin bu takım için önemini daha da arttırır nitelikte bir oyun anlayışına sahipler. Her iki oyuncu da zaman zaman kontrolden çıkıyorlar. Efes Pilsen savunması ise gerçekten çok yetersiz ve dağınık. Panathinaikos’un kullandığı 2 sayılık atışlarda bulduğu yüzde 61’lik isabet oranı, Efes Pilsen’in savunmada ne kadar yetersiz ve yumuşak kaldığının en büyük göstergesi.
Bu sezon bu kadro ile Euroleague’de başarılı olması çok zor Efes Pilsen’in. İşler kısa vaadede iyiye gidecek gibi görünmüyor. Köklü değişiklikler şart.
Fenerbahçe Ülker yoluna kayıpsız devam ediyor. Aslında söylenecek çok fazla bir şey yok. Anlamsız top kayıpları olmasaydı çok rahatlıkla 20'li farklara çıkarabileceğimiz bir maçtı. 2ye 1 hatta 3e 1 giderken dahi yaptığımız gereksiz top kayıpları ve McCalebb'in kendini aşan 3 sayı performansı olmasaydı, sonuç Siena için utan verici bir hale gelebilirdi.
Bugün savunmadaki yüksek konsantrasyon, kadro derinliğinden yine maksimum faydalanma ve en önemlisi rakibi domine eden rebound performansı aradaki farkı yarattı. Siena ne olursa olsun oyun düzeninden hiç çıkmayan bir takım. Böylesi bir deplasmanda rebound'larda bu kadar oyun dışı kalmalarına rağmen bir şekilde oyunun içinde kalmayı becermelerini de göz ardı etmemek lazım. Ancak Fenerbahçe Ülker koçu Spahija kadrosundan o kadar yüksek verim almayı başarıyor ki diğer tüm açıkları kapatmaya yetiyor. Kendi evinde oynadığı Euroleague maçında 17 top kaybı yapan bir takımın maçı bu kadar farklı kazanmış olması pek beklenir bir sonuç değil. Ancak özellike 15 hücum rebound'u Fenerbahçe Ülker'i zor atışlara zorlayan Siena savunmasının sayıyı engelleyememesine neden oldu.
Mirsad Türkcan NBA'de oynamış ilk Türk basketbolcu olarak mı, yoksa Euroleague'de tüm zamanların en verimli Türk oyuncusu olarak mı hatırlanır bilemiyorum. Ben onu her zaman üst düzeyde olan hırsı ile hatırlayacağım. Ben hayatımda bu kadar hırslı bir oyuncu görmedim. Ve o hırsı hiç mi dinmez bir oyuncunun. Senelerce hep üst düzey takımlarda, üst düzey maçlarda forma giymiş, müthiş performanslar ortaya koymuş bir oyuncu düşünün. 34 yaşında ama attığı sayı sonrası akranları gibi kafasını önüne eğip savunmaya ağır adımlarla gitmek yerine, elini yumruk yapıp seyircilerle heyecanını paylaşıyor. Bu adamın içindeki basketbol sevgisi gerçekten çok yüksek. Kenardan gelip yaptığı muhteşem katkı bir yana, onunla gelen enerji takımı adeta başka bir boyuta taşıyor. Rebound sezgileri için zaten söylenecek fazla bir şey yok. Avrupa basketbolunda rebound söz konusu olunca akla gelen ilk isim odur.
Bu galibiyetle Barcelona galibiyetinin anlamı daha da arttı. Fenerbahçe Ülker'in grupta artık çok önemli bir Siena deplasmanı ve kendi evinde oynacağı Barcelona maçı var. Ancak bu maçların önemini yitirmemesi için diğer maçlarda kayıp yaşamamak şart. Yıllarca dereyi geçip bir kaşık suda boğulan takımlarımız bizi hüsrana uğrattı. Fenerbahçe Ülker'in mutlaka buna karşı özel önlem alması gerekiyor.